فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şems Sûresi, 14. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yalanlama, yerle bir etme, şems suresi, deveyi kesme, şems 14, günah sebebiyle helak, şems suresi 14. ayet, rab
-
"Fakat onlar ona inanmayıp deveyi kestiler. Bunun üzerine Rab'leri, günahları sebebiyle onlara ardı arkası kesilmez felâketler göndererek hepsini helâk etti!"
Onu yalanladılar derken kasıt peygamberlik davasında Salih aleyhisselâmı yalanladılar demek olabilir. Yahut deveyi kesmeleri halinde kendilerine azabın ineceğine dair verdiği haberi inkâr ettiler ve buna rağmen deveyi kestiler diye anlaşılabilir.
Bunun üzerine Rab’leri, günahları sebebiyle onlara ardı arkası kesilmez felâketler gönderdi. Bazıları dediler ki: Onlara azabı, büyük küçük herkesi bürüyecek şekilde indirdi. Bu anlamda şöyle bir kullanım şekli vardır: “Ba‘îr müdemdem” denilir ve yağ tabakası bütün etini kaplayan semiz deve kastedilir. Bazıları da “demdeme aleyhim” (دَمْدَمَ عَلَيْهِمْ) cümlesini “demmera” (دَمَّرَ), yani günahları yüzünden altlarını üstlerine getirdi diye yorumlamışlardır. Günahları ise peygamberi inkâr etmeleri ve deveyi kesme taşkınlıklarıdır.
Helâk etti. Bu iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi onları yerle bir, yani dümdüz etti demektir. Nitekim şu İlâhî beyanda da böyle kullanılmıştır: “Küfür yoluna sapıp peygamberi dinlemeyenler o gün, Allah’tan hiçbir haberi gizleyemez hale düşerek yerin altında kaybolmayı temenni ederler”. Ya da helâk ederken büyük küçük ayırmadı hepsini bir tuttu; o azap gününde çocuklar eceliyle, yetişkinler de günahları yüzünden azaba uğradılar ve hepsinin kökleri kazıldı, diye yorumlanır.
Yorumu Yorumla
-
Kezzebû (كَذَّبُوا)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "k-z-b" kökünün gerçeği saptırmak ve doğru olanın aksini iddia etmek olduğunu belirtir; burada eylemin çoğul formda kullanılması, kavmin elçiyi yalanlama işini kolektif bir inat ve isyanla gerçekleştirdiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı eserinde bu fiilin peygamberin getirdiği apaçık uyarıyı kasıtlı olarak reddetmek manasına geldiğini, elçinin şahsında doğrudan ilahi otoritenin tekzib edildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlamsal yapısını incelerken, bu yalanlamanın pasif bir inanmama değil, elçinin mesajını ve varlığını ortadan kaldırmaya yönelik agresif ve eylemsel bir başkaldırı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik Arap lügatlerinde fiilin tef'il babında gelmesinin bu reddedişin şiddetini ve küstahlığını gösterdiğini, kavmin bu yalanlamayla kendilerini bekleyen felaketin fitilini ateşlediğini ifade eder.
Akarû (عَقَرُوا)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "a-k-r" kökünün temel anlamının kesmek, yaralamak ve özellikle bir hayvanın bacaklarını biçerek onu yere düşürmek olduğunu belirtir; devenin sinirlerinin kesilip vahşice katledilmesini anlatan somut ve kanlı bir lügat manasına sahip olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında bu kökün sözlükte kökünden kazımak ve bacakları kesmek anlamına geldiğini söyler; buradaki kullanımında, ilahi bir mucize olan ve dokunulmazlığı bulunan devenin acımasızca boğazlanarak ilahi sınırların pervasızca çiğnenmesini ifade ettiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve linguistik tahlilini yaparken "akarû" fiilinin, insanın içindeki "fucûr"un (vahşi ve sınır tanımaz kötülük) fiziki dünyada nasıl acımasız ve tahripkar bir şiddete dönüştüğünü resmeden son derece dramatik ve vahşi bir eylemi anlattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik sözlüklerde bu fiilin deveyi arka ayaklarından biçerek hareketsiz bırakmak manası taşıdığını belirterek, eylemin sıradan bir hayvan kesimi değil, Allah'ın ayetine karşı girişilen organize ve kin dolu bir suikastı temsil ettiğini ifade eder.
Demdeme (دَمْدَمَ)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "d-m-d-m" kökünün (rubai/dört harfli form) temel anlamının bir şeyi peş peşe ve şiddetle ezmek, üzerini toprakla tamamen örtmek ve yerle bir etmek olduğunu belirtir; fiilin ses uyumunun da eylemin şiddetini ve sürekliliğini yansıttığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin sözlükte öfke ve şiddetle helak etmek, kökünü kazımak anlamına geldiğini söyler; ayette ilahi azabın Semûd kavminin üzerine ardı arkası kesilmeyecek bir felaket dalgası halinde çökmesini ve onları yurtlarıyla birlikte dümdüz ederek tarihten silmesini ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik analizinde, "demdeme" fiilinin sıradan bir cezalandırmayı değil, ilahi gazabın mutlak ve kozmik bir ağırlıkla asi toplumun üzerine inerek onları bütünüyle yutmasını, izlerini dahi bırakmayacak şekilde ezmesini anlatan çok güçlü bir yıkım tasviri olduğuna dikkat çeker. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik açıdan lügatlerin bu kelimeyi toprağı düzeltmek ve kalıntıları örtmek olarak tanımladığını ifade ederek, kelimenin fonetik yapısındaki ardışık tekrarların, azabın sarsıcı ve yok edici ritmini mükemmel bir şekilde metne taşıdığını belirtir.
Rabb (رَبّ)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "r-b-b" kökünün temel anlamının bir şeye malik olmak, onu ıslah edip korumak ve kemale erdirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında kelimenin terbiye edici ve besleyip büyütücü manalarının yanı sıra, mutlak otorite ve efendi anlamını taşıdığını söyler; bu ayet bağlamında yaratıcının sadece lütufkar bir terbiye edici değil, aynı zamanda sınırları aşıldığında adaleti tesis eden ve asileri cezalandıran mutlak hakim sıfatıyla metinde yer aldığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dil ailesindeki kökenlerine değinerek İbranice ve Süryanice'deki benzer formlarına (rabbî/rabba) dikkat çeker; sözcüğün efendi, yönetici ve üstün güç sahibi manasında ortak bir linguistik mirasa dayandığını ve Kur'an'ın teolojik çerçevesinde yaratıcının mutlak egemenliğini sembolize ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik alanındaki kullanımını incelerken, bu bağlamda "Rabb" isminin "kul/abd" (veya asi kul) karşısındaki efendilik statüsünü vurguladığını; isyan eden kavme karşı kozmik düzeni ve ahlaki yasayı koruyan cezalandırıcı otoriteyi temsil ettiğine dikkat çeker.
Zenb (ذَنْب)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "z-n-b" kökünün temel anlamının kuyruk, bir şeyin ardı, peşi ve son kısmı olduğunu belirtir; işlenen suça veya günaha bu ismin verilmesinin, etimolojik olarak eylemin kötü sonucunun failin peşini bir kuyruk gibi bırakmamasından ve nihayetinde onu yakalamasından ileri geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin sözlükte bir eylemin kötü akıbetini ve cezasını peşinden sürüklemesi manasına geldiğini söyler; burada kavmin işlediği suçun (deveyi kesmelerinin ve isyanlarının) sıradan bir hata değil, kendilerine mutlak bir yıkım (demdeme) getirecek, arkası kesilmez ve ağır bedelli bir günah olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, klasik Arap lügatlerinde bu kökün "sonuçları itibarıyla kişiyi takip eden vebal" anlamına geldiğini belirterek, etimolojik bağlamda bu kelimenin, işlenen büyük cürmün sebep-sonuç ilişkisi içerisinde ilahi azabı adeta bir mıknatıs gibi üzerlerine çekmesini sembolize ettiğini ifade eder.
Sevvâ (سَوَّى)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "s-v-y" kökünün denklik, eşitlik ve düzleştirmek anlamlarına geldiğini belirtir; ayetteki fiil formunun, ilahi azabın kavmin bütün fertlerini eşitlemesini, hiçbirini dışarıda bırakmaksızın üzerlerini toprakla bir edip düzlemesini anlattığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı eserinde bu kökten gelen fiilin bir şeyi yerle bir etmek ve çıkıntıları giderip mutedil hale getirmek olduğunu açıklar; etimolojik olarak burada azabın son derece kusursuz ve kapsamlı bir şekilde gerçekleştiğini, toplumun büyük-küçük, zengin-fakir ayrımı olmaksızın ölümde ve helakta eşitlendiğini, şehirlerinin ise dümdüz bir harabeye çevrildiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin aynı suredeki 7. ayette ("Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene/sevvâhâ") fıtri bir mükemmelleştirme anlamında kullanıldığını, burada ise tam zıt bir bağlamda, mutlak bir fiziksel yıkımı ve haritadan silinmeyi anlattığını belirterek, bu linguistik paralelliğin Kur'an'ın edebi ve semantik sanatını yansıttığına dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik sözlüklerde kelimenin her tarafı bir seviyeye getirmek anlamına geldiğini ifade ederek, azabın kapsayıcılığına ve yeryüzünde onlardan geriye hiçbir izin veya yükseltinin bırakılmamasına yönelik etimolojik bir vurgu taşıdığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla