Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 46. Ayet

    فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feulkiye-sseharatu sâcidîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      46. “Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.”

      47-48. “Âlemlerin Rabb’ine, Mûsâ ve Hârun’un Rabb’ine iman ettik dediler!’”


      Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. Allah, kendilerine hakkın belirlemesi ve apaçık hal alması üzerine onların derhal secdeye kapandıklarını ve âlemlerin Rabb’ine iman ettik dediklerini bildirdi. Tefsirciler dediler ki: Firavun o anda dedi ki: Ben âlemlerin Rabb’iyim! Sihirbazlar: Mûsâ ve Hârun’un Rabb’ine! dediler. Ve benzeri ayrıntılar... Ancak bu ve benzeri Kitapta yer almayan açıklamalardan uzak durmak daha uygun bir tavırdır. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi bu haberlerle ehl-i kitabın peygamberin getirdiğini tasdik etmeleri bağlamında onlara karşı hüccet kılınmaktadır. Zira bu haberler onların kitaplarında da mevcuttur. Hal böyle iken haberde ziyade ve noksana sebep onların kitabı tekzip etmelerinden endişe edilir. O yüzden açıklamada kitapta zikredildiği kadarı ile yetinip ziyade ve noksana imkân vermemek gerekir. Aksi halde orada olanla olmayan tefrik edilir ve yalanlanır. Bu konuda sadece Hz. Peygamberden nakledilen sahih bir söz olursa o söylenir, şayet yoksa ayrıntıya girmekten kaçınmak ve el çekmek daha uygundur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe ulkiye (فَأُلْقِيَ)

        Bırakmak, fırlatmak, atmak ve yere çalmak anlamlarına gelen l-k-y (ل ق ي) kökünden, if'âl babında türetilmiş üçüncü tekil şahıs mazi (geçmiş zaman) meçhul (edilgen) fiildir. Başındaki "fe" (فَ) harfi, eylemin Musa'nın mucizesinin hemen ardından, araya hiçbir zaman girmeden aniden (ta'kib) gerçekleştiğini gösterir.

        İbn Fâris, l-k-y (ل ق ي) kökünün temelinde "iki nesnenin veya şahsın birbiriyle karşılaşması, şiddetle yüz yüze gelmesi" anlamının yattığını belirtir. "İlkâ" fiili bir nesneyi yere fırlatmak iken, fiilin meçhul (edilgen) kalıbı olan "ulkiye" (fırlatıldı/yere çalındı), eylemin nesnesi olan kişinin kendi iradesi dışında, şiddetli bir dış müdahale ile zeminle buluşturulmasıdır.

        Râgıb el-İsfahânî, eylemin edilgen (meçhul) formda kullanılmasındaki muazzam psikolojik ve ontolojik sarsıntıyı tahlil eder. Ayet "Sihirbazlar secdeye kapandılar" (secedû) demez; "Secdeye kapandırıldılar / yere fırlatıldılar" (ulkiye) der. Çünkü Musa'nın asasının yuttuğu o devasa gerçeklik karşısında sihirbazlar, kendi hür iradeleriyle, sakince ve aşama aşama düşünerek secdeye gitmemişlerdir. Hakikatin (mucizenin) şiddeti ve dehşeti onların akıllarını, egolarını ve bedenlerini adeta bir şok dalgasıyla vurmuş ve onları iradesizce yere çarpmıştır.

        Dücane Cündioğlu, bu edilgen eylemin varoluşsal boyutunu inceler. İnsan kibri, ayakta durmak (kıyam) ve yukarıdan bakmak üzerine kuruludur. Ancak mutlak hakikat perdesiz bir şekilde tecelli ettiğinde, insanın o sahte dik duruşu taşıyacak gücü kalmaz. "Ulkiye" (yere çalınma) eylemi, beşeri kibrin, sahte bilginin ve Firavun'a duyulan sadakatin, ilahi kudretin ağırlığı altında saniyeler içinde ezilip sıfırlanmasının dildeki en sarsıcı ifadesidir. Kibir, yerçekimine ve hakikate yenilmiştir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, aynı kökten (l-k-y) türeyen fiillerin arena içindeki ironik yer değiştirmesine odaklanır. Birkaç ayet önce Firavun "Atın!" (elkû) demiş, sihirbazlar "Attılar" (elkav) fiiliyle iplerini yere fırlatmışlardı. Musa da asasını "Attı" (elkâ). Şimdi ise aynı fiilin meçhul haliyle bizzat sihirbazların kendileri "yere fırlatılmıştır" (ulkiye). Yere cansız ipler atan sihirbazlar, hakikat karşısında bizzat kendileri yere atılan (ulkiye) nesnelere dönüşerek mutlak bir ilahi tasallutun altına girmişlerdir.

        Es-Seharatü (السَّحَرَةُ)

        Aldatmak, göz boyamak ve gerçeği örtmek anlamlarına gelen s-h-r (س ح ر) kökünden türemiş "sâhir" (sihirbaz) kelimesinin çoğuludur. Eylemin sözde öznesi (nâib-i fâil) konumundadır.

        İbn Fâris, s-h-r (س ح ر) kökünün "bir şeyin hakikatini gizleyip, onu olduğundan farklı ve yanıltıcı bir cazibeyle sunmak" anlamını taşıdığını aktarır.

        Patricia Crone, sihirbazların (es-seharatü) Mısır devlet mekanizmasındaki yerini hatırlatarak bu çöküşü politik teoloji bağlamında okur. Yere kapananlar sıradan illüzyonistler değil, devletin ideolojik aygıtını ayakta tutan resmi ruhban sınıfıdır. Mısır imparatorluğunun en korunaklı ve en sarsılmaz kabul edilen dogmatik savunma hattı (sihirbazlar ordusu), bizzat devletin zirvesinin (Firavun'un) ve halkın (nâs) gözü önünde tek bir hamleyle çökmüştür. Sistem, kendi uzmanları tarafından tekzip edilmiştir.

        Toshihiko Izutsu, kelimenin dönüşümündeki teolojik derinliği inceler. Bu insanlar arenaya girerken "Firavun'un izzetine yemin eden" ve "Biz galip geleceğiz" diyen kibirli kâfirlerdi. Ancak Kur'an onlara hala "sihirbazlar" (es-seharatü) demeye devam etmektedir. İzutsu'ya göre bu kullanım, onların geçmişteki mesleklerini aşağılamak için değil; ulaştıkları o yeni ve yüce mertebenin (imanın) değerini daha da parlatmak içindir. Yalanın en büyük ustaları, hakikati gördüklerinde ona en hızlı ve en tavizsiz teslim olan (secde eden) muazzam birer iman abidesine dönüşmüşlerdir.

        Sâcidîn (سَاجِدِينَ)

        Boyun eğmek, itaat etmek, alnı yere koymak ve teslim olmak anlamlarına gelen s-c-d (س ج د) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) çoğuludur. Hal bildirdiği için "yâ" ile nasb edilmiştir ("secde edenler halinde / secdeye kapanmış olarak").

        İbn Fâris, s-c-d (س ج د) kökünün temelinde "tevazu göstermek, dik duruşu bozarak eğilmek ve üstün bir gücün önünde küçülerek teslimiyetini ilan etmek" anlamının bulunduğunu belirtir. Gözünü aşağı dikip başını öne eğen kişiye "sâcid" denmesi bu köktendir.

        Râgıb el-İsfahânî, "secde" kavramının salt fiziksel bir eğilme eyleminden ibaret olmadığını; aklın, kalbin ve bedenin senkronize bir şekilde mutlak hakikati tasdik edip ona boyun eğmesi olduğunu ifade eder. Sihirbazların secde etmesi (sâcidîn), Musa'ya karşı duyulan bir yenilgi hissi değil; Musa'nın asasını harekete geçiren o devasa ilahi kudret (Rab) karşısında hissedilen derin bir hiçlik, huşû ve ani bir uyanış eylemidir. Beden yere çarpılırken (ulkiye), ruh secdeyle (sâcidîn) göklere yükselmiştir.

        Arthur Jeffery, kelimenin filolojik tahlilinde s-c-d kökünün Sami dilleri ailesindeki (Özellikle Aramice ve Süryanicedeki "sgêd") ortak tapınma ve litürjik boyun eğme anlamlarına dikkat çeker. Mısır arenası, bir sihir düellosundan çıkmış, Ortadoğu'nun bu en kadim monoteist tapınma ritüelinin (secdenin) topluca icra edildiği bir mabede dönüşmüştür.

        Michael Cook, bu secdenin politik sahnede yarattığı yıkıcı etkiyi tahlil eder. Antik Mısır'da secde (yüzüstü yere kapanma), sadece ve sadece tanrı-kral olan Firavun'un şahsına ve onun heykellerine yapılan mutlak bir siyasi itaat ritüelidir. Devletin memurları olan sihirbazların, Firavun'un huzurunda, ondan izin almadan ve ona sırtlarını dönerek başka bir güce (Musa'nın Rabbine) secde etmeleri; siyasi tarihin en büyük, en radikal ve en açık başkaldırısıdır (vatana ihanet). Bu secde, Firavun'un ilahlık iddiasını arenanın ortasında fiziken parçalayan bir politik devrimdir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin görsel (sinematografik) ve estetik ihtişamına odaklanır. Arenada devasa bir gürültü, ipler, yılanlar ve Firavun'un tehditleri varken, sahne aniden mutlak bir sessizliğe ve hareketsizliğe bürünür. Yüzlerce sihirbaz (sâcidîn), alınları tozun toprağın içinde, dilleri susmuş, sadece bedenleriyle o muazzam gerçeğe tanıklık etmektedirler. Bu kelime, gürültülü ve kibirli bir isyanın, sessiz, derinden ve göz yaşartıcı bir teslime dönüştüğü o kırılma anını anıtsallaştırır.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, secde maddesinde bu eylemin teolojik hızına işaret eder. Sihirbazlar, İslam teolojisi bağlamında tek bir saniye bile tefekkür etmeye, bir kitap okumaya veya bir dogma öğrenmeye vakit bulamamışlardır. Secde, fıtratın hakikatle karşılaştığı an verdiği o en saf, en ilkel ve en güçlü ontolojik reflekstir. Yalanın ustaları, hakikatin o apaçık beyanı (mübîn) karşısında tek bir saniyede küfrün zirvesinden imanın zirvesine sıçramışlardır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X