Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 111. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 111. Ayet

    لَنْ يَضُرُّوكُمْ اِلَّٓا اَذًىۜ وَاِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْاَدْبَارَ۠ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Len yadurrûkum illâ eżâ(en)(c) ve-in yukâtilûkum yuvellûkumu-l-edbâra śümme lâ yunsarûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar size incitmekten başka zarar veremezler. Sizinle savaşırlarsa geri dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.


      Bu ayet, hem Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hem de müminler için, müşriklerin yalnız dil ile incitmeleri hariç, diğer eziyet ve zararlarından güvende olacakları konusunda bir müjde anlamı taşımaktadır. Ayet, tıpkı "Şüphesiz kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan birçok üzücü şey işitirsiniz" mealindeki ayet ile "Onlar; 'şayet siz çıkarılacak olursanız, bilin ki biz de sizinle beraber çıkarız, eğer size savaş açılırsa muhakkak yardımınıza koşarız' diyorlar" mealindeki ayet ile düşmanlarına karşı iman ehline yardım edileceğini müjdeleyen diğer ayetler gibidir.

      Onlar size incitmekten başka zarar veremezler mealindeki ilahi beyan, aynı zamanda Hz. Muhammed'in peygamberliğini de ispat etmektedir. Çünkü ayet, henüz sözü edilen husus gerçekleşmeden önce bunu haber vermektedir, sonra da olay ayette ifade edildiği gibi gerçekleşmişti. Bu durum, Hz. Peygamber'in, onu aziz ve celil olan Allah'tan almış olduğunu gösterir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Len Yadurrûkum (لَن يَضُرُّوكُمْ)

        İbn Fâris: Arapçada gelecekteki eylemi ebediyen ve kesin olarak imkansız kılan olumsuzluk edatı "len" (asla) ile dad-ra-ra (d-r-r) kökünden gelen fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının, faydanın (nef') tam zıttı olarak; noksanlık, eksiltme, bedene, mala veya duruma isabet eden yapısal "acı, yıkım ve kötülük" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Zarar kavramını ontolojik ve felsefi bir yıkım olarak inceler. Ehl-i Kitab'ın muhalif grubunun verebileceği zararın "asla/len" edatıyla kökünden nefyedilmesinin; onların müminlerin imanına, İslami kimliğine, varoluşsal inanç merkezine veya toplumsal köklerine kalıcı ve yapısal hiçbir hasar veremeyeceklerini, ilahi davanın temelini sarsmaya ontolojik olarak güç yetiremeyeceklerini detaylandırır.

        İllâ (إِلَّا)

        İbn Fâris: Kendisinden önceki mutlak yokluğu (zarar verememe durumunu) kısmi ve istisnai bir alana açan sınırlandırma edatıdır.

        Ezen (أَذًى)

        İbn Fâris: Hemze-zel-ye (e-z-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "şiddetli ve kalıcı olmayan, hafif çaplı, insanı sadece rahatsız eden, can sıkan, hoşlanılmayan durum ve eziyet" olduğunu belirtir. Zarar (d-r-r) ile eza (e-z-y) arasındaki etimolojik farkı vurgulayarak; zararın yapısal bir yıkım (kolun kopması gibi), ezanın ise geçici bir rahatsızlık (sinek ısırığı gibi) olduğunu açıklar.

        Toshihiko Izutsu: Eza kavramını psikolojik harp ve polemik bağlamında tahlil eder. Kuran'ın "onlar size ancak eza verebilirler" diyerek, Medine'deki muhalif zümrenin (Ehl-i Kitab'ın) yapabileceği en yüksek eylemin; sözlü sataşma, inançla alay etme, dedikodu çıkarma, provokasyon ve iftira atma sınırlarında kalan bir "psikolojik eziyet" olacağını; Müslümanların varoluşsal yürüyüşüne (İslam davasına) kalıcı bir zarar (d-r-r) veremeyeceklerini semantik olarak analiz eder.

        Ve İn (وَإِن)

        İbn Fâris: Atıf harfi (ve) ile şart edatının (in) birleşimidir. Gelecekte gerçekleşme ihtimali olan fiziksel bir durumu (savaşı) şarta bağlar.

        Yukâtilûkum (يُقَاتِلُوكُمْ)

        İbn Fâris: Kaf-te-lam (k-t-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "ruhun bedenden şiddetle ayrılması, canın çıkarılması ve öldürmek" olduğunu belirtir. Mufâ'ale babında (mushareket/ortaklık) geldiğinde, karşılıklı olarak birbirini öldürmeye çalışmak, sıcak çatışmaya girmek ve "savaşmak" (mukatele) manasını alır.

        Râgıb el-İsfahânî: Mukatele (savaş) eylemini ayetin bağlamında değerlendirir. Şart kipinin (eğer savaşırlarsa) kullanılmasının, muhaliflerin cesaret edip fiili ve topyekün bir savaşa girmelerinin sadece düşük bir "ihtimal" olarak zikredildiğini, ancak bu eyleme cüret etmeleri durumunda sonucun onlar adına mutlak bir fiyasko olacağını belirtir.

        Yuvellûkumu (يُوَلُّوكُمُ)

        İbn Fâris: Vav-lam-ye (v-l-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "iki şeyin arasında bir boşluk veya engel kalmayacak şekilde birbirine bitişik olması, yakınlık, dostluk ve yönelmek" olduğunu belirtir. Ancak "tef'il" babında ve "edbâr" (arkalar) kelimesiyle kullanıldığında asıl manasının tam zıttına (yüz çevirip arkayı dönmek/kaçmak) evrildiğini açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Tevelli (arkaya dönme/kaçma) eylemini Medine sosyolojisindeki askeri ve psikolojik denklem üzerinden okur. Kuran'ın bu ifadeyle, muhalif grubun o dönemki toplumsal ve askeri cesaretsizliğine işaret ettiğini; onların perde arkasında entrika ve sözlü eza üretebildiklerini, ancak açık ve sıcak bir cephe çatışmasında (savaşta) direnemeyip panik halinde "arkalarını dönüp kaçacaklarını" (bozguna uğrayacaklarını) deşifre eden isabetli bir psikolojik/tarihsel tahlil olduğunu analiz eder.

        el-Edbâra (الْأَدْبَارَ)

        İbn Fâris: Dal-be-ra (d-b-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "önün/yüzün (kubul) zıttı olarak bir şeyin arkası, sonu ve sırt kısmı" olduğunu belirtir. Dubur (arka) kelimesinin çoğuludur.

        Râgıb el-İsfahânî: Edbâr (arkalar) kelimesinin savaş terminolojisindeki kullanımını tahlil eder. İnsanın yüzünün (vecih) şerefi, haysiyeti ve direnişi; arkasının (dübür/edbâr) ise zilleti ve korkuyu temsil ettiğini belirtir. Düşmana sırtını dönüp kaçmanın (yuvellûkumu'l edbâr) sadece taktiksel bir geri çekilme (fiziksel eylem) olmadığını, aynı zamanda onların inançsızlıklarından ve davaya olan güvensizliklerinden kaynaklanan manevi ve ontolojik bir "çöküş/hezimet lekesi" olduğunu detaylandırır.

        Summe (ثُمَّ)

        İbn Fâris: "Sonra, daha sonra" manasına gelen, olaylar arasında belirli bir zaman dilimi, psikolojik boşluk veya aşama farkı (terahi) bulunduğunu gösteren atıf harfidir.

        Lâ Yunsarûn (لَا يُنصَرُونَ)

        İbn Fâris: Olumsuzluk edatı (lâ) ve nun-sad-ra (n-s-r) kökünden gelen edilgen (meçhul) fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının "yardım etmek, destek olmak, birine arka çıkmak ve onu düştüğü tehlikeden veya yenilgiden çekip almak" olduğunu belirtir. Geniş/gelecek zaman kipinde "Onlara asla yardım edilmez" manasına gelir.

        Angelika Neuwirth: Nusretin/Yardımın kesilmesi mefhumunu, Geç Antik Çağ'ın siyasi ve teolojik ittifak anlayışı üzerinden inceler. Muhalif zümrenin savaşta arkasına dönüp kaçtıktan "sonra" (summe) zikredilen "hiçbir yardım/nusret görmeyecekleri" vurgusunun; onların güvendikleri o gizli kabile ittifaklarının, münafıklarla yaptıkları kapalı kapılar ardındaki siyasi anlaşmaların ve hatta kendi metinlerinde övündükleri "tanrının seçkin kulları" olma inancının (ilahi desteğin) o an tamamen çökeceğini; beşeri ve ilahi bütün kurtarma (nusret) hatlarının ebediyen kesileceğini bildiren devasa bir tarihsel mahkumiyet olduğunu analiz eder. Kaçışlarından sonra onları bekleyen tek şey mutlak bir yalnızlıktır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X