وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 189. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: mülk, ali imran suresi, hükümranlık, ali imran 189, kudret, ali imran suresi 189. ayet, allah, sema, arz, kader
-
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter.
Evlat Sahibi Olma İsteğinin Amacı
En doğrusunu bilen Allah'tır ya, bu ayet, "Allah fakirdir, biz zenginiz, diyenlerin sözünü andolsun ki Allah işitmiştir" mealindeki ayete verilen bir cevap gibidir. Yani göklerde olan ve yeryüzünde olan her şeyin mülkiyeti kendisine ait iken Allah'ın fakir ve ihtiyaç sahibi olduğu nasıl söylenebilir? Siz Allah'ın köleleri ve cariyeleri olduğunuz ve kölenin elinde bulunan her şey efendisine ait olduğu halde, zenginliği kendinize nasıl atfedersiniz? Yahut bu ayet, "Allah çocuk edindi, dediler. Haşa! O, bundan münezzehtir" mealindeki ayetin cevabıdır. Yani göklerde olan ve yeryüzünde olan her şeyin mülkiyeti kendisine ait iken, herkes onun kölesi ve cariyesi iken nasıl olur da Allah çocuk edinir? Dünya aleminde çocuk, ancak şu dört şeyden biri sebebiyle edinilir: Ya yaşadığı yalnızlık ve kimsesizlik halinden kurtulup çocuğuyla ünsiyet kazanmak için, yahut ortaya çıkan bir ihtiyacı çocuğuyla birlikte karşılamak için, veyahut düşmanın kahır ve galebe çalmasından korktuğu ve çocuğu vasıtasıyla düşmanlarına galip gelmesi için, yahut da öldüğünde mülküne varis olması için. Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'a ait olunca, O'nun bu sayılan şeylerden herhangi birine maruz kalmaktan çok yüce olduğu anlaşılır. Öyleyse sizin, Allah çocuk edindi, demeniz nasıl caiz görülür? Bütün yaratıklar Allah'ın köleleri ve cariyeleri ise -siz de evlatlarınızı kölelerinizden ve cariyelerinizden edinmediğinize göre- Allah'ın kendi kölelerinden çocuk edindiğini nasıl iddia edersiniz?
Allah'ın Her Şeye Gücü Yetmesi
Allah'ın her şeye gücü yeter. Bu ilahi beyan Mutezile'nin aleyhine bir delil teşkil eder. Çünkü onlar diyorlar ki Allah, kulun fiilini yaratmaya kadir değildir; onların iddiasına göre Allah pek çok şeyi yapmaya kadir değildir. Ancak bu ayette Allah, her şeyi yapmaya kadir olduğunu haber vermektedir. Yüce Mevla, Allah'ın her şeye gücü yeter buyurmaktadır. Şanı yüce olan Allah burada gücünü ve kudretini her şeyi içine alacak derecede genişletmek suretiyle kendini övmüştür. Bununla nimetlerini bilerek inkar edenleri korkutmuş ve kendisine boyun eğenleri de büyük mükafatlara özendirmi ştir. Şayet herhangi bir şeyi O'nun kudretinin dışına çıkarmak caiz olsaydı, o zaman Allah'ın sakındırmış olduğu şeylerden korkmak ve özendirdiği şeyleri ümit etmek de ortadan kalkardı; çünkü O'nun buna kudreti ancak Allah'ın her şeye gücü yeter mealindeki beyanıyla gerçekleşir; çünkü bir insanın herhangi bir şeyi yapmaya ancak Allah'ın güç vermesi ile muktedir olacağını ifade etmektedir. Allah'ın gücünün yetmediği bir şeye kulun gücünün yetmesi imkansızdır, yahut zikrettiğimiz şeyden dolayı kulun gücü tamamen yok olur. İşte bundan dolayıdır ki Mutezile'nin iddiasının yanlış olduğunu söylüyoruz; onlar kullara ait fiillerin, Allah'ın kudretiyle yaratılmış olduğunu kabul etmiyor ve Allah'ın tedbir ve idaresinin dışında görüyor. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Yorumu Yorumla
-
velillâhi (وَلِلَّهِ)
"Ve" bağlacı ile "li" (aidiyet/sahiplik bildiren harf-i cer) ve "Allah" lafzının birleşimidir. Cümlenin başına gelerek mutlak bir mülkiyet ve otorite vurgusu (hasr) yapar; "Sadece ve sadece Allah'a aittir" anlamını taşır.
mulku (مُلْكُ)
Kelimenin kökü m-l-k harflerinden oluşur.
İbn Fâris, m-l-k kökünün temelinde bir şeye sahip olmak, onu elde tutmak, yönetmek ve üzerinde tam bir tasarruf gücü (otorite) kurmak anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mülk" kavramını, akıl sahibi varlıklar (insanlar vb.) veya nesneler üzerinde emir ve yasaklarla kurulan, karşı konulmaz siyasi, ontolojik ve mutlak iktidar olarak tanımlar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetin teolojik kurgusu içindeki polemik gücüne dikkat çeker. Bir önceki ayette "cimrilik" eden ve mallarını (emvâl) ellerinde sımsıkı tutan materyalist akla karşı Kur'an; bırakın o saklanan küçük servetleri, tüm evrenin "mülkünün" (hem mülkiyetinin hem de yönetiminin) zaten başından beri mutlak olarak Allah'a ait olduğunu hatırlatarak insanın "mülkiyet iddiasını" (benim malım kibrini) sıfırlar.
es-semâvâti (السَّمَاوَاتِ)
Kelimenin kökü s-m-v harflerinden türemiştir.
İbn Fâris, s-m-v kökünün temel anlamının yüksek olmak, yukarıda bulunmak, yücelmek ve aşağıda (süfl) olmanın zıttı olduğunu belirtir. İnsanın başının üstünde yer alan, onu kuşatan uçsuz bucaksız uzay/gök demektir. Râgıb el-İsfahânî, "semâvât" (çoğul) kelimesini, sadece fiziksel gökyüzü değil, yerin ötesindeki tüm yüksek varoluş katmanları, metafizik boyutlar ve evrenin tamamı olarak açıklar.
ve'l-ardı (وَالْأَرْضِ)
Kelimenin kökü e-r-d harflerinden gelir.
İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda, altta ve ayak basılan zemin anlamına geldiğini belirtir. Göğün (semânın) mutlak zıttıdır. Toshihiko Izutsu, "gökler ve yer" (es-semâvât ve'l-ard) ikilemesinin Kur'an felsefesindeki yerini analiz eder. İzutsu'ya göre bu kullanım sadece mekânsal bir tasvir değil, "tüm varlık alemini" kapsayan evrensel bir (merism) sanatıdır. En yukarıdan en aşağıya kadar bilinen ve bilinmeyen her şeyin Allah'ın mülkü olduğunun eksiksiz bir ilanıdır.
vallâhu (وَاللَّهُ)
Kelimenin kökü e-l-h harflerinden oluşur. İbadet edilen, boyun eğilen ve her şeyin fıtraten kendisine yöneldiği mutlak ilah anlamına gelir. Cümleyi yeni ve kapsayıcı bir teolojik yargıya bağlar.
alâ (عَلَىٰ)
Arapçada bir şeyin üzerinde olma, ona hakim olma, onu kapsama ve üstünlük (istila) bildiren harf-i cerdir (edattır). "Külli şey'in" (her şeyin) önüne gelerek, ilahi kudretin hiçbir şeyi dışarıda bırakmayacak şekilde her varlığın "üzerinde" ve ona "hakim" olduğunu vurgular.
kulli (كُلِّ)
Kelimenin kökü k-l-l harflerinden türemiştir.
İbn Fâris, k-l-l kökünün temelinde bir şeyi bütünüyle kuşatmak, istisnasız kapsamak ve eksik bırakmamak bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesini, mutlak genelleme ve evrensel bir bütünsellik olarak tanımlar.
şey'in (شَيْءٍ)
Kelimenin kökü ş-y-e harflerinden gelir.
İbn Fâris, ş-y-e kökünün evrende var olan, zihinde tasarlanabilen, küçük-büyük, soyut-somut her türlü varlık kategorisini kapsayan en temel birim olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, "külli şey'in" tamlamasının Kur'an'ın ontolojik (varlıkbilimsel) dili içindeki devasa kuşatıcılığını analiz eder. İnsan aklı nesneleri sınıflara ayırırken (mal, can, yıldız vs.), Kur'an her şeyi tek bir kavrama (şey) indirgeyerek ve başına da "küll" (bütün) kelimesini getirerek, Allah'ın gücünün hiçbir sınır, istisna veya detay tanımadan istisnasız her zerreye ulaştığını sarsılmaz bir mantıkla kurar.
kadîrun (قَدِيرٌ)
Kelimenin kökü k-d-r harflerinden oluşur.
İbn Fâris, k-d-r kökünün temelinde bir şeyin miktarını belirlemek, ona gücü yetmek, ölçüsünü çizmek, sınırlarını tayin etmek ve zayıflığın/acziyetin mutlak zıttı olmak anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kudret" kavramını, irade edilen bir eylemi, hiçbir zorluk çekmeden, kusursuz bir ölçü ve bilgelikle gerçekleştirebilme kapasitesi olarak açıklar. "Kadîr" (ism-i failin mübalağa formu), bu gücün sonsuz, kesintisiz ve mutlak sahibini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ayetin başındaki "mülk" (siyasi/maddi sahiplik) vurgusu ile sonundaki "kadîr" (ontolojik yaratma ve şekillendirme gücü) vasfının kusursuz kapanışını inceler. İnsan bir şeye sahip olabilir (mülk) ama onun üzerinde her istediğini yapmaya gücü yetmeyebilir (kudret); Allah ise hem tüm evrenin mutlak sahibidir (mülk) hem de o evrendeki her zerreyi anbean kontrol etmeye ve dönüştürmeye (kudret) gücü yeten yegane otoritedir (Kadîr). Dünyada cimrilik yapanların bu mutlak güç karşısındaki çaresizliği, ayetin teolojik finaliyle tescillenir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla