قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 43. Ayet
Daralt
X
-
43. “Mûsâ sihirbazlara, ‘Ne atacaksanız atın!’ dedi.”
Mûsâ sihirbazlara, ‘Ne atacaksanız atın!’ dedi. Şayet bir soru sorulur ve denilirse ki Mûsâ onlara “Ne atacaksanız atın!” diye nasıl söyleyebilir?! Zira o onların attıklarının sihir olduğunu bilmektedir. Bu durumda Mûsâ onlara sihir yapmalarını emretmiş olmaz mı?!
Buna şöyle cevap verilir; Bu söz görünüşte her ne kadar emir ise de aslında o bir emir değildir. Aksine o bir tehdit ve korkutmadır. Yani “acizliğinizin ve zayıflığınızın görünmesi için atın!” anlamındadır. Bu tür kullanım şekli Kuranda çoktur. İblis hakkında şu ilâhî beyanda olduğu gibi: “Haydi, onlardan gücünün yettiklerini sesinle (telkinde bulunarak) çağrınla ayart!” Bu örnekte de emir anlamında değil, aksine tehdit ve korkutma anlamındadır. Yani Eğer sen bunu yapmaya kalkışırsan bil ki senin onların üzerinde herhangi bir gücün ve tahakkümün yoktur. Keza şu örneklerde de durum aynıdır: “Kullarım üzerinde senin hâkimiyetin olmayacaktır”; “İstediğinizi yapın!”
İkincisi: Bu şekilde onlara emretti ki acizlikleri ve yalancılıkları ortaya çıksın, kendisinin doğru olduğu ortaya çıksın ve delili bilinsin. Çünkü hakikat ancak böyle ortaya çıkardı. Ya da o bu sözünü, sihirbazların iman etmelerine vesile olacağı için demiştir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
Söylemek, konuşmak ve beyan etmek anlamlarına gelen k-v-l (ق و ل) kökünden türemiş mazi (geçmiş zaman) fiildir.
İbn Fâris, k-v-l (ق و ل) kökünün temelinde "zihindeki bir düşüncenin, niyetin veya kararın kelimeler aracılığıyla dış dünyaya aktarılması" anlamının yattığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, fiilin bu bağlamdaki psikolojik ve hiyerarşik işlevini tahlil eder. Firavun, devletini kurtarmak için sihirbazlarla pazarlık yapmış ve onlara makam vadetmişti. Arenada (mîkât) binlerce kişi toplanmış, Firavun'un sihirbazları sahneye çıkmıştır. Beklenen, meydan okumanın ve ilk sözün devlet destekli bu devasa kalabalıktan gelmesidir. Ancak "kâle" (dedi) eyleminin faili, yapayalnız olan Hz. Musa'dır. Musa, inisiyatifi ve sözü alarak psikolojik üstünlüğü anında ele geçirir.
Dücane Cündioğlu, konuşma eyleminin felsefi diyalektiğini inceler. Otorite ve kitleler sayısal büyüklüklerine güvenerek sessiz bir tehdit oluştururken; tek bir insanın (peygamberin) öne çıkıp onlara hitap etmesi (kavl), hakikatin sayısal çoğunluğa veya devlet aygıtına ihtiyaç duymadığının varoluşsal bir beyanıdır. Söz, kaba gücü ve illüzyonu kendi sahasında karşılamaktadır.
Lehüm (لَهُمْ)
İçin, -e/a, onlara anlamlarına gelen "li" (لِ) harf-i ceri ile üçüncü çoğul şahıs zamiri "hüm"ün (هُمْ) birleşimidir ("onlara").
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân eserinde zamirlerin merciini (döndüğü yeri) bağlam üzerinden okur. Musa, hitabını (lehüm) Firavun'a, vezirlere veya toplanan halka değil; doğrudan karşısına dikilen, mesleğinin zirvesindeki o "uzmanlar ordusuna" (sihirbazlara) yöneltir. Otoriteyi (Firavun'u) muhatap almayı bırakıp doğrudan onun taşeronlarına yönelmek, Firavun'u kendi arenasında yok sayan, onu denklem dışı bırakan ince bir tahkir (küçümseme) sanatıdır.
Mûsâ (مُوسَى)
Hz. Musa'nın özel ismi olup cümlede eylemin faili (öznesi) konumundadır.
El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde bu ismin Arapça kökenli olmadığını, İbranice veya Kıptice kökenli (mu'arreb) bir isim olduğunu aktarır.
Arthur Jeffery, kelimenin köken bilimsel tahlilinde ismin Eski Mısır dilindeki (Kıptice) "mo" (su) ve "uses" (kurtarılmış/alınmış) kelimelerinin birleşiminden (sudan çıkarılmış) geldiğini, oradan İbranice "Mosheh" (מֹשֶׁה) formuna ve nihayet dönemin Sami hafızası üzerinden Arapçaya "Mûsâ" olarak geçtiğini belirtir.
Gabriel Said Reynolds, ismin bu sahnede açıkça zikredilmesinin tipolojik (typology) önemini inceler. Ayette "O onlara dedi ki" (Kâle lehüm) denilebilecekken ismin "Mûsâ" olarak açıktan vurgulanması, anonim ve kalabalık bir kitleye (sihirbazlara) karşı, tarihi ve teolojik kimliği net olan, şahsiyet sahibi "tek bir kahramanın" ontolojik ağırlığını sahneye koymaktır. İsmin zikri, peygamberin kimliğinin altını çizer.
Elkû (أَلْقُوا)
Bırakmak, fırlatmak, atmak ve sunmak anlamlarına gelen l-k-y (ل ق ي) kökünden, if'âl babında (ilkâ) türetilmiş ikinci çoğul şahıs emir fiilidir.
İbn Fâris, l-k-y (ل ق ي) kökünün temelinde "iki nesnenin veya durumun birbiriyle karşılaşması, yüz yüze gelmesi" anlamının bulunduğunu belirtir. Bir şeyi yere fırlatmaya "ilkâ" denmesi, atılan nesnenin zeminle veya muhatapla şiddetli bir temasa geçirilmesidir.
Râgıb el-İsfahânî, emir fiilinin (elkû / atın) mahiyetini tahlil eder. Bu bir tavsiye veya rica değil, doğrudan doğruya bir meydan okumadır. Musa, sihirbazların hünerlerinden çekinmediğini, onların ortaya koyacağı hiçbir şeyin hakikati sarsamayacağını bilmenin verdiği o muazzam ilahi özgüvenle, "Elinizden geleni ardınıza koymayın, başlayın" şeklinde buyurgan bir emir kipi kullanır.
Patricia Crone, emir kipinin politik sahnede el değiştirmesini inceler. Mısır sarayının kurallarına göre meydanda (mîkât) emri vermesi, başlatma veya bitirme yetkisine sahip olması gereken kişi mutlak otorite olan Firavun'dur. Ancak Hz. Musa "Elkû" (Atın!) diyerek arenanın yönetimini de fakto (fiilen) ele geçirir. Düelloyu başlatan komutu Firavun değil, Musa vermiştir. Otorite, kendi kurguladığı gösteride kontrolü daha ilk saniyede muhalifine kaptırmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin psikolojik savaş (harp) taktiği olarak kullanımına dikkat çeker. Musa'nın onlara "Önce siz atın" demesi, sihirbazların tüm görsel cephanelerini, en büyük illüzyonlarını tüketmelerini sağlama stratejisidir. Hakikat, batılın tüm kozlarını oynamasını bekler; batıl zirveye çıkıp tükenince, hakikat tek bir hamleyle hepsini yutacaktır.
Mâ (مَا)
Arapçada "o şey ki, her ne" anlamlarına gelen, cansızları ve durumları kapsayan ism-i mevsul (ilgi zamiri) edatıdır.
Celaleddin el-Suyuti, "mâ" edatının belagatteki "tahkîr" (küçümseme ve değersizleştirme) işlevini inceler. Musa "İplerinizi ve sopalarınızı atın" veya "Sihrinizi atın" demez. Bunun yerine son derece belirsiz ve isimsiz bir edat olan "mâ" (ne atacaksanız / o atacağınız şeyleri) kelimesini seçer. Bu kullanım, sihirbazların aylarca hazırlandığı, devletin üzerine titrediği o devasa yanılsama araçlarının (illüzyonların) Musa'nın gözünde hiçbir özel isme veya değere layık olmayan, sıradan ve önemsiz nesneler ("şeyler") yığınından ibaret olduğunu gösterir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin retorik gücüne odaklanır. Musa'nın kullandığı bu belirsiz edat, muhatabın (sihirbazların) egosunu ve sanatını sıfırlayan soğukkanlı bir vuruştur. Onlar kendilerini Mısır'ın en büyük ustaları (sehhâr) olarak görürken, peygamber onların o büyük sanatını basit bir "mâ" (ne idüğü belirsiz nesne) seviyesine indirgeyerek savaşın psikolojik cephesini daha onlar eyleme geçmeden yıkmıştır.
Entüm (أَنْتُمْ)
Arapçada "siz" anlamına gelen, muhatabı gösteren ikinci çoğul şahıs ayrık (munfasıl) zamiridir.
Râgıb el-İsfahânî, cümlede anlam tam iken (elkû mâ mulkûn denilebilecekken) "entüm" (SİZ) zamirinin araya girmesinin bir "tahsis" ve "tekid" (pekiştirme) sanatı olduğunu belirtir. Musa, "SİZ, sizin atacaklarınız" diyerek, onların kalabalığına, kimliklerine ve temsil ettikleri o koca devlete işaret eder. Onların çokluğu ve birikimi (siz), Musa'nın yalnızlığı karşısında cepheleştirilmektedir.
Mulkûn (مُلْقُونَ)
Atmak, fırlatmak ve ortaya koymak anlamlarına gelen l-k-y (ل ق ي) kökünden, if'âl babında türetilmiş ism-i fâil (özne) çoğuludur ("atanlar / atıcılar / atacak olanlar").
İbn Fâris, l-k-y (ل ق ي) kökünün "karşılaşma ve temas" anlamını taşıdığını belirtir. İsm-i fâil formu, bu eylemin sürekliliğini ve failin bu eylemle tanımlanır hale gelmesini ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "mulkûn" (atanlar) tanımlamasını, sihirbazların ontolojik sınırı olarak okur. Firavun onları "uzman bilginler" (sehhâr-ı alîm) olarak tanımlamıştı. Musa ise onları sadece "mulkûn" (ellerindeki eşyaları yere atanlar) olarak tanımlar. Onlar hakikatin yaratıcıları değil, sadece ellerindeki cansız nesneleri fırlatarak göz boyayan aktörlerdir. Eylem (ilkâ) onlara aittir, ancak o nesneleri gerçek bir varlığa dönüştürecek kudret onlarda yoktur.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, cümlenin (elkû mâ entüm mulkûn) barındırdığı felsefi ironiyi tahlil eder. Musa, "Atın o atacaklarınızı" diyerek onlara varoluşsal bir sınır çizer. Onların eylemi sadece yere bir şeyler "atmakla" sınırlıdır; ötesine (mucizeye/yaratılışa) geçemezler. Sihir, insanın eşyayla oynadığı sığ bir oyundur (ilkâ). Hakikat (vahiy) ise o oyunun sahte düzenini yutacak olan ilahi müdahaledir. Musa, batılın kendi sahteliğini sergilemesi için ona arenada son bir kez "oynama" (atma) fırsatı tanır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla