Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 122. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 122. Ayet

    اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İż hemmet tâ-ifetâni minkum en tefşelâ va(A)llâhu veliyyuhumâ(k) ve’ala(A)llâhi felyetevekkeli-lmu/minûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O zaman sizden iki bölük, Allah onların velisi olduğu halde bozulup çekilmeye yüz tutmuştu; müminler yalnız Allah'a güvensinler.


      O zaman sizden iki bölük, bozulup çekilmeye yüz tutmuştu. Karar vermek, azmetmek anlamına gelen "hemmet" kelimesinin burada, azmetmek anlamına gelmesi de, muhtemeldir. "Kadın onu kesinlikle arzulamıştı; o da kadını arzulamıştı, Rabbinin burhanım görmeseydi" mealindeki ayet de aynı şekilde yorumlanır. Yani kadın Yusuf'u kesinlikle arzulamıştı, Yusuf da istem dışı bir şekilde kadını arzu etmişti. İstem dışı arzu, sahibinin hiç bir dahli olmadan ortaya çıkar. Azimle istemek ise iradeli ve amaçlı bir arzudur.

      O zaman sizden iki bölük, bozulup çekilmeye yüz tutmuştu. Buradaki "feşl" kavramı gevşemiş olmak anlamında olup yasaklanmamıştır, çünkü bu, onun iradi bir fiili değildi. En doğrusunu bilen Allah'tır ya, onlar suni olarak geri durma ve korkma fiilini düşünmüşlerdi anlamına gelebilir. Konuyla ilgili rivayette, o iki bölükten birinin falan kabileden, diğerinin de filan kabileden olduğu belirtilmektedir. Onların ancak kendilerinin ikrarından başka bir şekilde zikredilmeleri de gerekmez. Onların bunu ikrar ettikleri de söylenmiştir. Onlar; evet biz onu yaptık, olmaması da hoşumuza gitmezdi; çünkü Yüce Mevla Allah onların velisidir mealindeki beyanında, Cenab-ı Hak bizim velimiz olduğunu açıkladı, eğer bu olay olmasaydı onu açıklamaya.

      Allah onların velisidir. Çeşitli yerlerde açıkladığımız gibi, veli, yardımcı ve koruyucu anlamlarına geldiği de söylenmiştir. Onların Allah'a daha layık olduğu anlamına geldiği de ifade edilmiştir.

      Müminler yalnız Allah'a güvensinler. Müminlerin aziz ve celil olan Allah'tan başka hiç kimseye güvenmemeleri gerekir.

      Mümin kesin bir şekilde bilir ki Allah'ın yardım ettiği kişiyi mağlup edecek kimse yoktur, Allah'ın perişan ettiğine de kimse yardım edemez. Bundan dolayı o, Allah'a tevekkül eder, yani Allah'ın vadine güvenir ve O'na verdiği söze vefa göstermeye çalışır. Bütün işlerini de Allah'a havale eder; çünkü her şeyiyle Allah'a ait olduğunu ve neticede yine O'na döneceğini bilir. İşte bu inançla O'nun dinine yardım edeceğine ve düşmanlarına sırtını dönüp kaçmayacağına söz vermiştir. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İz (إِذْ)

        İbn Fâris: Geçmiş zamana işaret eden, "hani o vakit, hatırla ki" manalarına gelen zaman zarfıdır. Zihni doğrudan o kritik askeri ve psikolojik kriz anının tam ortasına taşır.

        Hemmet (هَمَّت)

        İbn Fâris: He-mim-mim (h-m-m) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeye niyetlenmek, kalben şiddetle yönelmek, derin bir kaygı duymak ve içten içe plan kurmak" olduğunu belirtir. Mazi (geçmiş zaman) dişil fiildir.

        Râgıb el-İsfahânî: Hemm (kaygı/niyet) kelimesini psikolojik bir kırılma eşiği olarak inceler. Eyleme henüz tam dönüşmemiş ama zihni tamamen kaplamış, iradeyi sarsan ve insanı içeriden kemiren o "ağır niyetlenme ve vesvese" hali olduğunu belirtir.

        Tâifetâni (طَّائِفَتَانِ)

        İbn Fâris: Tı-vav-fe (t-v-f) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin etrafında dönmek, tavaf etmek ve dolaşmak" olduğunu belirtir. Dolaşan, hareket halinde olan büyük bir gövdeden kopup ayrılan kitleye etimolojik olarak "tâife" dendiğini açıklar. Tesniye (ikil) kalıbında gelerek "iki grup / iki zümre" manasını verir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Uhud savaşı bağlamında bu "iki taifenin" (İslam ordusundaki Selemoğulları ve Hariseoğulları boylarının) yaşadığı sosyal psikolojiyi tahlil eder. Kuran'ın isim vermeden onları "iki kitle" olarak anmasının, onların şahıslarından ziyade ordunun bütünlüğünden kopma eğilimine giren o "hastalıklı sosyolojik reflekse" işaret ettiğini analiz eder.

        Minkum (مِنكُمْ)

        İbn Fâris: "-den / içinizden" manasına gelen teb'iziye (kısmilik/aidiyet) bildiren "min" harf-i ceri ve muhatap çoğul zamirinin (kum) birleşimidir. Düşmanın dışarıdan değil, bizzat İslam ordusunun "içinden" olduğunu bildirir.

        En (أَن)

        İbn Fâris: Fiilin başına gelerek onu mastar yapan ve cümleyi nesne konumuna sokan edattır.

        Tefşelâ (تَفْشَلَا)

        İbn Fâris: Fe-şın-lam (f-ş-l) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "korkuya kapılıp gevşemek, cesaretini yitirmek, zayıflık göstermek ve iradenin çözülmesi" olduğunu belirtir. Müzari tesniye (ikil) fiil kalıbındadır.

        Toshihiko Izutsu: Feşel (çözülme/gevşeme) kavramını askeri ve ontolojik bir çöküş olarak tahlil eder. Abdullah b. Ubeyy'in ordudan ayrılmasından sonra, geride kalan bu iki grupta oluşan o "korkuya kapılıp savaşı bırakma, iradeyi tamamen kaybetme ve panik (feşel)" eşiğini semantik olarak analiz eder. Feşel, bedenin yara almasından önce ruhun ve aklın düşmana teslim olmasıdır.

        Vallâhu (وَاللَّهُ)

        İbn Fâris: Atıf/başlangıç harfi (ve) ile uluhiyet isminin birleşimidir. Olayın seyrine ilahi iradenin doğrudan müdahil olduğunu gösterir.

        El-Cevâlîkî: Lafzullah'ın (Allah isminin) kökenine dair lügat tartışmalarını aktararak, kelimenin "El-İlah"tan türediğini iddia edenlere karşın; bunun köksüz (camid) ve sadece Yaratıcı'ya has özel bir isim olduğunu belirten görüşleri delilleriyle sunar.

        Veliyyuhumâ (وَلِيُّهُمَا)

        İbn Fâris: Vav-lam-ye (v-l-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "arada hiçbir boşluk ve mesafe kalmayacak şekilde birbirine bitişik olmak, yan yana durmak, dostluk, yardım ve himaye" olduğunu belirtir. Tesniye zamiriyle (o ikisinin velisi) birleşmiştir.

        Râgıb el-İsfahânî: Velâyet (dostluk/himaye) kavramını teolojik bir kurtarma operasyonu olarak inceler. Allah'ın o iki gruba "veli" olmasının; onların o zihinsel çöküş (korku) anında onları yapayalnız bırakmayıp, iradelerini içeriden destekleyen, onlara o görünmez "bitişikliği ve yakınlığı" sağlayarak onları uçurumun kenarından (ihanetten) çekip çıkaran aktif bir ilahi merhamet ve koruma kalkanı olduğunu detaylandırır.

        Ve Alâllâhi (وَعَلَى اللَّهِ)

        İbn Fâris: İstila ve yönelme bildiren "alâ" harf-i ceri (üzerine/sadece O'na) ve uluhiyet isminin birleşimidir. Güvenilecek yegane merkezin tekelde (Allah'ta) toplandığını vurgular.

        Felyetevekkelil (فَلْيَتَوَكَّلِ)

        İbn Fâris: Şart/cevap harfi (fe), emir/istek lam'ı (li) ve vav-kef-lam (v-k-l) kökünden gelen fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının "bir işi başkasına havale etmek, kendi acziyetini bilip işi daha güçlü birine bırakmak, ona güvenmek ve dayanmak" olduğunu belirtir. Tefe'ul babında "tevekkül" halini alır.

        Râgıb el-İsfahânî: Tevekkül kavramını pasif ve tembel bir kadercilikten ayırarak tahlil eder. Tevekkülün; insanın kendi üzerine düşen fiziki çabayı (savaşa çıkmayı, silah kuşanmayı) yaptıktan sonra, zihinsel panik (feşel) ve çözülme anlarında kalbi mutlak otoriteye bağlayarak muazzam bir "psikolojik sükunet, cesaret ve dayanıklılık" üretmesi eylemi olduğunu detaylandırır. Tevekkül, eylemi terk etmek değil, eylemin kalbini sağlamlaştırmaktır.

        Mu'minûn (الْمُؤْمِنُونَ)

        İbn Fâris: Hemze-mim-nun (e-m-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "korku, kaygı ve feşelin (çözülmenin) zıttı olarak; sükunet bulmak, emin olmak, hakikate güvenmek ve kalben tasdik etmek" olduğunu belirtir. İsm-i fail çoğuludur.

        Toshihiko Izutsu: Tevekkül ve İman mefhumları arasındaki ontolojik bağı inceler. İmanın en çok bu kriz, ölüm ve savaş anlarında sınandığını; "mümin" kimliğinin tam da ordunun parçalanma tehlikesi varken Allah'a (veliye) tutunarak o zihinsel gevşemeyi yenebilme, ayağını yere sağlam basabilme (amn) dirayeti olduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder. Gerçek mümin, korktuğu anda o korkuyu tevekkülle aşabilendir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X