Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 158. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 158. Ayet

    وَلَئِنْ مُتُّمْ اَوْ قُتِلْتُمْ لَاِلَى اللّٰهِ تُحْشَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vele-in muttum ev kutiltum le-ila(A)llâhi tuhşerûn(e)

    Yorum

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Andolsun ki, ölseniz de öldürülseniz de Allah'ın huzurunda mutlaka toplanacaksınız.


      Yani yataklarınızda ölseniz de veya Allah yolunda öldürülseniz de mutlaka O'nun huzurunda toplanacaksınız. En doğrusunu bilen Allah'tır, fakat bunun bize göre anlamı şudur: Mademki Allah'ın huzurunda toplanmayı engellemeye gücünüz yetmiyor, evinizde kaldığınız takdirde ölümün size gelmesini engellemeye nasıl gücünüz yetecek? En doğrusunu bilen Allah'tır.

      Yorum

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        muttum (مُتُّمْ)

        Kelimenin kökü m-v-t harflerinden oluşur.

        İbn Fâris, m-v-t kökünün temel anlamının sükunet, hareketin durması ve canlılık enerjisinin çekilmesi olduğunu belirtir. Etimolojik olarak diriliğin ve yaşamın (hayat) mutlak surette son bulmasıdır. Râgıb el-İsfahânî, "mevt" kelimesini ruhun bedeni doğal bir süreçle, fıtri ömrünü (ecelini) tamamlayarak terk etmesi olarak tanımlar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu ayetteki edebi sıralamasına odaklanır. Cümlenin "doğal yollarla ölmek" (muttum) eylemiyle başlamasının, savaşın gölgesindeki Müslüman zihnine yönelik muazzam bir ontolojik dengeleme olduğunu belirtir. Savaş meydanındaki kanlı dehşetten kaçıp evine sığınan kişinin de eninde sonunda "mevt" gerçeğiyle yüzleşeceğini, ölümün sadece savaş alanına has bir felaket olmadığını hatırlatan sarsıcı bir edebi kurguya dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, kavramın Cahiliye dönemindeki hiçlik ve mutlak yok oluş tasavvuru ile Kur'an'daki yeri arasındaki uçurumu inceler. İzutsu'ya göre ayet, mevt eylemini zamanın (Dehr) kör bir öğütmesi olmaktan çıkarır; ölümü, cümlenin sonundaki ilahi toplanma alanına (haşr) açılan zorunlu ve işlevsel bir geçiş kapısına dönüştürür.

        kutiltum (قُتِلْتُمْ)

        Kelimenin kökü k-t-l harflerinden türemiştir.

        İbn Fâris, k-t-l kökünün şiddet uygulayarak, tahrip ederek ve dışarıdan bir müdahaleyle bir varlığın hayatına son vermek anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin doğal ölümden (mevt) yapısal olarak farklılaştığını; ruhun bedenden zorla, dışsal ve travmatik bir şekilde koparılmasını imlediğini belirtir. Fiilin edilgen (meçhul) formda kullanılması, kişinin bu şiddetli eyleme maruz kalmasını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Uhud yenilgisi bağlamındaki sosyo-psikolojik işlevini analiz eder. Savaşta hayatını kaybedenler için üretilen "boş yere öldürüldüler" şeklindeki münafıkça söylemlere karşı Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak bir şok tedavisi uyguladığını belirtir. Öztürk'e göre, ölümün şekli ister yatakta sessizce (mevt) ister savaş meydanında kılıç darbeleriyle (katl) olsun; şiddetle gelen ölümün insanı farklı bir nihai yazgıya sürüklemeyeceği, fani ölüm şekillerinin ilahi toplanma gerçeği karşısında tamamen önemsizleştiği vurgulanır.

        tuhşerûn (تُحْشَرُونَ)

        Kelimenin kökü h-ş-r harflerinden gelir.

        İbn Fâris, h-ş-r kökünün temelinde bir grubu bulundukları yerden çıkararak tek bir merkeze doğru sürmek, zorla sevk etmek ve kalabalıkları bir araya toplamak anlamlarının yattığını belirtir. Etimolojik olarak dağınıklığın ve serbestliğin zıttıdır; genellikle orduların veya sürülerin bir merkeze mecburi sevkiyatı için kullanılır. Râgıb el-İsfahânî, "haşr" kelimesini sıradan bir toplanmadan (cem') ayırır. Ona göre haşr, insanların kendi istekleriyle değil, üstün bir otoritenin emri ve yönlendirmesiyle mecburi olarak bir yargı alanına sevk edilmeleridir. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki varlığına dikkat çekerek, köken itibarıyla genel bir "toplama/sürme" fiili olmakla birlikte, Kur'an'ın bu kökü Geç Antik Çağ'ın eskatolojik (ahiret odaklı) vizyonu içinde bütünüyle yeniden inşa ettiğini ve onu "Kıyamet günündeki mutlak ilahi mahkeme" anlamında spesifik bir teolojik terime dönüştürdüğünü ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin edilgen (meçhul) yapısının din psikolojisindeki yerine değinir. İnsan dünyada kendi iradesiyle savaşa girebilir veya kaçabilir; ancak "tuhşerûn" (toplanacaksınız/huzura sürüleceksiniz) fiili, insanın iradesinin bittiği, kaçışın imkansızlaştığı ve mutlak ilahi otorite (Allah) karşısında ontolojik bir acziyetle boyun eğilen o son pasif durumu kusursuzca tasvir eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu eylemi Uhud Savaşı'ndaki fiziksel dağılma bağlamında okur. Savaş meydanında can havliyle sağa sola kaçışan, dağlara tırmanan ve fiziksel olarak dağılan ordunun bu eyleminin geçici olduğunu; evrendeki hiçbir insanın veya grubun dağılmış halde kalamayacağını, tarihin sonunun mutlak ve sarsılmaz bir "ilahi toplanma" (haşr) olduğunu analiz eder.

        Yorum

        İşleniyor...
        X