هَٓا اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ حَاجَجْتُمْ ف۪يمَا لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَٓاجُّونَ ف۪يمَا لَيْسَ لَكُمْ بِه۪ عِلْمٌۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 66. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bilgisizlik, ali imran suresi, inat, ali imran suresi 66. ayet, tartışma, ali imran 66, allah, ilim, bilgi
-
66. İşte siz böylesiniz; hadi hakkında bilginiz olan konuda tartıştınız, fakat hiç bilgi sahibi olmadığınız bir konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz.
67. "İbrahim ne yahudi ne hıristiyan idi; bilakis o, tek Allah'a inanıp boyun eğmiş birisiydi, müşriklerden de değildi."
İşte siz böylesiniz; hadi hakkında bilginiz olan konuda tartıştınız. Yani belirttiğimiz meseleleri... Bu ayet, dinde bir konunun bilgiye dayalı olarak tartışılabileceğine işaret etmektedir. Burada o insanların, bilgi sahibi olmadıkları bir konuyu tartışmalarını yasaklamaktadır. Nitekim peygamberler de kendi kavimleriyle tartışmışlardır. İbrahim aleyhisselam kavmi ile Allah hakkında tartışmıştır: "işte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir". Hz. Mûsa (s.a.) da kavmiyle tartışmıştır. Din konusunda kavmi ile tartışmayan bir peygamber yoktur. İşte bu durum, dinde deliller bağlamında tartışmayı uygun bulmayan kimselerin bu iddialarının yanlış olduğunu göstermektedir.
İnsanın onun gibi bir şeyi yapmaktan aciz oluşu ve Allah sayesinde öğrendiklerini iddia ettikleri şeyle karşılık vermekten aciz oluşları da bu gerçeği teyit etmektedir.
Yorumu Yorumla
-
Hâ Entum Hâulâi (هَا أَنْتُمْ هَٰؤُلَاءِ)
İbn Fâris: Dikkat çekme edatı olan "hâ" (tenbih) ile şahıs ve işaret zamirlerinin birleşimidir. Muhatabın (Ehl-i Kitab'ın) içine düştüğü o çelişkili ve hayret verici durumu yüzlerine vurmak, onları sarsmak ve dikkatlerini mutlak hakikate odaklamak için kullanılan bir "hitap nidası" olduğunu belirtir.
Hâcectum (حَاجَجْتُمْ)
İbn Fâris: Ha-cim-cim (h-c-c) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir yere gitmek, yönelmek, bir şeyi kastetmek ve birini delille alt etmeye çalışmak" olduğunu belirtir. (Yolun belirgin izine "hicce", birinin iddiasını kıran kanıta "hüccet" denmesi bu köktendir).
Râgıb el-İsfahânî: Muhâcce (tartışma/polemik) eylemini, tarafların birbirini kendi deliliyle (hüccetiyle) susturma çabası olarak tahlil eder. Mufâ'ale babından gelen bu fiilin; karşılıklı, sert ve inatçı bir teolojik tartışma zeminini ifade ettiğini detaylandırır.
Fîmâ Lekum bihî İlmun (فِيمَا لَكُم بِهِ عِلْمٌ)
İbn Fâris: Ayn-lam-mim (a-l-m) kökünden gelen "bilgi" (ilm) kavramıdır.
Toshihiko Izutsu: Buradaki "bilgi"yi (ilm), muhatapların kendi kutsal metinlerinde yer alan, tarihsel olarak bildikleri veya rasyonel olarak kavrayabilecekleri "nispi veri alanı" olarak inceler. Ayetin; "Haydi hakkında az çok bilginiz olan (Tevrat ve İncil'deki bazı hükümler gibi) konularda tartıştınız diyelim" diyerek onların beşeri kapasitesine bir sınır çizdiğini analiz eder.
Fe Lime Tuhâccûne (فَلِمَ تُحَاجُّونَ)
İbn Fâris: Soru edatı "lime" (niçin) ve tartışma eyleminin (h-c-c) müzari formudur. Bu defa tartışmanın mantıksızlığına ve meşruiyet kaybına yönelik sert bir sorgulama başlatır.
Fîmâ Leyse Lekum bihî İlmun (فِيمَا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ)
İbn Fâris: Olumsuzluk edatı "leyse" (yoktur) ile bilginin mutlak reddidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Hakkında bilgi sahibi olunmayan konu (İbrahim'in dini kimliği, gayb alemi ve ilahi muradın mahiyeti gibi), insanın spekülasyon yapamayacağı o "aşkın alanı" temsil eder. Bilgi (ilm) olmaksızın yapılan tartışmanın (muhâcce) sadece bir "zan" ve "kibir" ürünü olduğunu; Kuran'ın burada Ehl-i Kitab'ın epistemolojik hadsizliğini deşifre ettiğini analiz eder.
Vallâhu Ya'lemu (وَاللَّهُ يَعْلَمُ)
İbn Fâris: (A-l-m) kökünün Allah'a izafe edilmesidir.
Toshihiko Izutsu: Allah'ın bilmesi (ilm) kavramını mutlak ve kuşatıcı bir "ontolojik otorite" olarak tahlil eder. İnsanın tartışmalarının (h-c-c) aksine, ilahi bilginin tartışmaya kapalı, her şeyi evveliyatı ve nihayetiyle kuşatan bir "yakîn" (kesinlik) olduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder.
ve Entum Lâ Ta'lemûn (وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ)
İbn Fâris: Olumsuzluk edatı "lâ" ve muhatapların bilme eyleminin kökten reddidir.
Râgıb el-İsfahânî: İnsanın "bilmemesi" (cehl) durumunu, varoluşsal bir noksanlık olarak tahlil eder. Ayetin "Siz bilmezsiniz" diyerek bitmesinin; insanın kendi kısıtlı aklıyla ilahi hakikatlerin künhüne vakıf olamayacağını, dolayısıyla mutlak bilgi sahibi olan Allah'ın (vahiyle bildirdiği) karşısında susması ve teslim olması gerektiğini ihtar eden teolojik bir mühür olduğunu detaylandırır. Bilgi Allah'ın mülküdür, insan ise o mülke ancak vahiy kapısından girebilir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla