اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
Gerçek, rabbinden gelendir. Öyle ise kuşkulananlardan olma.
Bu ayet, farklı şekillerde anlaşılabilir. Burada muhatabın, Hz. İsa (s.a.) hakkında düşündüğünü söyleyen herkesin olması muhtemeldir. Yani İsa'nın Allah'ın ihlaslı kulu ve size gönderilen nebisi ve Resulü olduğu konusunda kuşku duyanlardan olma! Buradaki hitapla başkaları kastedildiği halde muhatabın Hz. Peygamber olması muhtemeldir. Dünyadaki sultanların adeti de böyledir; onlar kendi halkına bir şeyi tanıtmak istediklerinde, her alçak ve sefih kişiyi muhatap almayı büyüklüklerine yakıştıramadıkları için onların en akıllı, en faziletli ve halk nezdinde en itibarlı ve değerli olan kişilerine hitap ederler. İşte burada aziz ve celil olan Allah da şanını ve değerini yüceltmek için Hz. Peygamber'i muhatap almıştır. En doğrusunu bilen Allah'tır. Daha önce de söylediğimiz gibi burada şöyle bir ihtimal de vardır: Masum olmak ne emre ve ne de yasağa engeldir, bilakis emri de yasağı da artırır. Allah, onun hiçbir zaman kuşku duyanlardan olmadığını bildiği halde, bu gerekçeden dolayı kendisine hitap etmiş olabilir.
Gerçek, rabbinden gelendir. Yani Hz. İsa'nın durumu hakkındaki gerçek, Rabbinden gelen haberdir; ki bu da O'nun kul, beşer ve nebi olduğudur. Öyle ise kuşkulananlardan olma. Yani onların inatları ve sana Allah'tan gelen haberin doğruluğu konusunda şüphe uyandırmak için laf kalabalığı yapmaları seni başka düşüncelere sevk etmesin. Bu ayet, "Sana vahyedilen ayetlerin bir kısmının tebliğini terk edecek değilsin ya!" mealindeki ayet gibidir; bu ayet, Hz. Peygamber'in (s.a.) öyle olduğu manasında değil, nasihat anlamında veya daha önce sözü edilen yorum konumundadır. En doğrusunu bilen Allah'tır. Gerçek, rabbinden gelendir mealindeki cümleye, her şeyde gerçek olan Allah'tan gelendir, anlamı da verilebilir. Allah'a izafe edilen diğer şeylerle aynı anlamda olmak üzere, bunun da Allah'a nispet edilmesi caizdir. Fakat batılın, batıl olması itibariyle Allah'a nispet edilmesi kesinlikle caiz değildir. En doğrusunu bilen Allah'tır. Şöyle demek de mümkündür: Allah o fiili, yapan kişiden ötürü batıl yapmıştır, (yani o fiile bu niteliği veren kuldur) yoksa batılın Allah'tan geldiği söylenemez. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
el-Hakku (الْحَقُّ)
İbn Fâris: Ha-kaf-kaf (h-k-k) kökünden geldiğini, asıl ve değişmez anlamının "bir şeyin mutlak surette sabit olması, yerinden oynamaması, değişmemesi ve batılın (yok olucunun) tam zıttı olan kalıcı gerçeklik" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî: Hak kavramını epistemolojik (bilgi felsefesi) bir çerçevede inceler. Bir önceki ayetteki İsa ve Adem kıyasının "hak" (mutlak gerçek) olarak nitelendirilmesinin; bu bilginin sadece bir iddia veya inanç olmadığını, aksine eşyanın ve varlığın ontolojik aslına tam olarak mutabık olan, sarsılmaz, şüphe götürmez ve ilahi kaynaklı kesin bir "hakikat" olduğunu tahlil eder.
Toshihiko Izutsu: Kuran'ın kavramsal sisteminde "Hak" kelimesini değerlendirir. Kuran'ın bu kelimeyi kullanarak Hristiyanların İsa hakkındaki efsanevi, mitolojik ve spekülatif anlatılarına karşı kesin bir set çektiğini; İsa'nın topraktan (Adem gibi) yaratıldığı bilgisini tartışmaya kapalı, mutlak ve objektif bir gerçeklik olarak sabitlediğini semantik sınırlarıyla analiz eder.
Min (مِن)
İbn Fâris: Bir şeyin menşeini, çıkış noktasını ve kaynağını (ibtida) bildiren harf-i cerdir. Hakkın kaynağının beşeri akıl değil, ilahi makam olduğunu gösterir.
Rabbike (رَّبِّكَ)
İbn Fâris: Ra-be-be (r-b-b) kökünden geldiğini, temel anlamının "bir şeyi korumak, beslemek, himaye etmek ve onu aşama aşama en mükemmel haline ulaştıracak şekilde terbiye etmek" olduğunu belirtir. İyelik/aidiyet ekiyle (senin Rabbin) yöneltilen bir isimdir.
Râgıb el-İsfahânî: Hakikatin (İsa'nın yaratılış sırrının) kaynağı olarak "Rab" isminin seçilmesini analiz eder. Varlıkları yoktan var eden ve "terbiye edip" şekil veren (Rububiyet) otoritenin, kendi yarattığı eşyanın hakikatini (Hakkı) en iyi bilen yegane kaynak olduğunu; dolayısıyla peygambere (ve insanlığa) gelen bu bilginin doğrudan o mutlak "Terbiyeciden" süzülüp geldiğini detaylandırır.
Felâ (فَلَا)
İbn Fâris: Cümleyi bir önceki yargıya mantıksal bir sonuç olarak bağlayan "fe" (o halde/öyleyse) bağlacı ile kesin bir yasaklama ve nehiy bildiren "lâ" (hayır/olma) edatının birleşimidir. İlahi hakikat ortadayken şüphe etmenin mantıken ve ontolojik olarak yasaklandığını dilbilimsel olarak ifade eder.
Tekun (تَكُن)
İbn Fâris: Kef-vav-nun (k-v-n) kökünden geldiğini, asıl anlamının "var olmak, mevcudiyet ve bir durumda bulunmak" olduğunu belirtir. Olumsuzluk edatıyla (lâ) birleşen eylemin bu formunun, kişiyi geçici bir andan ziyade kalıcı bir varoluşsal statüden (şüpheciler zümresinden olmaktan) men ettiğini açıklar.
Minel-Mumterîn (مِّنَ الْمُمْتَرِينَ)
İbn Fâris: Mim-ra-ye (m-r-y) kökünden geldiğini, bu kökün asıl ve fiziksel manasının "sütün memeden sağılması, zorlayarak çekilmesi" olduğunu belirtir. Kişinin açık ve net olan bir gerçekliği kabul etmeyip, o konuda zorlama argümanlar üreterek gerçeği kendi hevasına göre eğip bükmeye, çekişmeye ve inatçı bir şüpheye düşmesine bu etimolojik kökten yola çıkarak "mirye/imtira" denildiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Şüphe kavramını felsefi olarak sınıflandırır. "Mumterî" kelimesinin sıradan bir bilgisizlikten veya zihinsel bulanıklıktan doğan bir şüphe (şekk) olmadığını; aksine hakikat (İsa'nın topraktan yaratıldığı gerçeği) gün gibi ortadayken, inatla, kibirle ve tartışmak/çekişmek amacıyla o hakikati zedelemeye çalışan aktif, hastalıklı ve polemikçi bir "tereddüt/direnç" hali olduğunu detaylandırır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimeyi nüzul ortamındaki Necran Hristiyanları heyetiyle yapılan tartışmalar bağlamında sosyolojik olarak okur. Hristiyan teologların İsa'nın babasızlığını sürekli bir ilahlık kanıtı (mirye/çekişme) olarak peygamberin önüne sürmelerine karşılık; Kuran'ın Hz. Muhammed'e "Bu inatçı ve spekülatif şüphecilerin rüzgarına asla kapılma ve onların bu varoluşsal kafa karışıklığından (mumterîn) olma" şeklinde çok sert ve sınır çizici bir teolojik ferman indirdiğini tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla