وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪يناً فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 85. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hüsran, islam, ali imran 85, ali imran suresi, hak din, ali imran suresi 85. ayet, ahiret
-
Kim İslam'dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır.
Kim İslam'dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek. Bu ayetin tefsirinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Denilmiştir ki maksat dünyada İslam'dan başka bir din arayanın yaptığı iyiliklerin kabul edilmeyeceğidir. Bu aynen "Kim inanmayı (yani kendisine inanılanı) reddederse, ameli kesinlikle boşa gider" mealindeki ayet gibidir. Ayrıca bu ilahi beyan, kim İslam dininden başka bir dine giderse, bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir, anlamına gelebilir. Denilmiştir ki bu ayet, müslüman olduktan sonra İslâm'dan dönen, sonra da bir kısmı bundan tövbe edip vazgeçen insanlar hakkında nazil olmuştur. Bunun üzerine şöyle buyurulmuştur: Kim İslam'dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır.
Kim İslam'dan başka bir din arama çabası içine girerse bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecek. Bu beyandaki "yebteği" kelimesi isterse demek olup, bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir; sanki Allah Teala insanlara böyle bir arayışı yasaklamaktadır, çünkü bir dine mensubiyet ile Allah'a yaklaşmak kastedilir; Allah da insanları başka bir dini aramaktan vazgeçirmek için onu kabul etmeyeceğini haber vermektedir. Bilindiği üzere din konusunda kafirler kendi dinlerine İslam adının verilmesini kabul etmezler ve kendi dinlerinin Allah'ın dini olduğunu iddia ederler. Buna karşı Cenab-ı Hak, kendi dininin İslam olduğunu haber vermekte, kendi dinine girmek için İslam'dan başka bir din arayan insanların bu çabasını kabul etmeyeceğini bildirmektedir.
Ayetteki "ibtiğa" kavramı irade anlamına da gelir. O zaman burada bir tahkik ve araştırma söz konusudur, zira bu, eylemi de içine alır. Buna göre ayet sanki şunu beyan etmektedir: Kim İslam'dan başka bir dine girerse, onun maksadı Allah'ın rızası olsa bile, bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir. Ayetteki; o ahirette ziyan edenlerden olacaktır mealindeki ifade de bu görüşü teyit etmektedir; yani başka bir dinle gelenler.
Yorumu Yorumla
-
Ve men (وَمَن)
İbn Fâris: Atıf harfi (ve) ile şart ve kapsayıcılık bildiren ism-i mevsul (kim, her kim ki) edatının birleşimi olduğunu belirtir. Cümlenin koşul kısmını başlatarak hükmü genele teşmil eder.
Yebteği (يَبْتَغِ)
İbn Fâris: Be-ğayn-ye (b-ğ-y) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir şeyi hararetle aramak, talep etmek, elde etmek için şiddetle arzulamak ve sınırı aşmak" olduğunu belirtir. Eylemin "ifti'al" babında gelmesinin, bu arayışın sıradan ve pasif bir merak değil, bilinçli, inatçı ve kasten yapılan aktif bir tercih/arayış olduğunu etimolojik olarak açıklar. (Sonundaki illet harfi cezm/şart durumundan dolayı düşmüştür).
Râgıb el-İsfahânî: İbtiğa eylemini epistemolojik bir arayış sapması olarak inceler. Hakikat (teslimiyet) apaçık ortadayken ve tüm evren o hakikate boyun eğmişken, insanın ısrarla farklı bir kuruntu veya dogma "aramasının/talep etmesinin", salt bir entelektüel arayış olmadığını; bunun mutlak bir kibir ve ilahi otoriteye karşı varoluşsal bir başkaldırı (bağy) olduğunu detaylandırır.
Ğayra (غَيْرَ)
İbn Fâris: Ğayn-ye-ra (ğ-y-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin aslından, kendisinden ve doğasından tamamen farklı, başka, yabancı ve zıddı olması" olduğunu belirtir.
el-İslâmi (الْإِسْلَامِ)
İbn Fâris: Sin-lam-mim (s-l-m) kökünden geldiğini, asıl manasının "barış, güvenlik, her türlü hastalıktan veya kusurdan uzak olmak ve hiçbir direnç göstermeksizin boyun eğerek tamamen teslim olmak" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu: İslam kavramının Kuran ahlakındaki evrensel ve ontolojik finalini tahlil eder. Kuran'ın bu kelimeyi Hz. Muhammed'in ümmetine ait dar bir mezhep adı olarak değil; insanın, evrenin ve tüm varlığın asıl yaratıcısına karşı takınması gereken o mutlak "teslimiyet/boyun eğiş" (submission) şeklindeki ortak varoluşsal tavrın adı olarak kullandığını semantik sınırlarıyla inceler. Başka bir şey aramak, bu ontolojik ritmi ve barışı kökünden bozmaktır.
Angelika Neuwirth: İslam kelimesini Geç Antik Çağ'ın dinler arası rekabet bağlamında okur. Dönemin Yahudi ve Hristiyan cemaatlerinin kurtuluşu sadece kendi kurumlarına (kiliseye/havraya veya ırka) bağlayan tekelci anlayışlarına karşı Kuran'ın; ebedi kurtuluşu herhangi bir kuruma değil, doğrudan mutlak iradeye yapılan o şartsız "teslimiyet" (İslam) eylemine bağlayarak devasa bir teolojik devrim yaptığını analiz eder.
Dînen (دِينًا)
İbn Fâris: Dal-ye-nun (d-y-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "boyun eğmek, itaat etmek, otorite altına girmek, yasa ve nizam" olduğunu belirtir.
Arthur Jeffery: Din kelimesinin Sami ve Hint-İran dillerindeki etimolojik kökenlerini tartışır. Pehlevice "Daena" (içsel inanç/öğreti) ve Aramice/Süryanice "Dina" (yasa/şeriat/hukuk) kelimeleriyle tarihsel bağlantısını sunarak; Kuran'ın bu ayette kelimeyi hem soyut bir inanç sistemi hem de kişinin tüm eylemlerini bağlayan pratik bir "itaat/hukuk düzeni" manasında en kapsamlı şekilde kullandığını filolojik olarak kanıtlar.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: "İslam'dan başka bir din" tamlamasının nüzul ortamındaki sosyolojik karşılığını tahlil eder. Buradaki din kavramının sadece uhrevi (ahirete dair) soyut bir inanışı değil, bizzat yeryüzünde insanın hangi ahlaki, hukuki ve sosyal ilkelere tabi olarak yaşayacağını belirleyen kapsayıcı bir meşruiyet zemini olduğunu; İslam (Allah'a teslimiyet) dışındaki arayışların (putperestlik veya tahrif edilmiş ruhban şeriatlarının) yeryüzünde ilahi adaleti tesis edemeyeceği için mutlak surette reddedildiğini analiz eder.
Fe len (فَلَن)
İbn Fâris: Şartın cevabını başlatan "fe" bağlacı ile, Arapçada gelecek zamanı kapsayan ve eylemin gerçekleşme ihtimalini kökünden, mutlak bir şekilde ve ebediyen yok eden "len" (asla/katiyen) edatının birleşimidir. İradesini başka bir sisteme bağlayan kişi için ilahi kapıların mutlak kapalılığını bildirir.
Yukbele (يُقْبَلَ)
İbn Fâris: Kaf-be-lam (k-b-l) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel anlamının "bir şeyin ön tarafı, yüz yüze gelmek, karşılık vermek, yönelmek ve bir şeyi alıp onaylamak" (kabul) olduğunu belirtir. Edilgen (meçhul) kalıpta gelmesi; ilahi makamın o sahte veya bozulmuş arayışa (dine) asla yüzünü dönmeyeceğini, onu muhatap almayacağını ve ilahi rızanın sınırlarından içeri almayacağını dildeki uzamsal bir metaforla ifade eder.
Minhu (مِنْهُ)
İbn Fâris: "Ondan" manasına gelen harf-i cer ve zamirdir (O arayış içine giren kişiden).
Ve Huve (وَهُوَ)
İbn Fâris: "Ve o" (O kişi ki).
Fîl Âhırati (فِي الْآخِرَةِ)
İbn Fâris: Harf-i cer (fî) ile hemze-hı-ra (e-h-r) kökünden gelen ismin birleşimidir. Asıl anlamının "öne geçmenin (vech) tam zıttı olarak, geride kalmak, sona bırakılmak ve bir şeyin en son noktası" olduğunu belirtir. Varlık sahnesinin son perdesini ve ebedi mekanı (ahireti) ifade eder.
Minel Hâsirîn (مِنَ الْخَاسِرِينَ)
İbn Fâris: Hı-sin-ra (h-s-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir malı, sermayeyi yitirmek, ticarette zarar etmek, iflas etmek ve mahrum kalmak" olduğunu belirtir. Hüsran kelimesinin ekonomik bir yıkım metaforu olarak doğduğunu açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Hüsran kavramını varoluşsal bir iflas olarak tahlil eder. Ayetteki kaybetme/zarar etme (hüsran) durumunun dünyevi veya geçici bir mal kaybı olmadığını; insanın kendisine bahşedilen aklı, iradeyi ve fıtratı (asıl ontolojik sermayeyi) yanlış bir yola (İslam dışı bir ideolojiye) yatırması sonucunda, ahirette bizzat "kendi benliğini, ruhunu ve ebedi kurtuluşunu" geri dönülmez şekilde yitirip iflas etmesi olduğunu detaylandırır.
Toshihiko Izutsu: Hüsran kelimesini Kuran'ın ahiret (eskatoloji) semantiğinde inceler. Kuran'ın inanç ve inkar meselesini sıklıkla ticari metaforlar (kar, zarar, satın alma, iflas) üzerinden kurguladığını; insanın dünya hayatını bir ticaret meydanı gibi kullandığını ve İslam'dan (teslimiyetten) başka bir din edinen kişinin, elindeki o en kıymetli fıtrat sermayesini sahte tanrılara veya uydurma kurumlara harcayarak metafiziksel anlamda mutlak bir "iflas tablosu" (hâsirîn) çizdiğini semantik sınırlarıyla analiz eder. Kişinin kaybettiği şey doğrudan kendisidir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla