اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ اَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 87. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ali imran suresi 87. ayet, ceza, ali imran 87, ali imran suresi, lanet, allah, melek, mülk
-
87. İşte onların cezası, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğramalarıdır.
88. Ebedi olarak bu lanetin içine gömülüp gideceklerdir. Ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine fırsat tanınacaktır.
Onların cezası, Allah'ın lanetine uğramalarıdır. Bazılarına göre bundan maksat Allah'ın azabıdır. Allah'ın laneti'nden maksadın, O'nun rahmetinden ve affından ümit kesmek olduğu da söylenmiştir. Lanet sözlükte kovmak demektir. Meleklerin laneti ise başka bir ayette şöyle dile getirilmektedir: ''.Ateşte bulunanlar cehennemdeki görevlilere, 'Rabbinize dua edin de bir günlüğüne olsun azabımızı hafifletsin!' diye seslenirler. Görevliler, 'Peygamberleriniz size açık kanıtlar getirmemiş miydi?' diye sorarlar. 'Evet, getirmişti' cevabını verince görevliler, 'Yalvarın durun şimdi; fakat inkarcıların yalvarmaları boşunadır' derler". Meleklerin lanetinden maksadın, şu ayet-i kerimede onlara söylenen söz olduğu da ileri sürülmüştür: "Onlar, 'Ey Malik, Rabbin bizim işimizi bitirsin!' diyecekler, o da 'sizler burada kalıcısınız; cevabını verecektir". Maksat, onlara lanet okumalarıdır da denilmiştir.
Müminlerin lanetinden maksadın da şu ayet-i kerimede ifade edilen şey olduğu söylenmiştir: "Cehennem ehli cennet ehline, 'Suyunuzdan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bize verin!' diye seslenirler. Onlar da, 'Allah bunları kafirlere haram kılmıştır' derler". İşte bu, müminlerin onlara lanetidir.
Yorumu Yorumla
-
Ulâike (أُولَٰئِكَ)
İbn Fâris: Arapçada uzaklık bildiren işaret zamiridir (İşte onlar). Ayette, hakikati gördükten sonra inkar edenlerin işlediği suçun büyüklüğünden dolayı, onların ilahi rahmetten ve hidayetten ontolojik olarak ne kadar "uzağa" fırlatıldıklarını göstermek için bilerek bu uzaklık zamirinin seçildiğini dilbilimsel olarak ifade eder.
Cezâuhum (جَزَاؤُهُمْ)
İbn Fâris: Cim-ze-ye (c-z-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin karşılığını tam ve eksiksiz olarak vermek, bedelini ödemek, bir şeyi başka bir şeyin yerine koyarak borcu kapatmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Ceza kavramını felsefi bir denklik ilkesi üzerinden tahlil eder. Cezanın sadece "kötü bir karşılık veya azap" olmadığını; kişinin yaptığı seçime (eyleme) ontolojik olarak tam tamına denk düşen, içinde hiçbir haksızlık barındırmayan o "mutlak/adil bedel" olduğunu belirtir. Hidayeti inkar etmenin (küfrün) cezası da, ilahi sistemde bizzat o inkara denk düşen bir dışlanmışlık olarak tecelli etmektedir.
Toshihiko Izutsu: Ceza kelimesini Kuran'ın ahlak ve ahiret (eskatoloji) sistemi içinde değerlendirir. Kuran felsefesinde cezanın, dışarıdan gelen keyfi ve öfkeli bir öç alma eylemi olmadığını; insanın kendi özgür iradesiyle seçtiği küfrün (inkarın) kozmik nizamda yarattığı o varoluşsal tahribatın, tıpkı sarsılmaz bir fizik yasası gibi dönüp kişinin kendi üzerine kapanan "kaçınılmaz bir sonucu" olduğunu semantik sınırlarıyla detaylandırır.
Enne (أَنَّ)
İbn Fâris: İsim cümlelerinin başına gelerek haberi nasb eden, cümlenin manasını pekiştirip her türlü ihtimali ortadan kaldıran tekit (kesinlik) edatıdır.
Aleyhim (عَلَيْهِمْ)
İbn Fâris: Üstünlük, istila, baskı ve kuşatıcılık bildiren (onların üzerine) harf-i cer ile çoğul zamirin birleşimidir. Lanetin onların varlığını tıpkı bir ağırlık gibi tepeden inerek bütünüyle saracağını ifade eder.
La'nete (لَعْنَةَ)
İbn Fâris: Lam-ayn-nun (l-a-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "birini öfkeyle, şiddetle kovmak, uzaklaştırmak ve sürüp çıkarmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Lanet kavramını sıradan bir beddua olmaktan çıkarıp metafiziksel bir kopuş olarak ayırır. Allah'ın lanet etmesinin, o kişiyi ilahi inayetten, koruma kalkanından, fıtratın dengesinden ve varoluşsal rahmetten mutlak ve ebedi olarak "sürgün etmesi" (kovması) olduğunu; bu durumun insanın düşebileceği en dehşet verici ontolojik yalnızlık olduğunu detaylandırır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Lanet mefhumunu dönemin sosyolojik yaptırımı (aforoz) üzerinden okur. Kabile toplumunda bir bireyin kendi kabilesinden kovulmasının (hali') mutlak bir yıkım, güvencesizlik ve ölüm fermanı olduğunu hatırlatarak; Kuran'ın bu terimi kullanarak, inkarcıyı evrende hiçbir müttefiki, sığınağı ve hamisi kalmayan mutlak bir "varoluşsal dışlanmışlığa ve aforoza" mahkum ettiğini tahlil eder.
Allâhi (اللَّهِ)
El-Cevâlîkî: Lafzullah'ın (Allah isminin) etimolojisinde Arap dilcileri arasındaki klasik ayrılıkları aktarır. Kelimenin "El-İlah" formundan türediğini iddia edenlere karşılık, bunun hiçbir kökten gelmeyen (camid) ve mutlak yaratıcıya has bir özel isim olduğunu savunanların görüşlerini vurgular.
Vel-Melâiketi (وَالْمَلَائِكَةِ)
İbn Fâris: Lam-hemze-kef (l-e-k) kökünden geldiğini, asıl manasının "haber göndermek, mektup/mesaj iletmek ve elçilik yapmak" (âlûk) olduğunu belirtir. İlahi mesajları/vahiyleri taşıdıkları için onlara etimolojik olarak "melek" denildiğini açıklar.
Arthur Jeffery: İbranice "Malakh" ve Süryanice/Aramice "Malakha" (haberci/elçi) kelimesinin Arapçalaşmış formu (çoğulu) olduğunu; Kuran'ın Ortadoğu monoteist geleneğindeki bu evrensel ruhani varlık konseptini kendi lügatine aynen entegre ettiğini kanıtlarıyla sunar.
Angelika Neuwirth: Meleklerin lanete ortak edilmesini evrensel (kozmik) bir yargılama formu olarak analiz eder. Sadece Allah'ın değil, evrenin işleyişinden sorumlu olan o kusursuz ruhani otoritelerin de (meleklerin) bu inkarı lanetlemesinin; inkarcının suçunun sadece yerel veya dünyevi bir fikir ayrılığı olmadığını, tüm göksel ve kozmik nizamı rahatsız eden evrensel bir "ahlaki anomali" olduğunu gösterdiğini tahlil eder.
Ven-Nâsi (وَالنَّاسِ)
İbn Fâris: Nun-vav-sin (n-v-s) "hareket etmek" veya hemze-nun-sin (e-n-s) "ünsiyet kurmak, kaynaşmak" köklerinden türediğini belirtir. Toplum halinde yaşayan insanlık ailesini ifade eder.
Ecmeîn (أَجْمَعِينَ)
İbn Fâris: Cim-mim-ayn (c-m-a) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel anlamının "dağınık olan parçaları bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek ve bir bütün oluşturmak" olduğunu belirtir. "Topluca/Hepsi" manasını katar.
Râgıb el-İsfahânî: "Bütün olarak/Toptan" (ecmeîn) kelimesinin teolojik ağırlığını inceler. İnsanların lanetinin sadece müminleri değil, istisnasız bütün insanlığı (ecmeîn) kapsamasının derin felsefi anlamını açıklar. Hakikate şahit olduktan sonra sözden dönme (misakı bozma) suçunun, sadece spesifik bir inanç grubuna (Müslümanlara) karşı değil; aklı, dürüstlüğü ve fıtratını bozmamış "tüm insanlığın evrensel vicdanına" karşı işlenmiş bir ihanet olduğunu; bu yüzden failin, insanlığın ortak vicdanında da ebediyen mahkum edildiğini (lanetlendiğini) detaylandırır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla