فَمَنْ تَوَلّٰى بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 82. Ayet
Daralt
X
-
Fe Men (فَمَنْ)
İbn Fâris: "Fe" (artık, öyleyse, o halde) bağlacı ile "men" (kim, her kim ki) şart edatının birleşimi olduğunu belirtir. Önceki ayetteki ağır sözleşmenin (misakın) ardına eklenerek, hukuki bir sonucu başlatan bağlaçtır.
Tevellâ (تَوَلَّىٰ)
İbn Fâris: Vav-lam-ye (v-l-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "iki şeyin aralarında hiçbir boşluk kalmayacak şekilde birbirine yakın olması, peş peşe gelmek ve bir şeye yönelmek" olduğunu belirtir. Ancak eylemin "tefe'ul" babında (tevellî) kullanılmasının, asıl mananın tam zıttı bir hareketle; "bir kişiye veya bir fikre sırtını dönmek, ondan bedenen ve zihnen uzaklaşmak, yüz çevirmek" anlamına geldiğini etimolojik olarak açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Tevelli eylemini psikolojik ve teolojik bir kopuş olarak analiz eder. Bir önceki ayette alınan o "ağır ve kesin sözleşmeden" (misaktan) sonra yüz çevirmenin basit bir fikir ayrılığı değil; doğrudan ilahi iradeye, akla ve bizzat kendi peygamberlerinin mirasına (verilen söze) ihanet ederek ontolojik bir firar (kaçış) eylemi olduğunu detaylandırır.
Toshihiko Izutsu: Kuran ahlakında tevelli kavramını "küfrün dinamik hali" olarak inceler. Sadece pasif bir inanmama durumu olmadığını; hakikatin o apaçık ve bağlayıcı yüzünü gördükten ve bizzat söz verdikten sonra bilinçli, inatçı ve kasten o gerçeğe sırtını dönme, yönünü (vechesini) hakikatten kasten koparma şeklindeki o aktif/eylemsel isyan durumu olduğunu semantik sınırlarıyla tahlil eder.
Ba'de (بَعْدَ)
İbn Fâris: Be-ayn-dal (b-a-d) kökünden geldiğini, "zaman veya mekan olarak arkada, sonra olmak" (kablin zıttı) manasına gelen bir zaman zarfı olduğunu belirtir.
Zâlike (ذَٰلِكَ)
İbn Fâris: "İşte bundan / O şeyden" anlamına gelen işaret zamiridir.
Râgıb el-İsfahânî: İşaret zamirinin (zâlike) doğrudan 81. ayetteki o devasa antlaşmayı (misakı) ve o antlaşmanın ilahi/tarihsel şahitliğini gösterdiğini belirtir. Vurgunun, sıradan bir sözden dönmeye değil, o en büyük ve varoluşsal "İlahi Misak"tan dönmenin dehşetine yapıldığını tahlil eder.
Fe Ulâike (فَأُولَٰئِكَ)
İbn Fâris: Şartın cevabını başlatan "fe" (işte/o halde) edatı ile uzak işaret zamiri olan "ulâike" (onlar/işte onlar) kelimelerinin birleşimidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Zamirin bu vurgulu kullanımını sosyolojik bir dışlama (aforoz) olarak okur. "İşte onlar" diyerek, ilahi sözleşmeyi bozan bu kişilerin artık müminler topluluğundan, peygamberlerin sadakat çizgisinden ve ilahi güvenceden ontolojik olarak çok "uzağa" fırlatıldıklarını (ulâike) ve geri dönülmez bir sapkınlık kategorisine kilitlendiklerini analiz eder.
Humu (هُمُ)
İbn Fâris: Arapçada haberi (yargıyı) kesinleştiren ve araya giren fasıla (ayırıcı/pekiştirici) zamiridir. "Bizzat onlar / ancak ve ancak onlar" manasını katarak suçlamayı o kitleye tahsis eder.
el-Fâsikûn (الْفَاسِقُونَ)
İbn Fâris: Fe-sin-kaf (f-s-k) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel anlamının "taze hurmanın kendi kabuğunu yırtarak dışarı fırlaması, bir farenin deliğinden çıkması" olduğunu belirtir. Bir canlının kendi doğal koruma kalkanını (kabuğunu) yırtıp atmasından yola çıkarak; insanın ilahi yasalardan, ahlaki sınırlardan ve fıtratın o koruyucu dairesinden (kabuğundan) "dışarı fırlaması, sınırları yırtması ve yoldan çıkması" eylemine etimolojik olarak fısk denildiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Fısk kavramını teolojik bir yozlaşma olarak tahlil eder. Küfür (inkar) ile fısk arasındaki ince farka dikkat çekerek; fıskın sadece gerçeği örtmek değil, önceden kabul edilmiş, sözü verilmiş ve içine girilmiş o sağlam ilahi şeriatın/itaatin "dışına taşmak, kabuğu yırtmak" ve ahlaken çürümek (fasık olmak) olduğunu detaylandırır. Misakı bozan kişi, tam da bu yüzden "kabuğunu yırtan" bir fasıktır.
Toshihiko Izutsu: Kuran'ın ahlak semantiğinde "fısk" kelimesini ontolojik bir anarşi olarak inceler. Fasıkın; ilahi hukuku ve evrensel düzeni (nizamı) tanımayan, verdiği sözleri (misakı) çiğnemekte hiçbir ahlaki beis görmeyen, kendi hevalarını kural edinerek ilahi ve sosyal düzeni tahrip eden o "sınır tanımaz bozguncu" tipolojisi olduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder. Bu kelime, hakikate sırt çevirenlere (tevellâ) ayetin sonunda vurulmuş o en ağır ahlaki mahkumiyet mührüdür.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla