Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 174. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 174. Ayet

    فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُٓوءٌۙ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ ذُوفَضْلٍ عَظ۪يمٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fenkalebû bini’metin mina(A)llâhi vefadlin lem yemses-hum sû-un vettebe’û ridvâna(A)llâh(i)(k) va(A)llâhu żû fadlin ‘azîm(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Bunun üzerine Allah'ın lütuf ve keremiyle kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan geri döndüler, Allah'ın rızasına da uymuş oldular. Allah büyük lütuf sahibidir.


      Allah'ın lütuf ve keremiyle geri döndüler. Buradaki "nimet" kelimesi ile daha önce de kaydettiğimiz üzere din nimeti kastedilmiş olabilir. Bu beyana, onlar Allah'tan bir zaferle ve ganimetle döndüler anlamı da verilmiştir. Allah'tan gelen nimetin, düşmana karşı güvende olmak manasına gelmiş olması muhtemeldir. Çünkü münafıklar, insanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun! diyerek müslümanları korkutuyorlardı. Buradaki nimetten maksadın cennet olması da muhtemeldir. Bu ayetteki "fadl" kelimesi, nimetten fazla olarak verilen şey demektir. Şöyle de söylenmiştir: Onlar Allah'tan mükafat alarak döndüler ve bir de fadl ile, yani moralleri ve şevkleri güçlenmiş olarak, başlarına bir kötülük, ölüm veya hezimet gelmeden döndüler.

      Allah'ın lütuf ve keremi mealindeki beyan, imanda artma anlamına gelebilir. Artmadan maksat da imanın sağlam ve güçlü hale gelmesidir.

      Kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan. Yani münafıkların, insanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun! tarzındaki korkutmalarından hiçbir zarar görmeden döndüler.

      Onlar Allah'tan bir nimet ile döndüler mealindeki beyan, Muhammed aleyhisselam ile döndüler anlamına da gelebilir.

      Onlar Allah'ın rızasına da uymuş oldular. Yani Allah'ın ve Resulullah'ın rızasına ulaştıran amellere uydular. O'na itaat ettiler ve rızasına uydular, da denilmiştir. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      Allah büyük lütuf sahibidir. Yani büyük ihsan sahibidir, müşrikleri müslümanlardan def eder. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        fankalebû (فَانْقَلَبُوا)

        Kelimenin kökü k-l-b harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, k-l-b kökünün temel anlamının bir şeyi bir halden başka bir hale çevirmek, altını üstüne getirmek ve geri dönmek olduğunu belirtir. Kalbe "kalp" denmesi de sürekli halden hale geçmesidir. Râgıb el-İsfahânî, "inkılâb" eyleminin bir yerden veya bir durumdan ayrılıp asıl merkeze veya başlangıç noktasına "geri dönmek" (rücu) olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu fiili "Hamrâülesed" gazvesi bağlamında analiz eder. Uhud sonrası yaralı ve yorgun olmalarına rağmen düşmanı takibe çıkan müminlerin, savaşa girmeden, muzaffer ve psikolojik üstünlüğü ele geçirmiş bir şekilde Medine'ye "geri dönmelerini" ifade eder. Bu, mağlubiyet hissinin izzetli bir dönüşe (inkılâb) evrilmesidir.

        bi-ni'metin (بِنِعْمَةٍ)

        Kelimenin kökü n-a-m harflerinden türemiştir.

        İbn Fâris, n-a-m kökünün temelinde yumuşaklık, incelik, ferahlık ve hayatın kolaylaşması anlamlarının yattığını belirtir. Sertliğin (şiddet) mutlak zıttıdır. Râgıb el-İsfahânî, "nimet" kavramını insanın ulaştığı her türlü hayırlı durum, afiyet ve saadet olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, buradaki nimetin "can emniyeti" ve "psikolojik zafer" olduğunu belirtir. Müminler, düşman korkusunu (173. ayetteki baskıyı) imanla aştıkları için, Allah onlara savaşsız bir selamet (nimet) lütfetmiştir.

        ve fadlin (وَفَضْلٍ)

        Kelimenin kökü f-d-l harflerinden gelir.

        İbn Fâris, f-d-l kökünün eksikliğin zıttı olarak artmak, taşmak ve ihtiyacın ötesinde bir fazlalığa sahip olmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fazl" kavramını adalet kavramının (hak edilenin) ötesinde, tamamen Allah'ın sonsuz cömertliğinden kopup gelen ekstra lütuf ve ikram olarak tanımlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "nimet" ile "fazl" arasındaki farkı inceler; nimet canın ve imanın korunması (selamet) ise, fazl ise bu seferin sonucunda elde edilen maddi kazanç (ticari kâr/ganimet) ve manevi derecedir. Müminler sadece sağ salim dönmemiş, aynı zamanda onurları yücelmiş olarak (fazl ile) dönmüşlerdir.

        lem yemseshum (لَمْ يَمْسَسْهُمْ)

        Kelimenin kökü m-s-s harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, m-s-s kökünün iki şeyin birbirine dokunması, temas etmesi ve aradaki engelin kalkması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mess" eyleminin genellikle dışarıdan gelen bir etkinin (acı, hastalık, delilik) insana "temas etmesi" anlamında kullanıldığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "isâbe" (isabet etme) yerine "mess" (dokunma) kelimesinin seçilmesindeki edebi inceliği vurgular. Onlara en küçük bir zarar, bir sıyrık veya ruhsal bir sarsıntı bile "dokunmamıştır". Bu, ilahi korumanın (inayetin) mutlaklığını ve sarsılmazlığını anlatan bir tekit sanatıdır.

        sû'un (سُوءٌ)

        Kelimenin kökü s-v-e harflerinden türemiştir.

        İbn Fâris, s-v-e kökünün insanın ruhuna, onuruna veya bedenine acı veren, çirkin, kötü ve üzücü olan her şey (sev'e) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sû" kelimesini hem dünyevi bir zarar (yenilgi/yaralanma) hem de ahiretteki azap olarak açıklar. Burada, düşmanın onlara dokundurmak istediği "kötülük/zarar" kastedilir.

        vettabe'û (وَاتَّبَعُوا)

        Kelimenin kökü t-b-a harflerinden gelir.

        İbn Fâris, t-b-a kökünün temelinde birinin peşinden gitmek, izini sürmek ve bir kurala/rehbere tabi olmak anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eyleminin sadece bedensel bir takip değil, zihinsel ve iradi bir uyum (itaat) olduğunu açıklar. Müminler, kriz anında kendi korkularının peşinden değil, Allah'ın emrinin ve rızasının peşinden gitmişlerdir.

        rıdvânallâhi (رِضْوَانَ اللَّهِ)

        Kelimenin kökü r-d-y harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, r-d-y kökünün nefsin bir şeyi sevmesi, ona razı olması ve itirazın (suht) mutlak zıttı olması anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rıdvân" kelimesini, rıza kelimesinin en üstün ve en mübalağalı formu olarak tanımlar. Bu, sadece bir hoşnutluk değil, Allah'ın kulundan duyduğu "en büyük ve ebedi memnuniyet" mertebesidir. Toshihiko Izutsu, müminlerin eyleminin (takibin) asıl hedefinin stratejik bir zafer değil, "Allah'ın rızası" (rıdvân) olduğunu; Kur'an'ın bu kelimeyle askeri bir hareketi doğrudan metafiziksel bir ibadete dönüştürdüğünü belirtir.

        zü fadlin (ذُو فَضْلٍ)

        "Zü", sahip olan (malik) anlamına gelen bir kelimedir. (Fadl analizi yukarıda yapılmıştır). Allah'ın bu vasfıyla nitelenmesi, lütuf ve ihsanın tek kaynağı olduğunu tesciller.

        azîmin (عَظِيمٍ)

        Kelimenin kökü a-z-m harflerinden türemiştir.

        İbn Fâris, a-z-m kökünün fiziksel olarak kemik (bedenin sarsılmaz direği) anlamına geldiği gibi; yapısal büyüklük, sarsılmazlık, ulu olma ve hacimsel genişlik anlamlarına da geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "azîm" kavramını, hacmi, şiddeti veya değeri sıradan insan aklıyla ve duyularıyla tam olarak kavranamayacak kadar büyük olan şey olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, ayetin sonundaki bu sıfatı (azîm), ilahi cömertliğin sınırlandırılamaz oluşunu ve müminlere verilen o "savaşsız zaferin" arkasındaki devasa ilahi planı özetleyen bir mühür olarak görür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X