قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şuarâ Sûresi, 36. Ayet
Daralt
X
-
36. “Dediler ki: ‘Onu ve kardeşini bir süre alıkoy ve sihirbaz toplamak üzere şehirlere (adamlar) gönder;’”
37. “Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler.’”
Dediler ki: “Onu ve kardeşini bir süre alıkoy. Yani onu tut ve beklet ve sihirbaz toplamak üzere şehirlere (adamlar) gönder; “Hâşir” (حَاشِرِينَ) toplayıcı demektir. Haşr da toplanmak demektir. Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler. Aslında onun sihire, benzer şekilde sihirle mukabele edildiğini bilmesi gerekirdi. Bunun için de durumu kavmine sormaya ihtiyacı yoktu. Ancak melun Firavun belirttiğimiz üzere basiretsizliği, himmetinin güdüklüğü ve fikrinin bayağılığı sebebiyle öyle yapmıştı.
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
Söylemek, konuşmak ve beyan etmek anlamlarına gelen k-v-l (ق و ل) kökünden türemiş üçüncü çoğul şahıs mazi (geçmiş zaman) fiildir.
İbn Fâris, k-v-l (ق و ل) kökünün "zihindeki veya kalpteki bir niyetin, kararın sesler ve kelimeler aracılığıyla dışa vurulması" anlamını taşıdığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, fiilin failine (öznesine) dikkat çeker. Bir önceki ayette Firavun, paniğe kapılarak etrafındaki danışma meclisine (mele' zümresine) "Ne emredersiniz?" diye sormuştu. "Kâlû" (Dediler ki) eylemi, mutlakiyetçi bir sarayda ilk defa Firavun'un değil, etrafındaki seçkinlerin inisiyatif alarak, ortak bir akılla (çoğul formda) devlet politikası ürettiklerini gösterir.
Dücane Cündioğlu, konuşma eyleminin bu çoğul formunun politik psikolojisini inceler. Otorite (Firavun) hakikat karşısında sarsıldığında, onun etrafındaki çıkar grupları kendi varlıklarını ve statülerini korumak için hemen devreye girerler. Bu "kavl" (söz), hakikati arayan bir cevap değil, Firavun'un sarsılan iktidarını ayakta tutmak için aristokrasi tarafından ortaklaşa üretilmiş bir kriz yönetimi refleksidir.
Ercih (أَرْجِهْ)
Geciktirmek, ertelemek, sonraya bırakmak ve mühlet vermek anlamlarına gelen r-c-e (ر ج ا) kökünden, if'âl babında (ircâ') türetilmiş emir fiili ile "onu" anlamındaki üçüncü tekil şahıs zamirinin (h) birleşimidir.
İbn Fâris, r-c-e (ر ج ا) kökünün temelinde "bir işi veya hükmü hemen karara bağlamayıp ileri bir zamana tehir etmek, beklemeye almak" anlamının yattığını belirtir. (İslam düşüncesindeki "Mürcie" fırkasının adı da hükmü Allah'a ertelemelerinden dolayı bu kökten gelir).
Râgıb el-İsfahânî, "ircâ" eyleminin siyasi bir taktik olarak kullanımını tahlil eder. Meclis, Firavun'a Musa'yı hemen öldürmesini veya hapse atmasını tavsiye etmemiştir. Çünkü Musa'nın sunduğu mucizeler (ejderha ve parlayan el) sarayda büyük bir psikolojik etki yaratmıştır. Onu hemen yok etmek, Musa'yı haklı çıkarabilir veya halkta gizli bir inanç (şehitlik efsanesi) doğurabilirdi. "Ercih" (Onu beklet/ertele) kararı, Musa'nın argümanını kamuoyu önünde çürütmek için zaman kazanma stratejisidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mısır devlet aklındaki karşılığını okur. İktidar, karşılaştığı bu teolojik ve sihirsel (!) meydan okumayı bir devlet meselesine dönüştürmüştür. "Erteleme" hamlesi, devletin bu krizle başa çıkmak için daha büyük ve organize bir karşı-gösteri (spektakül) hazırlama ihtiyacından doğan rasyonel ve bürokratik bir frenlemedir.
Ve ehâhu (وَأَخَاهُ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) ile kardeş, dost, ortak anlamlarına gelen e-h-v (ا خ و) kökünden türemiş "eh" isminin, "onun" anlamındaki muttasıl zamirle (hû) birleşimidir.
İbn Fâris, e-h-v (ا خ و) kökünün "aynı kökten gelmek, bir yolu veya bir amacı birlikte paylaşmak" anlamına geldiğini aktarır.
Gabriel Said Reynolds, geç antik çağ monoteist metinlerindeki (Tevrat ve Kur'an) kardeşlik (brotherhood) tipolojisini inceler. Mısır meclisinin sadece Musa'yı değil, kardeşi Harun'u da (ve ehâhu) doğrudan hedef tahtasına oturtması, devletin karşı karşıya olduğu tehdidi "bireysel bir isyan" olarak değil, organize, eşgüdümlü ve "çift başlı bir peygamberlik (risalet) misyonu" olarak algıladığını gösterir.
Veb'as (وَابْعَثْ)
Bağlaç olan "ve" (وَ) ile göndermek, yollamak, harekete geçirmek ve diriltmek anlamlarına gelen b-a-s (ب ع ث) kökünden türemiş emir fiilidir.
İbn Fâris, b-a-s (ب ع ث) kökünün temel anlamının "duran, hareketsiz veya sakin olan bir şeyi yerinden kaldırıp belirli bir amaç için yönlendirmek, sevk etmek" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde "ba's" kavramının teolojik ve politik kullanımındaki muazzam zıtlığa odaklanır. Kur'an lügatinde ba's, genellikle Allah'ın ölüleri diriltmesi veya toplumlara "peygamberler göndermesi" (beaset/müb'as) anlamında ilahi bir eylemdir. Ancak burada fiil, Firavun'un meclisi tarafından Mısır'ın büyücülerini toplamak için kullanılır. Bu, devletin kendi gücünü (ve kendi sahte elçilerini/büyücülerini) ilahi iradeye karşı "ba's" etmesi (harekete geçirmesi) şeklindeki şeytani bir simetridir.
Fi'l-medâini (فِي الْمَدَائِنِ)
İçinde, zarfında anlamındaki "fî" (فِي) harf-i ceri ile şehirler, idari merkezler anlamlarına gelen ve d-y-n (د ي ن) kökünden türeyen "medîne" (şehir) kelimesinin çoğulu olan "medâin" isminin birleşimidir.
İbn Fâris, d-y-n (د ي ن) kökünün temelinde "boyun eğmek, itaat etmek, bir otoritenin hükmü altına girmek" anlamının yattığını belirtir. İnsanların belirli bir yasaya ve yönetime tabi olarak toplu halde yaşadıkları büyük yerleşim yerlerine (şehirlere) bu yüzden "medîne" denilmiştir.
Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri ailesindeki tarihsel yolculuğunu çıkarır. Medîne kelimesinin Arapçadaki d-y-n köküyle ilişkili olmakla birlikte, doğrudan Aramicedeki "medîntâ" (yargı bölgesi, idari merkez, şehir) kelimesinden Arapçaya ve dönemin siyasi lügatine geçtiğini belgeler.
Patricia Crone, antik Yakın Doğu devlet aygıtı üzerinden bu çoğul (medâin) kelimesini analiz eder. Meclisin "şehirlere gönder" demesi, Firavun'un sadece başkente değil, Mısır imparatorluğunun tüm idari merkezlerine, taşradaki tapınaklara ve vilayetlere uzanan devasa bir merkezi bürokrasiye (state apparatus) sahip olduğunu gösterir. Musa'nın bireysel ve asadan ibaret olan meydan okuması, devletin tüm coğrafi ve idari sinir uçlarının (medâin) alarma geçirilmesini zorunlu kılmıştır.
Hâşirîn (حَاشِرِينَ)
Toplamak, bir araya getirmek, sevk etmek ve kitleleri sürmek anlamlarına gelen h-ş-r (ح ش ر) kökünden türemiş ism-i fâil (özne) çoğuludur.
İbn Fâris, h-ş-r (ح ش ر) kökünün ana anlamının "insanları veya canlıları bulundukları yerlerden çıkararak, zorlayıcı bir şekilde tek bir merkeze/bölgeye doğru toplamak, sürüp getirmek" olduğunu belirtir. Bu kelime gönüllü bir buluşmayı değil, üst bir otoritenin zorunlu seferberliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, "haşr" ve "cem" (toplanma) arasındaki farkı tahlil eder. Cem sıradan bir birikmedir; haşr ise arkasında bir zorunluluk, bir itici güç ve muazzam bir kalabalığın yönlendirilmesi (kıyametteki toplanma gibi) bulunan bir eylemdir. "Hâşirîn" (toplayıcılar), devletin kolluk kuvvetleridir ve onlara verilen görev, tüm ülkedeki sihirbazları Firavun'un huzuruna "zorunlu bir devlet görevi" olarak, adeta sürüp getirmektir.
Michael Cook, bu kelimenin politik kriz anlarındaki sosyolojik işlevini inceler. İktidarlar, meşruiyetleri derinden sarsıldığında, sadece saray entrikalarıyla değil, devasa kitleleri aynı anda mobilize ederek (haşr) "sayısal bir güç gösterisi" yapma ihtiyacı duyarlar. Meclisin Firavun'a "toplayıcılar/hâşirîn gönder" aklı vermesi, Musa'nın yarattığı ontolojik şoku, imparatorluğun dört bir yanından getirilecek en yetenekli devlet illüzyonistlerinin katılacağı devasa bir ideolojik panayırla (kitle manipülasyonuyla) boğma planıdır. Hakikat, devletin zorunlu toplanma (haşr) mekanizmasıyla ezilmeye çalışılacaktır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla