Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 83. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 83. Ayet

    اَفَغَيْرَ د۪ينِ اللّٰهِ يَبْغُونَ وَلَهُٓ اَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَاِلَيْهِ يُرْجَعُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Efeġayra dîni(A)llâhi yebġûne velehu esleme men fî-ssemâvâti vel-ardi tav’en vekerhen ve-ileyhi yurce’ûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar! Oysa göklerde olanlar da yer de olanlar da isteyerek veya istemeyerek hep O'na boyun eğmişlerdir ve O'na döndürüleceklerdir.


      Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar! Din kelimesi çeşitli anlamları belirtmek için kullanılmış gibidir. Bu kelime aslında benimsenen itikadı ifade eder, ancak hüküm ve boyun eğmek anlamına da gelir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: "Yoksa Cahiliye hükmünü mü arıyorlar?" Kelime ceza anlamına da gelir. Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar! İnsanlardan her biri Allah'ın dini olan bir din arıyor ve kendisinin benimsediği dinin Allah'ın dini olduğunu iddia ediyordu. Başlangıçta herkes kendi iç dünyasında Allah'ın dinini arıyordu, fakat bilahare çeşitli mucizeler ve delillerle onun Allah'ın dini üzere olmadığını anlamıştı. Çünkü Allah'ın dini İslam'dan başka olamazdı. Fakat insanoğlu İslam'a dönmedi ve inanmadı, inat ve kibirle başkasına inandı. O, Allah'ın dininin dışındaki beşeri dinlerin peşinden gitti.

      Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar! Yani Allah'ın dinindeki hükümlerden ve tevhid akidesinden başkasını mı arıyorlar? Bu cümlenin, din edinmek için Allah'ın dininden başkasını arıyorlar! anlamına gelmesi de muhtemeldir. Yani cümle soru anlamında değil, düz bir cümle olarak; onların yaptıkları, Allah'ın dininden başkasını aramaktır. Bu aynen "Melekler Allah'a: 'yeryüzünde fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?' dediler" mealindeki ayet ile "Bunların kalplerinde çürüklük mü var, yoksa şüpheye mi düştüler ya da Allah'ın ve Resulünün kendilerine haksızlık etmesinden mi korkuyorlar?" mealindeki ayet gibidir.

      Oysa göklerde olanlar da yerde olanlar da isteyerek veya istemeyerek hep O'na boyun eğmişlerdir. Bu ilahi beyan çeşitli manalara gelir. "Esleme". Boyun eğmişlerdir mealindeki ifadesi, yaratılışta O'na teslim oldu ve boyun eğdi, anlamına gelebilir. Çünkü her şeyin yaratılışında Allah'ın birliğine işaret eden bir özellik vardır. Göklerde olanlar O'na boyun eğmiştir mealindeki cümlesiyle meleklerin, Yerde olanlar da O'na boyun eğmiştir anlamındaki cümlesiyle de İslamiyet'i kabul eden müminlerin kastedilmiş olması muhtemeldir. İsteyerek veya istemeyerek mealindeki ifade de dindarlar, Allah'ın rabları olduğunu ve kendilerini O'nun yarattığını beyan ederler, anlamına gelir. Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: "Onları kim yarattı, diye sorsan, kuşkusuz Allah yarattı, diyecekler". İşte bu durum, onların müşrik oldukları haldeki teslimiyetlerinin ifadesidir.

      İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Gökyüzündekiler isteyerek boyun eğdiler, ama yeryüzündekilerin bir kısmı isteyerek, bir kısmı ise kılıç korkusundan istemeyerek boyun eğdi. İbn Abbas'ın şöyle dediği de rivayet edilmiştir: İslam diyarında doğanlar isteyerek, İslam diyarında doğmadığı halde boyun eğenler ise istemeyerek boyun eğmişlerdir.

      Şöyle de söylenmiştir: Onlardan bazıları isteyerek boyun eğdiler, bazıları ise buna zorlandılar. "İslam'' ise, kişinin kendisini ihlasla Allah'a teslim etmesi, bu konuda O'na hiçbir şeyi ortak tanımamasıdır. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: ''Allah şöyle bir örnek veriyor: Bir adam var ki onun birbiriyle ihtilaflı birçok ortak efendisi bulunmaktadır; bir adam da var ki bir tek kişiye bağlıdır. Şimdi bu iki adamın durumları eşit olabilir mi?" İşte bu ayet de bizim söylediğimiz anlama işaret etmektedir. İslam, boyun eğmektir, Müslümanlardan her biri boyun eğmiştir, hiç kimse O'na karşı çıkmak cüretini göstermez.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        E fe ğayra (أَفَغَيْرَ)

        İbn Fâris: İstifham (soru) hemzesi, atıf harfi "fe" ve ğayn-ye-ra (ğ-y-r) kökünden geldiğini belirtir. Asıl anlamının "bir şeyin aslından, kendisinden ve doğasından tamamen farklı, başka, yabancı ve zıddı olması" olduğunu açıklar. Soru hemzesinin burada bilgi aramaktan ziyade kınama (tevbih) ve hayret ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Buradaki kınamalı soruyu felsefi bir yüzleşme olarak tahlil eder. İnsanın, içinde yaşadığı evrenin kusursuz teslimiyetini ve ilahi yasalarını gördüğü halde, kendi varoluşu için "başka/alternatif" (ğayra) bir sistem aramaya kalkışmasının akılsal ve ontolojik bir hezeyan olduğunu detaylandırır.

        Dînillâhi (دِينِ اللَّهِ)

        İbn Fâris: Dal-ye-nun (d-y-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "boyun eğmek, itaat etmek, bir otorite altına girmek, yasa ve nizam" olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery: Din kelimesinin Sami ve Hint-İran dillerindeki kökenlerini inceler. Pehlevice "Daena" ve Aramice "Dina" (hukuk/yargı/öğreti) kelimeleriyle bağlantısını sunarken; Kuran'ın bu ayette kelimeyi dar bir mezhep veya kurumsal teoloji manasında değil, doğrudan "Allah'ın kainata koyduğu evrensel itaat ve ontolojik yasalar bütünü" manasında kullandığını filolojik olarak analiz eder.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın ahlak semantiğinde "Allah'ın dini" tamlamasını değerlendirir. Dinin, insanın mutlak yaratıcıya karşı konumunu (itaatini) belirleyen varoluşsal bir sistem olduğunu; bu ayette din kavramının salt beşeri bir inanç kategorisinden çıkıp, evrenin kozmik yasalarıyla (fizik, biyoloji) bütünleşen muazzam bir boyuta ulaştığını semantik sınırlarıyla tahlil eder.

        Yebğûne (يَبْغُونَ)

        İbn Fâris: Be-ğayn-ye (b-ğ-y) kökünden türediğini, asıl ve fiziksel anlamının "bir şeyi hararetle aramak, talep etmek, peşine düşmek ve eylemde sınırı aşmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Bağy eylemini epistemolojik bir arayış sapması olarak inceler. Hakikat apaçık ortadayken ve tüm evren bu hakikate boyun eğmişken, inatçı insanın hala ısrarla farklı bir kuruntu veya hurafe "aramasının/talep etmesinin" (yebğûne), salt bir merak değil, mutlak bir kibir ve varoluşsal haddi aşma suçu olduğunu detaylandırır.

        Ve Lehû (وَلَهُ)

        İbn Fâris: Tahsis (sınırlandırma) bildiren "lam" harf-i ceri ile "O'na" manasına gelen zamirin birleşimidir. Vurguyu ve teslimiyetin yegane merkezini sadece Allah'a sabitler.

        Esleme (أَسْلَمَ)

        İbn Fâris: Sin-lam-mim (s-l-m) kökünden geldiğini, asıl manasının "barış, güvenlik, her türlü hastalıktan/kusurdan uzak olmak ve hiçbir direnç göstermeksizin boyun eğerek tamamen teslim olmak" olduğunu belirtir. Fiilin geçmiş zaman (mazi) kalıbında gelmesi, teslimiyetin evrende ezelden beri var olan ve halihazırda işleyen kesintisiz bir yasa olduğunu gösterir.

        Toshihiko Izutsu: İslam (esleme) kavramının bu ayetteki devasa kozmik genişlemesini analiz eder. Genellikle insanların iradi seçimi (Müslüman olmak) olarak algılanan bu kelimenin; burada varlığın özüne işlenmiş, bütün fiziki yasaları, gezegenleri, atomları ve hücreleri kapsayan mutlak bir "ontolojik boyun eğiş/işleyiş" seviyesine çıkarıldığını semantik sınırlarıyla inceler. İslam, evrenin kendi doğasına ve yaratıcısına teslim olma prensibidir.

        Men Fîs Semâvâti Vel Erdı (مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ)

        İbn Fâris: "Men" (kim/ne varsa) ism-i mevsulü, sin-mim-vav (s-m-v) "yükseklik/uzay" ve hemze-ra-dad (e-r-d) "alçaklık/yer" köklerinin birleşimidir. İki zıt mekanı (gökler ve yer) vererek mevcudiyetin tümünü kapsar.

        Râgıb el-İsfahânî: "Göklerde ve yerde olanlar" ifadesinin, cansız veya şuursuz zannedilen varlıkların bile aslında ilahi iradeye karşı muazzam bir "şuur, ritim ve teslimiyet" içinde hareket ettiklerini gösteren felsefi bir tasvir olduğunu detaylandırır.

        Tav'an (طَوْعًا)

        İbn Fâris: Tı-vav-ayn (t-v-a) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir işi hiçbir zorlama olmaksızın, tamamen kendi içinden gelerek, sevgiyle, yumuşaklıkla ve gönül rızasıyla yapmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: İtaatin iradi doğasını tahlil eder. Müminlerin (ve meleklerin) ilahi yasalara olan boyun eğişlerinin, akli bir idrakin ve muhabbetin sonucu olarak tamamen kendi özgür iradeleriyle "gönülden" (tav'an) gerçekleştiğini detaylandırır.

        Ve Kerhen (وَكَرْهًا)

        İbn Fâris: Kef-ra-he (k-r-h) kökünden geldiğini, "tav'an" kelimesinin tam zıttı olarak "zorla, istemeyerek, nefse ağır gelen bir baskı veya mecburi bir durum altında kalmak" olduğunu belirtir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: "İsteyerek veya zorla" (tav'an ve kerhen) ikilemini Kuran'ın kozmik determinizm (fizik yasaları) felsefesi üzerinden inceler. İnsan iradesiyle Allah'ı reddetse bile (kafir olsa bile); onun bedeninin, organlarının, kan akışının, yaşlanma ve ölme süreçlerinin Allah'ın koyduğu biyolojik ve fiziksel yasalara "zorunlu olarak, elinde olmadan, mecburen" (kerhen) mutlak bir teslimiyet içinde olduğunu analiz eder. Kafir, zihnen isyan etse de ontolojik olarak (bedenen) Allah'ın dinine/yasasına teslim olmuş durumdadır.

        Angelika Neuwirth: Geç Antik Çağ felsefesi bağlamında bu iki zıt kelimeyi değerlendirir. Kuran'ın, evrendeki her zerrenin yaratıcıya boyun eğişini "isteyerek veya zorla" formülüyle sunmasının; antik dönemdeki "kaos", "kendi başına buyruk doğa" veya "birbirinden bağımsız tanrılar" inancını tamamen yıktığını; kainatta tek, mutlak ve hiçbir unsurun kaçamayacağı devasa bir monoteist yasa hakimiyeti ilan ettiğini analiz eder.

        Ve İleyhi (وَإِلَيْهِ)

        İbn Fâris: "Ve ancak O'na" manasına gelen, tüm varlıkların yönelişini ve yegane hedefini (merkezi) belirten harf-i cer ve zamirdir.

        Yurceûn (يُرْجَعُونَ)

        İbn Fâris: Ra-cim-ayn (r-c-a) kökünden türediğini, asıl manasının "ilk var olunan yere, asıl kaynağa veya başlangıç noktasına geri dönmek" olduğunu belirtir. Edilgen (meçhul) yapısı, bu dönüşün nesnelerin kendi başına aldıkları bir kararla değil, mutlak bir ilahi çekim gücüyle "döndürülmek" şeklinde gerçekleştiğini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: Rücu (geri döndürülme) kavramını eskatolojik (ahiret odaklı) ve varoluşsal bir kapanış olarak tahlil eder. Evrendeki zorunlu veya gönüllü teslimiyetin (İslam'ın) sadece şu anki fiziksel boyutta kalmadığını; varoluşun son evresinde her şeyin asıl kaynağına "geri döneceğini" ve bu devinimin mutlak surette yaratıcının huzurunda son bulacağını semantik sınırlarıyla inceler. Başka bir din (alternatif yasa) arayanlar da, tıpkı evrenin geri kalanı gibi kaçınılmaz olarak o asıl yasaya teslim edileceklerdir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X