Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 107. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 107. Ayet

    وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَف۪ي رَحْمَةِ اللّٰهِۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veemmâ-lleżîne-byeddat vucûhuhum fefî rahmeti(A)llâhi hum fîhâ ḣâlidûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      106. Bir gün ki nice yüzler ağaracak, nice yüzler de kararacaktır; yüzleri kararanlara, 'İman ettikten sonra kafir mi oldunuz? Öyle ise inkar etmiş olmanız yüzünden tadın azabı!' (denir):

      107. Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler; orada onlar ebedi kalacaklardır.


      Ak ve Kara Yüzler

      Bir gün ki nice yüzler ağaracak, nice yüzler de kararacaktır; yüzleri kararanlara, 'İman ettikten sonra kafir mi oldunuz? Öyle ise inkar etmiş olmanız yüzünden tadın azabı!' (denir): Aziz ve celil olan Allah burada cennet ehlinin yüzlerini beyaz olarak nitelemiştir. Zira beyaz renk, saflığın ve temizliğin zirvesidir. Bütün renkler de beyazın içinde kendini gösterir. Aziz ve celil olan Allah cehennem ehlinin yüzlerini kara olarak nitelemiştir. Çünkü siyah renk, zulmetin zirvesini ifade eder. Ayrıca diğer renkler siyahın içinde kendisini gösteremez, o, zulmete, yani karanlığa benzetilmektedir. Ayetteki beyaz ve siyah sıfatları ile gerçek anlamda beyaz ve siyahın kastedilmemiş olması da muhtemeldir. Beyaz, büyük sevinç ve neşeden; siyah da şiddetli hüzün ve kederden kinayedir. Nitekim Allah başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: "O gün birtakım yüzler ışık saçar, güleçtir, müjde almış. Bir takım yüzler de o gün toza toprağa bürünmüş, kapkara kesilmiştir". Bu ayette Cenab-ı Hak cennet ehlinin yüzlerini güleç olmakla nitelemiştir, fakat bununla gerçek anlamda gülmeyi kastetmemiş, sevinç ve neşenin zirve noktasına ulaşmaya dikkat çekmiştir. Cehennem ehlinin yüzlerini de kapkara, toprağa bulanmış olmakla nitelemiştir; bu da şiddetli bir hüznü ifade etmektedir. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      İman ettikten sonra kafir mi oldunuz? Bu ayet çeşitli anlamlara gelebilir. Kafir mi oldunuz? mealindeki cümle, yaratılışınız Cenab-ı Hakk'ın birliğine şahitlik ettiği halde dillerinizle küfre mi saptınız? anlamına gelebilir, zira herkesin yaratılışı Allah'ın yegane tanrı olduğuna şahitlik etmektedir. Bu ayet, övgüsünü ve sıfatını kitabınızda gördüğünüz Hz. Muhammed'e henüz peygamber olarak gönderilmeden önce inanıp güvendikten sonra, peygamber gönderilince kafir mi oldunuz? anlamına da gelebilir. Buna dayanarak bazı tefsirciler; "O'nun çağrısı (birçok insan tarafından) kabul edildikten sonra Allah hakkında tartışmaya kalkışanların delilleri Rableri katında geçersizdir. Üzerlerine gazap çökmüştür ve onlar için çetin bir azap vardır" mealindeki ayeti, onların ileri gelenlerinden ve büyüklerinden dinde inatlaşma yapmayan ve eskileri taklit etmeyi düşünmeyen pek çok kişinin o çağrıyı kabul ettikleri şeklinde yorumlamışlardır. En doğrusunu bilen Allah'tır. Tefsirini yapmakta olduğumuz ayet, içinizden bir grup iman ettikten sonra siz küfre mi saptınız? anlamına da gelebilir. Zira onlardan bazıları iman etmiş, bazıları da etmemişti. İnkar edenlere; içinizden bir grup iman ettiği halde siz inkar mı ettiniz? diye sormaktadır. Allah'ın "Musa'nın kavminde hak yolu gösteren ve onun ışığında adil davranan bir topluluk da vardı" diye buyurduğuna bakmaz mısın? En doğrusunu bilen Allah'tır. "İsrailoğulları'ndan bir kısmı iman etmiş, diğer bir kısmı da inkara sapmıştı" mealindeki ayet de aynı şeyi ifade etmektedir. Şöyle de denilmiştir: Buradaki iman sözcüğü ile insanların Hz. Adem'in soyundan çıkarıldıkları zamandaki imanları ve ikrarları kastedilmektedir.

      Büyük Günah İşleyen Kişi

      Bu ayet, Mutezile'nin, büyük günah işleyenlerin cehennemde ebedi olarak kalacakları, zira onlar küfre girmeseler de imandan çıktıkları şeklindeki iddialarını reddetmektedir. Zira Allah Teala ayette, beyaz yüzlüler ve kara yüzlüler olmak üzere sadece iki grup yaratıktan söz etmektedir. Beyaz yüzlüler müminler, siyah yüzlüler de kafirlerdir, çünkü Allah İman ettikten sonra kafir mi oldunuz? buyurmaktadır. Büyük günah işleyenler bu tür günahları sebebiyle kafir olmamışlardır; Cenab-ı Hak üçüncü bir gruptan söz etmemekte, onlarsa üçüncü bir grup oluşturmaktadırlar. Aziz ve celil olan Allah başka bir ayette de "Onların bir kısmı cennette, bir kısmı da cehennemde olacaktır" diye buyurmak suretiyle yaratıldıkları sadece iki gruba ayırmıştır, Mutezile mensupları ise bunlara bir grup daha eklemişlerdir. "Kiminiz kafir, kiminiz de mümin" mealindeki ayet de böyledir.

      Eğer denilirseki: Bu ayette iman'dan sonra küfür'den söz edilmektedir. Burada iman'dan sonra inkar etmeyenlerin ayetin kapsamına dahil olmadıklarına dair bir ifade yer almamaktadır, dolayısıyla büyük günah işleyenlerin bu hükme dahil edilmemeleri imkansızdır.

      Buna cevabımız, daha önce bahsetmiş olduğumuz, her kafirin yaratılışının Cenab-ı Hakk'ın birliğine şahitlik ettiği gerçeğidir. Ancak onlar dilleriyle inkar etmişlerdir; bu ise imandan sonra küfrü ifade etmektedir. Binaenaleyh kafir olmayan birinin kafirler kategorisinde ayete dahil edilmesi caiz değildir.

      Öyle ise inkar etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! Bu ifade zahirde emir şeklindedir, fakat hakikatte emir değildir, çünkü azap lezzet veren bir tat değildir, sadece lezzet veren şey tadılır. Burada sanki şöyle buyurmaktadır: Azaba uğrayacağınızı bilin!

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ve Emmellezîne (وَأَمَّا الَّذِينَ)

        İbn Fâris: Bir önceki ayette zikredilen "yüzleri kararanlar" grubuna karşıtlık (mukabele) oluşturan, durumu ayırmak ve yeni bir tasnife geçmek için kullanılan tafsil (ayrım) edatıdır.

        İbyaddat (ابْيَضَّتْ)

        İbn Fâris: Be-ye-dad (b-y-d) kökünden geldiğini, asıl manasının "safiyet, temizlik, parıltı ve karanlığın zıttı olan beyazlık" olduğunu belirtir. İf'ılâl babında (ibyaddat) gelmesi, bu beyazlığın sadece bir renk değişimi değil; sonradan olan, çok şiddetli, her tarafı kaplayan ve kalıcı bir "parlama/aydınlanma" olduğunu ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Beyazlığı (beyâd), ruhun günah kirlerinden arınmışlığının ve ilahi nurla kuşatılmışlığının fiziksel bir tezahürü olarak tahlil eder. Bu, bir deri rengi değil; imanın ve sevincin yüzdeki "kozmik ışıltısıdır".

        Vucûhuhum (وُجُوهُهُمْ)

        İbn Fâris: Vav-cim-he (v-c-he) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin karşı karşıya gelinen ön yüzü, yönü ve haysiyeti" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Yüz (vech) kavramını, insanın "kişiliğinin ve o anki içsel durumunun" (ontolojik kimliğinin) dışa vurulduğu en şeffaf merkez olarak inceler. Ahiretteki bu yüz beyazlığının; dünyadaki o sarsılmaz iman ve salih amellerin yarattığı "ebedi bir huzur ve onur" aynası olduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder.

        fe fî Rahmetillâhi (فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ)

        İbn Fâris: Ra-ha-mim (r-h-m) kökünden geldiğini, asıl manasının "şefkat, acıma ve koruyucu bir kap (rahim)" olduğunu belirtir. Zarfiyet edatı "fî" (içinde) ile kullanımı dikkat çekicidir.

        Toshihiko Izutsu: "Allah'ın rahmeti içindedirler" ifadesini, mekanüstü bir sığınma olarak tahlil eder. Müminlerin sadece cennet denen bir mekana değil, bizzat Allah'ın o kuşatıcı, besleyici ve koruyucu "rahmet okyanusunun" (rahmet) içine daldırıldıklarını; rahmetin onlar için artık "nefes alınan bir atmosfer" haline geldiğini analiz eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Buradaki rahmet kelimesinin "cennet" manasına da geldiğini, ancak cennetin kendisinin de ilahi rahmetin somutlaşmış bir formu olduğunu detaylandırır.

        Hum fîhâ (هُمْ فِيهَا)

        İbn Fâris: Şahıs zamiri (onlar) ve o rahmet dairesine işaret eden dişil zamirin (hâ) birleşimidir.

        Hâlidûn (خَالِدُونَ)

        İbn Fâris: Ha-lam-dal (h-l-d) kökünden geldiğini, asıl manasının "bozulmadan, son bulmadan ve değişmeden kalmak" olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Hulûd (ebedilik) kavramını, bu ayetteki "yüz beyazlığı" ve "rahmet" ile birleştirerek okur. Bu aydınlık ve huzur halinin anlık bir ödül olmadığını; zamanın ve mekanın sınırlarını aşan, hiçbir eksilme veya sona erme korkusu barındırmayan "mutlak ve kalıcı bir varoluşsal statü" olduğunu semantik olarak analiz eder. Yüzlerin parıltısı, rahmetin içinde ebediyen sönmeyecektir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X