مَتَاعٌ قَل۪يلٌ ثُمَّ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 197. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ali imran 197, ali imran suresi, kötü son, ali imran suresi 197. ayet, geçimlik, cehennem
-
196. İnkar edenlerin (gönüllerince) diyar diyar dolaşmaları sakın seni yanıltmasın.
197. Kısa süren bir faydalanma... Sonra sığınakları cehennem. Ne kötü bir mesken!
İnkar edenlerin (gönüllerince) diyar diyar dolaşmaları ifadesi farklı şekillerde yorumlanabilir. Birincisi, bu, Allah'ın onlara bir lütfu ve nimetidir, çünkü onlar Rablerini inkar etmelerine rağmen, Allah, istedikleri diyarlara gidip ticaret yapmaları için kendilerine fırsat veriyor. İkincisi, Cenab-ı Hak onlara mal ve servet vermiş; bu sayede keyif yapıyor, nimetler içinde yüzüyor, dünyayı dolaşıyorlar. Üçüncüsü de Allah onların helak olmasını ve azaba maruz bırakılmalarını belli bir vakte kadar ertelemiştir, bundan dolayı diyar diyar dolaşarak keyif sürüyorlar. Allah Teala ayette seni yanıltmasın! buyuruyor. Ey Muhammed, bu hal seni yanıltmasın, zira bu, ancak çok az ve basit bir faydalanmadır, ardından varacakları yer cehennemdir. Cenab-ı Hak başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: "Onların malları da evlatları da seni imrendirmesin!". Başka bir ayette de şöyle buyurur: "İnkar edenler, kendilerine vermiş olduğumuz fırsatın sakın onlar için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Onlara verdiğimiz fırsat ancak günahlarını artırmaya yarıyor". Burada bizzat diyar diyar dolaşmanın, imrenilecek bir şey olduğu kastedilmemektedir; çünkü bu zordur ve meşakkatli bir şeydir. Kastedilen, onlardaki güven ve emniyet duygusu ile servetleri ve güçleridir. Bunun delili de Cenab-ı Hakk'ın, o, kısa süren bir faydalanmadır mealindeki beyanıdır. Bunun hemen arkasından da, "Fakat Rab'lerine karşı gelmekten sakınanlara gelince... " diye buyurmaktadır; bunların çalışmaları ahiret hayatları içindir, orada onlar için sonu gelmeyen nimetler vardır.
Yorumu Yorumla
-
metâ'un (مَتَاعٌ)
Kelimenin kökü m-t-a harflerinden oluşur.
İbn Fâris, m-t-a kökünün temelinde bir şeyden faydalanmak, geçici bir süre için onu kullanmak, tüketmek ve azık edinmek anlamlarının yattığını belirtir. Kalıcı mülkiyetin mutlak zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "metâ" kavramını, insanın kısa bir yolculuk esnasında ihtiyacını gidermek için kullandığı, ancak yolculuk bitince terk edip arkasında bıraktığı "geçici kullanım eşyası" olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bağlamı üzerinden kelimenin sosyolojik eleştirisini yapar. İnkarcıların yeryüzündeki (bir önceki ayette geçen) siyasi ve ekonomik hareketlilikleri, şatafatları ve güç gösterileri, dışarıdan bakıldığında devasa bir iktidar gibi görünse de; ilahi terazide bu sadece süresi dolduğunda çöpe atılacak olan basit, geçici ve aldatıcı bir "tüketim nesnesidir" (metâ).
kalîlun (قَلِيلٌ)
Kelimenin kökü k-l-l harflerinden türemiştir.
İbn Fâris, k-l-l kökünün miktar olarak azlık, hacimsel hafiflik, yetersizlik ve çokluğun (kesret) zıttı olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kalîl" kelimesini hem niceliksel (sayıca veya süre olarak az) hem de niteliksel (değersiz/önemsiz) anlamda açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "metâ" kelimesinin hemen yanına "kalîl" sıfatının eklenmesiyle yaratılan edebi hacim küçültmesini (tahkir) inceler. İnkarcıların dünyada elde ettikleri o büyük sandıkları güç ve refah, ahiretteki sonsuz zaman (ebediyet) ve ilahi ceza karşısında ontolojik olarak "kısacık ve değersiz" (mutlak bir hiçlik) seviyesine indirgenerek, onların materyalist kibri kusursuz bir tıbâk (zıtlık) sanatıyla paramparça edilir.
summe (ثُمَّ)
Arapçada zaman sırası ve olaylar arasında belirli bir gecikme/mühlet (terâhî) bildiren "sonra, daha sonra" anlamında bir bağlaçtır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "fe" (hemen/derhal) bağlacı yerine "summe" (daha sonra) bağlacının kullanılmasındaki psikolojik gerilimi analiz eder. Bu bağlaç, zalimlere dünyada bir süre (mühlet) tanındığını, cezalarının hemen kesilmediğini, ancak bu gecikmenin bir kurtuluş değil; o "geçici faydalanmanın" (metâ) süresi dolduğunda faturanın kaçınılmaz bir şekilde kesileceğini gösteren eskatolojik bir bekleyiş (suspense) ifade eder.
me'vâhum (مَأْوَاهُمْ)
Kelimenin kökü e-v-y harflerinden gelir.
İbn Fâris, e-v-y kökünün temel anlamının dağınık olanın bir araya toplanması, bir yere sığınmak, geri dönmek ve barınmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "me'vâ" kelimesini (ism-i mekân formunda), insanın dışarıdaki tehlikelerden kaçıp huzur ve güven bulmak amacıyla sığındığı "asıl barınak/korunak" olarak açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin yarattığı teolojik ironiyi (tehekküm) deşifre eder. Normal şartlarda sığınak (me'vâ), insanı tehlikeden koruyan güvenli bir limandır. Ancak Kur'an, dünyada kendi gücüne sığınan zalimlerin ahiretteki "sığınağının" bizzat cehennemin kendisi olduğunu ilan ederek, güvenlik kavramını tersyüz eder ve onların ebedi ikametgahını sarsıcı bir dille yüzlerine vurur.
cehennemu (جَهَنَّمُ)
Kelimenin kökeni, Sami dilleri havzasına dayanır.
El-Cevâlîkî, bu kelimenin Arapçaya dışarıdan girmiş (muarreb) ve Arapçalaşmış bir kelime olduğunu, ateşin derinliğini ve şiddetini ifade ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin doğrudan İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) kelimesinden geldiğini kanıtlarıyla sunar. Tarihsel olarak Kudüs'ün güneyinde çocukların kurban edildiği ve daha sonra şehrin çöplerinin sürekli yakıldığı, ateşi hiç sönmeyen lanetli bir vadi olan Gehenna; zamanla Ortadoğu eskatolojisinde ebedi azabın ve ilahi öfkenin evrensel ismine dönüşmüş ve Kur'an'a da bu teolojik ağırlığıyla geçmiştir. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ dini lügatinde "Cehennem" kelimesinin, dünyevi güçlerini kötüye kullanan tiranların ve hakikati inkar edenlerin atılacağı mutlak ve kozmik bir "yakım/imha merkezi" olarak işlev gördüğünü belirtir.
ve bi'se (وَبِئْسَ)
Kelimenin kökü b-e-s harflerinden oluşur.
İbn Fâris, b-e-s kökünün temelinde şiddet, zorluk, ıstırap ve insanın doğasının şiddetle reddettiği kötü durum anlamlarının yattığını belirtir. Nimetin ve güzelliğin zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "bi'se" kelimesini, ahlaki ve ontolojik bir kınama (yergi) ifade eden, "ne kötü, ne fena, ne iğrenç" anlamlarına gelen camid (çekimsiz) bir fiil olarak açıklar. Bir eylemin veya durumun yaratılış amacına ve fıtrata tamamen aykırı düştüğünü bildiren nihai bir reddiyedir.
el-mihâd (الْمِهَادُ)
Kelimenin kökü m-h-d harflerinden türemiştir.
İbn Fâris, m-h-d kökünün temel anlamının bir şeyi düzeltmek, pürüzlerini gidermek, yaymak ve üzerinde rahatça dinlenilecek şekilde hazırlamak olduğunu belirtir. Çocuğun yatırıldığı beşiğe de (mehd) bu rahatlıktan dolayı bu isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, "mihâd" kelimesini, insanın dinlenmek, uyumak ve yorgunluğunu atmak için özel olarak serilmiş, yumuşak ve geniş döşek/yatak olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, ayetin kapanışındaki bu kelimenin muazzam felsefi ironisini (sarcasm) analiz eder. Dünyada kısa bir süre (metâ'un kalîl) zevk içinde yaşayan ve her türlü konfora sahip olan zalimler için ahirette de bir "yatak/döşek" (mihâd) hazırlanmıştır. Ancak "bi'se" (ne kötü) nitelemesiyle gelen bu yatak, yumuşak bir dinlenme yeri değil; bizzat ateşten, acıdan ve azaptan dokunmuş kozmik bir işkence zeminidir. Kur'an, dünyevi konfor kavramlarını (barınak ve yatak) kullanarak, onların kendi kazdıkları kuyuya düşüşlerini kusursuz bir edebi sanatla tesciller.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla