Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Şuarâ Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Şuarâ Sûresi, 17. Ayet

    اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    En ersil me’anâ benî isrâ-îl(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      16-17. “Firavun’a gidin ve deyin ki: ‘Gerçekten biz, İsrâiloğulları’nı bizimle beraber göndermen için âlemlerin Rabb’inin elçisiyiz!’”

      Firavun’a gidin ve deyin ki: Gerçekten biz, İsrâiloğulları’nı bizimle beraber göndermen için âlemlerin Rabb’inin elçisiyiz. İsrâiloğulları’nı bizimle beraber göndermen için. Bu beyan, onları gerçekten kendisi ile birlikte gönderme talebi anlamında değildir, maksadı onları köleleştirmeyi terketmesini istemektir. Şu âyette olduğu gibi: “Artık îsrâiloğulları’nı bırak bizimle gelsinler. Onlara eziyet etme!” Yani onları kendi angaryanda kullanma ve köleleştirme işini bırak. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ersil (أَرْسِلْ)

        Serbest bırakmak, salıvermek, yollamak ve üzerindeki engeli kaldırmak anlamlarına gelen r-s-l (ر س ل) kökünden if'âl babında türetilmiş emir fiilidir.

        İbn Fâris, r-s-l (ر س ل) kökünün temelinde "bir şeyi sıkı bağlarından kurtarıp yumuşaklıkla ve peş peşe kendi haline bırakmak, salıvermek" anlamının bulunduğunu aktarır. Su akıntısının önünün açılarak serbestçe akmasına izin verilmesi doğrudan bu kökün içerdiği fiziksel serbestiyetle ilgilidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "irsal" kavramını bu ayetin özel bağlamında yeniden tahlil eder. Önceki ayetlerde peygamberlerin elçi olarak görevlendirilmesi (risalet) anlamında kullanılan bu kelime, Firavun'a yönelik "ersil" emri formunda kullanıldığında teolojik bir elçilik ataması değil, "ıtlak" (azat etme, serbest bırakma ve gitmesine izin verme) eylemini ifade eder. Musa, Firavun'dan İsrailoğullarını peygamber yapmasını değil, onların üzerindeki kölelik ve tahakküm zincirlerini çözerek göç etmelerine izin vermesini talep etmektedir.

        Patricia Crone, antik Yakın Doğu'nun politik ve ekonomik yapısı üzerinden bu fiili okur. Mısır devlet mekanizması için İsrailoğulları, devasa inşaat projelerini yürüten ucuz ve zorunlu bir iş gücüdür. Hz. Musa'nın Firavun'un karşısına geçip "ersil" (onları serbest bırak) demesi, sadece dini bir ibadet özgürlüğü talebi değil, aynı zamanda Mısır'ın kurulu ekonomik düzenini ve köleci devlet aygıtını temelinden sarsan radikal ve politik bir iş bırakma (özgürleşme) dayatmasıdır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emrin Mekke dönemindeki sosyo-ekonomik yansımalarına dikkat çeker. "Ersil" fiili, zayıf ve mustazaf (ezilen) bir sınıfın, müstekbir (kibirli/ezen) bir otoritenin elinden sökülüp alınmasını simgeler. Mekke'de köle sınıfından olup İslam'ı seçtiği için ağır işkenceler gören ilk Müslümanlar açısından bu kelime, ilahi adaletin yeryüzündeki zalim güç odaklarına karşı mustazafların özgürlüğünü talep etmesinin tarihsel bir manifestosudur.

        Me'anâ (مَعَنَا)

        Arapçada "ile, birlikte, beraber" anlamlarına gelen, birliktelik (maiyyet) bildiren m-e-a (م ع ا) zarfı ve "bizimle" anlamı katan birinci çoğul şahıs zamiri "nâ"nın (نَا) birleşiminden oluşur.

        İbn Fâris, m-e-a (م ع ا) yapısının "iki veya daha fazla unsurun bir araya gelmesi, eşlik etmesi ve ayrılmaz bir bütünlük oluşturması" anlamını taşıdığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "maiyyet" kavramının fiziksel ve manevi boyutlarını ayırır. Hz. Musa ve Hz. Harun'un "bizimle beraber" demesi, sadece aynı yolda yürüyerek mekansal bir göç etme isteği değil; İsrailoğullarını Firavun'un teolojik ve siyasi etki alanından çıkararak kendi tevhid ve hidayet şemsiyelerinin (maiyyetlerinin) altına alma, onlara önderlik etme iradesidir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'da Dini ve Etik Terimler eserinde kavramı aidiyet üzerinden tahlil eder. Firavun sistemi, İsrailoğullarını kendi "mülkü" ve köleleri olarak görmektedir. Musa'nın "onları bizimle beraber gönder" çıkışı, bu aidiyeti parçalar. İnsanlık onurunu ayaklar altına alan bir tahakküm sistemindense, ilahi elçilerin rehberliğindeki çileli ancak onurlu bir "beraberlik" tercih edilmektedir.

        Angelika Neuwirth, Kur'an'ın Çıkış (Exodus) anlatısını işleyiş biçimini inceler. "Me'anâ" kelimesi, dağınık ve köleleştirilmiş bir güruhun (kitle), ilahi elçilerin etrafında kenetlenerek bilinçli bir "cemaate" ve özgür bir ulusa dönüşme sürecinin başlangıç noktasını (litürjik toplanma) temsil eder.

        Benî (بَنِي)

        Arapçada "oğullar, çocuklar, nesil" anlamlarına gelen b-n-y (ب ن ي) kökünden türemiş "ibn" (oğul) kelimesinin çoğulu olan "benûn" kelimesinin, isim tamlaması (izafet) durumunda sonundaki "nun" harfinin düşmüş halidir.

        İbn Fâris, b-n-y (ب ن ي) kökünün temelinde "bir şeyi üst üste koyarak inşa etmek, kurmak ve yükseltmek" anlamının yattığını aktarır. Bir insanın erkek çocuğuna "ibn" denmesinin kökeni, babanın soyunun ve toplumsal varlığının o çocuk aracılığıyla tıpkı bir bina gibi geleceğe doğru inşa edilmesidir.

        Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tekil biyolojik bir oğuldan ziyade çoğul formuyla (benî) bir ulusu, geniş bir aileyi veya ortak bir atadan gelen bütün bir etnik yapıyı ifade etmek için kullanıldığını belirtir.

        Dücane Cündioğlu, "benî" ifadesinin ontolojik ve sosyolojik ağırlığına eğilir. Mısır'da isimleri, kimlikleri ve haysiyetleri yok sayılarak sadece isimsiz işçiler (köleler) seviyesine indirgenmiş bir kitleye, "Benî İsrail" (İsrail'in Oğulları/Çocukları) diyerek seslenmek, onlara unutturulan şerefli soylarını ve tarihi kimliklerini yeniden hatırlatmaktır. Musa, Firavun'un nesneleştirdiği bu insanlara, asil bir atanın evlatları olduklarını vurgulayarak ontolojik bir diriliş aşılamaktadır.

        İsrâîle (إِسْرَائِيلَ)

        Hz. Yakup'un (a.s.) lakabı olan ve İbrahim (a.s.) soyundan gelen Yahudi ulusuna adını veren yabancı kökenli (gayr-ı munsarif) özel isimdir.

        El-Cevâlîkî, el-Mu'arreb adlı eserinde bu ismin köken bilimini incelerken, kelimenin saf Arapça bir kökten türemediğini; İbranice veya Süryaniceden Arap diline geçmiş, Araplaştırılmış (mu'arreb) bir bileşik isim olduğunu kesin olarak belirtir. Arapça gramer kurallarına tam uymadığı için esre (kesra) ve tenvin almayan bir kelimedir.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında ismin İbranice kökeni olan Yisra'el (יִשְׂרָאֵל) kelimesini tahlil eder. İsmin "El" (Tanrı) ve "Yisra" (mücadele etti, yönetti veya prens oldu) kelimelerinden oluştuğunu, İncil/Tevrat geleneğinde "Tanrı ile güreşen/mücadele eden" anlamı taşıdığını aktarır. Ancak İslam geleneği bu köken hikayesini reddederek, kelimeyi daha çok Süryanice teolojik literatürdeki "İsr" (kul) ve "İl" (Allah) bileşimi, yani "Abdullah" (Allah'ın kulu) anlamında içselleştirmiş ve Kur'an bu kelimeyi dönemin Sami monoteist hafızasından doğrudan ödünç almıştır.

        Gabriel Said Reynolds, "İsrail" isminin Kur'an teolojisindeki tipolojik (typology) işlevine dikkat çeker. Geç antik çağ metinlerinde bu isim, Tanrı'nın seçtiği ancak sürekli yoldan çıkan ve uyarılması gereken bir ulusun (archetypal community) adıdır. Hz. Musa'nın bu ayette "İsrail" ismini zikretmesi, sadece etnik bir azınlığın kurtarılması değil, Tanrı ile özel bir ahdi (sözleşmesi) bulunan tarihi bir cemaatin putperest Firavun'un elinden kurtarılarak yeniden tevhit misyonuna döndürülmesi eylemidir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, İsrail maddesinde, kelimenin İslami lügat bilimciler (Ahfeş, Sa'leb) tarafından "gece yürüyüşüne çıkan kimse" (geceleyin hicret ettiği için) olarak da yorumlandığını, ancak genel kabulün "Allah'ın seçkin kulu" manasında odaklandığını belirtir. Firavun'un huzurunda "Benî İsrail" tamlamasının kullanılması, Mısır tanrı-kralının karşısında yegâne gerçek Tanrı'nın (İl'in) adını taşıyan bir topluluğun ondan bağımsızlığının diplomatik ve dini bir ilanıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X