اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Şems Sûresi, 12. Ayet
Daralt
X
-
"En azılısı cüretle ileri atıldığında;"
En bedbahtı ve azılısı kalktı ileri atıldı, deveyi kesmek suretiyle ortaya koyduğu inkârdan ötürü en bedbahtları oldu. Ammâr b. Yâsir’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (a.s.) Hz. Aliye şöyle buyurmuştur: “Bak! Sana insanların en bedbahtını bildireyim mi? İki adam!” O: “Evet ey Allah’ın rüsûlü! Bildir!” dedi. Hz. Peygamber (a.s.): “Biri deveyi kesen Semûd’un Uheymir’i diğeri de, ey Ali, seni şöylece vuracak olandır” buyurup, elini Ali’nin başına koydu ve neresine kadar kana bulanacağını da sakalını tutarak işaret etti”. Sözünü ettiğimiz gerekçelerden ötürü deveyi kesen Uheymir insanların en bedbahtı (şakî) olmuştur. Hz. Ali’nin katilinin insanların en bedbahtı olması da mümkündür, çünkü o, onun öldürülmesini helâl telakki etmiştir.
Yorumu Yorumla
-
İnbe'ase (انْبَعَثَ)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga eserinde "b-a-s" kökünün temel anlamının durgun ve hareketsiz olan bir şeyi harekete geçirmek, uykudan uyandırmak veya birini bir göreve yönlendirip göndermek olduğunu belirtir; ayetteki "inbe'ase" fiilinin inkişaf (infial) babında gelmesinin, kişinin kendi içindeki isyan duygusuyla kendi kendine harekete geçmesi, kötülük yapmak için aniden fırlayıp atılması anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât adlı çalışmasında bu kökün sözlükte bir şeyi bulunduğu yerden kaldırıp yönlendirmek manasına geldiğini söyler; buradaki kullanımında, Semûd kavminin en bedbaht kişisinin içindeki isyan dürtüsüyle provoke olup peygamberin devesini kesmek gibi korkunç bir eyleme girişmek üzere hızla ve cüretkarca öne atılmasını ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlamsal yapısını incelerken fiilin sıradan bir eyleme başlama durumu olmadığını, kökenindeki "kışkırtılıp fırlama" vurgusuyla, içsel bir kötülük patlamasını ve ahlaki frenlerin boşalarak yıkıcı bir eyleme doğru şiddetle atılmayı sembolize ettiğine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik Arap lügatlerinde bu fiil kalıbının eylemi yapanın güçlü bir içsel itilim ve gönüllülükle harekete geçtiğini gösterdiğini belirterek, etimolojik bağlamda bu kelimenin, isyankar kişinin hiçbir dış baskı altında kalmadan, tamamen kendi iradesi, arzusu ve taşkınlığıyla suçu işlemeye koşmasını anlattığını ifade eder.
Eşkâ (أَشْقَى)
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "ş-k-y" ve "ş-k-v" kökünün temel anlamının zorluk, meşakkat, darlık ve mutluluğun (saadet) tam zıddı olan bedbahtlık durumu olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât eserinde kelimenin sözlükte ilahi lütuftan mahrum kalarak dünya veya ahirette mutsuzluğa, hüsrana ve yıkıma sürüklenmek manasına geldiğini söyler; ayette ism-i tafdil (en üstünlük derecesi) kalıbında gelen "eşkâ" kelimesinin, kavmin içinde isyan, haddi aşma ve kötülük bakımından en ileri giden, bu sebeple de azabı ve ebedi mutsuzluğu en çok hak eden "en bedbaht" kişiyi işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın semantik alanındaki eskatolojik kullanımını tahlil ederken, "şekavet" kavramının sadece geçici ve dünyevi bir üzüntü değil, fıtrata ihanet etmenin bir sonucu olarak ontolojik bir çöküşü ve kurtuluş (felah) imkanının tamamen yitirildiği mutlak bir ruhsal karanlığı temsil ettiğine dikkat çeker. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve linguistik tahlilinde ism-i tafdil formunun, kötülüğün sıradan bir seviyede kalmayıp zirveye ulaştığını gösterdiğini; "eşkâ" sözcüğünün, kavmin kolektif günahını şahsında somutlaştıran ve nefsindeki kötülük potansiyelini (fucûr) en uç noktaya taşıyan bireyin prototipi olarak metne son derece dramatik bir şiddet kattığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik açıdan lügatlerin bu kelimeyi mutlak hüsran ve ziyan olarak tanımladığını ifade ederek, insanın kendi hür iradesiyle ilahi sınırları (tağvâ) aşmasının onu varoluşsal olarak nasıl en alt dereceye, yani "en şaki" konumuna düşürdüğünü bu kelimenin yapısal formunun mükemmel bir şekilde yansıttığını kaydeder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla