ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ اَيْنَ مَا ثُقِفُٓوا اِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللّٰهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ الْاَنْبِيَٓاءَ بِغَيْرِ حَقٍّۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۠
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 112. Ayet
Daralt
X
-
Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuş; Allah'ın gazabına uğramışlar ve aşağılanmaya mahkum olmuşlardır. Bu, onların Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Bu (cüretleri de) onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.
Ehl-i Kitap'a Zillet ve Meskenet Damgasının Vurulması
Allah'tan bir ipe tutunmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, onlara alçaklık damgası vurulmuştur. İbn Mesut kıraatine göre "zillet" kelimesi yer almayıp "onlara aşağılanmaya mahkum damgası vurulmuştur" şeklinde, Hafsa'nın kıraatinde ise şeklindedir. Buradaki zilletin ne anlama geldiği konusunda farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre bu, onlara vurulan cizyedir; "Yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar Ehl-i Kitap'la savaşın!" mealindeki ayette ifade buyurulduğu üzere, bu onlar için zillet idi; çünkü onlar bundan hoşlanmıyordu.
Nerede bulunurlarsa bulunsunlar. Yani nerede olurlarsa olsunlar.
Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça. Yani Allah'tan bir ahde ve insanlardan bir taahhüde sahip olmadıkça onlar bir kavmin (müminlerin) hükmü altında olacaklar ve cizye vereceklerdir. İbn Abbas'ın yorumu da şöyledir: Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça demek Allah'tan bir ahde ve insanlardan bir taahhüde sahip olmadıkça, demektir. Mukatil şöyle dedi: Buradaki insanlar anlamına gelen "en-nas" lafzından maksat özellikle Allah'ın Resulü'dür.
Onlara zillet damgası vurulmuştur mealindeki ifadenin, kendi aralarında şanlı, şerefli ve itibarlı bir konuma geldikten sonra, küfürleri sebebiyle müslümanlar arasında kendilerine zillet damgası vurulmuştur, anlamına gelmesi muhtemeldir. Onlar Allah'tan bir ipe ve insanlardan bir ipe tutunmadıkça, yani İslam'a sarılmadıkça, nerede bulunurlarsa bulunsunlar onlara zillet damgası vurulmuştur. Yani onlar İslam'a intisab etmedikçe hesaba katılamaz ve bir yerde tutunamazlar, çünkü kendilerinden emin değillerdir.
Onlar Allah'ın gazabına uğramışlardır. Denilmiştir ki bu, inkar etmeleri sebebiyle Allah'ın gazabını hak etmişlerdir, anlamına gelir. Allah'ın gazabıyla dönmüşlerdir ve ayrıca Allah'ın gazabı onlara şart olmuştur, anlamına geldiği de söylenmiştir. Bu hususu çeşitli yerlerde açıklamıştık. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Aşağılanmaya mahkum olmuşlardır. Buradaki "meskenet" kelimesi ihtiyaç ve fakirlik anlamına gelir. Daha önce de belirttiğimiz gibi onlar, Hz. Peygamber'e daha yakın ve müşriklerden daha uzak olmalarına rağmen Resulullah'a karşı müşriklere yardımcı olmuşlardı. İşte bu yüzden Cenab-ı Hak onları zillete düşürdü, daha önce kendi aralarında izzet ve şeref sahibi iken müslümanlar arasında kendilerini muhtaç ve aşağılık bir duruma düşürdü. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: "Allah, Ehl-i Kitap'tan onlara destek verenleri kalelerinden indirdi, kalplerine korku saldı".
Bu ayet-i kerime, Cenab-ı Hakk'ın Allah, Ehl-i Kitap'tan onlara destek verenleri kalelerinden indirdi mealindeki ayetinde zikrettiği belli bir grubun ve müslümanların yardıma mazhar oldukları benzer diğer olaylarda zikredilen kişilere de yönelik olabilir. Söz konusu olaylara şahit olanlar bu ayetten gerçek maksadın ne olduğunu bilir ve onlar buna bağlı olarak gelen müjdelerin sebeplerini de anlar. Muhtemeldir ki Cenab-ı Hak onların duydukları bütün ihtiyaçları fani aleme yöneltmiştir ki o da dünyadır. gerçekten bir faydası yoktur, sadece ahiret hayatını kazanmak için ona ihtiyaç vardır, ayrıca kafirler ahireti kazanmak için dünyaya ihtiyaç olduğunu da bilmemektedirler. Bu sebeplerle dünya menfaati yok hükmündedir. Şu da muhtemeldir: Cenab-ı Hak onlara dünyanın imkanlarını bolca vermiş, fakat kalplerine de korku ve ihtiyaçların en büyüğünü koymuştu, işte bu, meskenet halidir.
Bu, onların, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri yüzündendir. Allah'ın ayetleri konusunu daha önce çeşitli yerlerde açıklamıştık.
Haksız Yere Peygamberlerin Öldürülmesi
Ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri yüzündendir. Bu mealdeki ilahi beyan çeşitli anlamlara yorulanabilir. Muhtemeldir ki onların ataları, peygamberleri haksız yere öldürmüşlerdi, bunlar her ne kadar kendileri bizzat öldürme eyleminde bulunmamışlarsa da peygamberlerin öldürülmesini tasvip etmişlerdir. Bundan dolayı Cenab-ı Hak, bu fiili onlara izafe etmiştir, çünkü onlar, yapılandan memnun olmaları sebebiyle atalarıyla aynı konumda bulunuyorlardı. Bu durum, şu ilahi beyana benzemektedir: "Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kişiyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur". Onlar Hz. Muhammed'i öldürmeyi kastetmiş de olabilirler. Onu öldürmeye kastettikleri zaman da, "kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur" mealindeki ayetin hükmüne uygun olarak sanki bütün peygamberleri öldürmeye kastetmiş gibi olmuşlardır. Ayet-i kerime, ataları sebebiyle onları ayıplamış da olabilir; çünkü onlar dinde atalarını taklit ediyorlardı. Onların ve dinde onları taklit eden herkesin ahmaklığı bilinsin diye, peygamberlere yapmış oldukları kötülükleri açıklamaktadır. En doğrusunu bilen Allah'tır. Onlar, Hz. Muhammed'e iman edenleri öldürmek istemiş de olabilirler, bu yüzden öldürme fiili onlara nispet edilmiştir. Nitekim Allah onların müminlere tuzak kurmalarını kendi zatına, dostlarına yardımı da yine kendine nispet etmiştir. Halbuki ne tuzağı kuran, ne de yardımı yapan bizzat Allah Teala değildi. İşte bu ayette de Hz. Peygamber'in bağlılarını öldürdükleri için öldürme fiili onlara nispet edilmiştir. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
Duribet (ضُرِبَتْ)
İbn Fâris: Dad-ra-be (d-r-b) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel anlamının "bir şeyi diğer bir şeye şiddetle çarpmak, vurmak, sabitlemek ve çadır kurmak" olduğunu belirtir. Edilgen (meçhul) dişil fiil kalıbında gelen bu kelimenin, ahkâm veya ceza bağlamında kullanıldığında; o cezanın muhatabın üzerine "adeta bir çadır gibi kurulmasını, damgalanmasını ve mühürlenmesini" ifade ettiğini etimolojik olarak açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Darb eyleminin bu ayetteki mecazi kullanımını tahlil eder. Zilletin üzerlerine "vurulmasının" (duribet), verginin veya utancın insanın ontolojik durumuna kaçınılmaz, silinmez ve sökülüp atılamaz bir leke olarak "yapıştırılması/mühürlenmesi" olduğunu detaylandırır.
Aleyhimu (عَلَيْهِمُ)
İbn Fâris: İstila, kuşatıcılık ve baskı bildiren "alâ" harf-i ceri (üzerlerine) ve aidiyet bildiren muhatap çoğul zamirinin (onlar) birleşimidir. Zilletin onları dışarıdan bütünüyle kuşattığını gösterir.
ez-Zilletu (الذِّلَّةُ)
İbn Fâris: Zel-lam-lam (z-l-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "sertliğin ve gücün zıttı olarak yumuşaklık, boyun eğme, aşağılanma, eziklik ve onurun kırılması" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu: Zillet kavramını Kuran'ın ahlak felsefesinde "kibrin dikotomisi (tam zıttı)" olarak inceler. Dünyada kendilerini hakikatin yegane sahibi sanarak büyüklenen ve ayetleri inkar edenlerin; ilahi adalet gereği ontolojik statülerinin en aşağıya çekilerek mutlak bir "haysiyetsizliğe, zayıflığa ve aşağılanmaya" (zillet) mahkum edilmelerini semantik sınırlarıyla analiz eder.
Eyne Mâ (أَيْنَ مَا)
İbn Fâris: Mekan bildiren "eyne" (nerede) soru edatı ile genellik/kapsayıcılık katan "mâ" edatının birleşimidir. "Her nerede olurlarsa olsunlar" manasıyla, zilletin coğrafi bir kısıtlamasının olmadığını belirtir.
Sukifû (ثُقِفُوا)
İbn Fâris: Se-kaf-fe (s-k-f) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "bir şeyi arayıp bulmak, maharetle ve kıskıvrak yakalamak, kaçmasına fırsat vermeden ele geçirmek" olduğunu belirtir. Edilgen (meçhul) kalıptadır (yakalandılar/ele geçirildiler).
Râgıb el-İsfahânî: Sakaf eylemini sosyolojik ve ilahi bir kuşatma olarak tahlil eder. Suçlunun (inkarcının) dünyada veya ahirette kaçacak hiçbir delik bulamaması, hangi coğrafyaya veya kaleye sığınırsa sığınsın hakikatin ve ilahi adaletin onu orada "kıskıvrak yakalayıp yüzleşmeye mecbur bırakması" olduğunu detaylandırır.
İllâ (إِلَّا)
İbn Fâris: İstisna, hariç tutma ve sınırlandırma edatıdır.
Bihablin (بِحَبْلٍ)
İbn Fâris: Ha-be-lam (h-b-l) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "iki şeyi birbirine bağlayan sağlam kordon, halat, can damarı ve ip" olduğunu belirtir. Güvenlik ve himaye anlaşmalarına da mecazen "habl" (bağ) denildiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu: Habl (ip) kelimesinin bu ayetteki ontolojik ve sosyolojik işlevini inceler. "Allah'ın ipinin", yukarıdan insanlığa doğru sarkıtılan o mutlak "kurtarıcı şeriat/vahiy/koruma" (dikey bağ) olduğunu belirtir. Zilletten kurtuluşun ancak o ipe tutunmakla mümkün olabileceğini semantik olarak analiz eder.
Minallâhi (مِّنَ اللَّهِ)
El-Cevâlîkî: Lafzullah'ın (Allah isminin) etimolojisinde Arap dilcileri arasındaki tartışmayı hatırlatır. İsmin hiçbir kökten türetilmediğini (camid özel isim olduğunu) savunan görüşler ile "El-İlah" kelimesinden türediğini savunan görüşler arasındaki ayrılıkları aktarır.
Ve Hablin (وَحَبْلٍ)
İbn Fâris: Atıf harfi (ve) ile tekrar eden "ip/anlaşma/bağ" kelimesidir. İkinci kurtuluş (himaye) şartını başlatır.
Minen Nâsi (مِّنَ النَّاسِ)
İbn Fâris: "-den / -dan" edatı (min) ve e-n-s/n-v-s kökünden gelen "insanlar/toplum" kelimesinin birleşimidir. İnsanlardan gelen bağ/anlaşma.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: "İnsanlardan bir ipe (anlaşmaya) tutunma" ifadesini Medine'nin tarihsel sosyolojisi üzerinden okur. Kuran'ın; inkarları yüzünden zillet damgası yemiş olan (Medine'deki Ehl-i Kitap) grupların hayatta kalabilmelerinin ancak iki yolla mümkün olabileceğini deşifre ettiğini belirtir: Ya Allah'ın dikey ipine (İslam'a) teslim olacaklar; ya da yeryüzündeki diğer insanlarla (Müslümanlarla veya başka kabilelerle) zillet vergisi vererek yatay bir "himaye/vatandaşlık anlaşması" (habl minen-nâs) yapacaklar. Kendi başlarına bağımsız bir güç/otorite olma haklarını ebediyen kaybetmişlerdir.
Ve Bâû (وَبَاءُوا)
İbn Fâris: Be-vav-hemze (b-v-e) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir yere dönmek, bir mekanda yerleşip karar kılmak ve bir yükü/sonucu bizzat omuzlayarak geri dönmek" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Bev' (dönüş) eylemini varoluşsal bir yüklenme olarak tahlil eder. Bu dönüşün sıradan bir eve dönüş olmadığını; hakikati katledenlerin kendi eylemlerinin o devasa faturasını (ilahi gazabı) bizzat kendi omuzlarına yüklenerek, kendi sonlarına doğru yaptıkları o kaçınılmaz, karanlık ve ağır "ontolojik geri dönüş" olduğunu detaylandırır.
Bi Ğadabin (بِغَضَبٍ)
İbn Fâris: Ğayn-dad-be (ğ-d-b) kökünden geldiğini, asıl manasının "şiddetli öfke, hiddet, sertlik ve kanın kaynaması" olduğunu belirtir. Harf-i cer (bi) ile "gazapla/öfkeyle (döndüler)" anlamını verir.
Toshihiko Izutsu: İlahi gazap kavramını Kuran teolojisinde inceler. Allah'ın gazabının, insanlardaki gibi psikolojik bir kontrol kaybı veya anlık bir öfke patlaması olmadığını; bilakis evrensel ahlak nizamını kasten bozanlara, peygamberleri öldürenlere ve fıtrata tecavüz edenlere karşı yöneltilen mutlak, sarsılmaz ve ontolojik bir "ilahi reddediş/dışlanma" durumu olduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder.
Minallâhi (مِّنَ اللَّهِ)
İbn Fâris: "Allah'tan" manasında, gazabın ve cezanın mutlak/tek kaynağını gösteren ibaredir.
Ve Duribet (وَضُرِبَتْ)
İbn Fâris: Ayetin başında geçen ve "şiddetle vuruldu, yapıştırıldı, damgalandı" manasına gelen d-r-b kökünün tekrarıdır.
Aleyhimul (عَلَيْهِمُ)
İbn Fâris: "Onların üzerlerine."
Meskenetu (الْمَسْكَنَةُ)
İbn Fâris: Sin-kef-nun (s-k-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "hareketin durması, sükunet, durulma ve yerleşme" olduğunu belirtir. İnsanın maddi veya manevi aşırı yoksulluk, çaresizlik ve zayıflık sebebiyle hareket edemez, adım atamaz (miskin) hale gelmesine etimolojik olarak "meskenet" denildiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Meskenet (miskinlik) kavramını psikolojik bir felç durumu olarak tahlil eder. Üzerlerine vurulan bu damganın sadece ekonomik bir parasızlık (fakirlik) olmadığını; ruhun direncini kaybetmesi, çaresizliğe gömülmesi, hiçbir şeye güç yetiremeyecek o varoluşsal "sükut, eziklik ve donup kalma" (psikolojik felç) hali olduğunu detaylandırır.
Zâlike (ذَٰلِكَ)
İbn Fâris: Uzaklık bildiren işaret zamiridir (İşte bu durum/ceza). O ağır cezanın (zillet, gazap ve meskenetin) bütününe işaret eder.
Biennehum (بِأَنَّهُمْ)
İbn Fâris: Harf-i cer (bi), tekit (kesinlik) ve açıklama bildiren "enne" edatı ile çoğul zamirin (hum) birleşimidir. "Şunun yüzündendir ki onlar, sebebi şudur ki onlar" manasıyla gerekçelendirmeyi başlatır.
Kânû (كَانُوا)
İbn Fâris: Kef-vav-nun (k-v-n) kökünden "idiler/oldular" anlamında geçmiş zaman ve durum fiilidir. Eylemlerinin anlık olmadığını, tarihsel bir karakter/durum haline geldiğini bildirir.
Yekfurûne (يَكْفُرُونَ)
İbn Fâris: Kef-fe-ra (k-f-r) kökünden gelen "bir şeyin üzerini örtmek, hakikati karanlıkta bırakmak" manasındaki müzari (şimdiki/geniş zaman) fiildir. Örtme ihanetinin sürekliliğini gösterir.
Bi Âyâtillâhi (بِآيَاتِ اللَّهِ)
İbn Fâris: Allah'ın apaçık işaretlerine, kanıtlarına ve varoluşsal delillerine işaret eder.
Ve Yaktulûnel (وَيَقْتُلُونَ)
İbn Fâris: Kaf-te-lam (k-t-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "ruhun bedenden şiddetle ayrılması, canın çıkarılması ve öldürmek" olduğunu belirtir. Müzari (geniş zaman) kipi, peygamber cinayetlerinin tarihsel süreçte tek bir olay olmadığını, sistemli bir alışkanlık olduğunu ifade eder.
Enbiyâe (الْأَنبِيَاءَ)
İbn Fâris: Nun-be-hemze (n-b-e) kökünden geldiğini, asıl manasının "yüksek bir yer, önemli ve büyük bir haber getirmek" olduğunu belirtir. İlahi makamdan en yüce ve sarsıcı haberi taşıyan elçilere (nebi) etimolojik olarak bu ismin verildiğini açıklar.
Arthur Jeffery: "Nebi" kelimesinin kökenini filolojik arkeolojiyle inceler. Kelimenin klasik Arapça kökenli gibi görünse de, aslen Aramice ve Süryanice "Nbiya" (Tanrı'nın sözcüsü/çağrıcısı) kelimesinden Arap yarımadasına geçtiğini; Kuran'ın bu kelimeyi kullanarak doğrudan o kadim Sami monoteizm lügatine ve Ehl-i Kitab'ın kendi tarihsel terminolojisine atıf yaptığını kanıtlarıyla sunar.
Bi Ğayri (بِغَيْرِ)
İbn Fâris: Ğayn-ye-ra (ğ-y-r) kökünden geldiğini, "başka, olmaksızın, hariç" manasına geldiğini belirtir.
Hakkın (حَقٍّ)
İbn Fâris: Ha-kaf-kaf (h-k-k) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir şeyin mutlak surette sabit olması, şüphe barındırmaması ve dışarıdaki gerçekliğe (vâkıaya) tam mutabık olması" olduğunu belirtir. "Haksız yere" (bi ğayri hakkın); o cinayetlerin zerre kadar adalete, hukuka veya ilahi rızaya dayanmayan mutlak bir zulüm olduğunu ilan eder.
Zâlike (ذَٰلِكَ)
İbn Fâris: "İşte bu."
Bimâ (بِمَا)
İbn Fâris: Harf-i cer (bi) ve ism-i mevsul (mâ). "Yaptıkları şu şeyler yüzünden/dolayısıyladır" manasına gelir.
Asav (عَصَوا)
İbn Fâris: Ayn-sad-vav (a-s-v/y) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "kuru bir değneğin, asanın veya dalın sertleşerek eğrilmesi, kırılmaya direnç göstermesi" olduğunu belirtir. Bir kişinin itaat çizgisinden (düzlükten) bükülerek/eğrilerek çıkmasına, boyun eğmemesine ve isyan etmesine (isyân/mâsiyet) etimolojik olarak bu kökten dolayı isim verildiğini açıklar.
Ve Kânû (وَّكَانُوا)
İbn Fâris: "Ve idiler."
Ya'tedûn (يَعْتَدُونَ)
İbn Fâris: Ayn-dal-vav (a-d-v) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyi geçmek, sınırı aşmak, haddi aşarak başkasının hakkına girmek ve düşmanlık (adavet)" olduğunu belirtir. Tefe'ul babındaki bu fiil, ihlalin sıradan olmadığını gösterir.
Râgıb el-İsfahânî: İ'tida (sınırı aşma/tecavüz etme) eylemini teolojik bir ihlal olarak tahlil eder. Bunun rastgele bir günah olmadığını; Allah'ın fıtrata ve şeriata koyduğu o meşru çizgiyi, hukuku ve adaleti "bile isteye ezip geçmek, haddi aşmayı sistematik bir alışkanlık haline getirmek" (ya'tedûn) olduğunu detaylandırır. İsyan ve sınır tanımazlık, gazabın ontolojik kök sebebidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla