Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 48. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 48. Ayet

    وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyu’allimuhu-lkitâbe velhikmete ve-ttevrâte vel-incîl(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rabbin ona yazmayı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek!

      Ona yazmayı öğretecek. Bu ayet, ona yazmayı öğreteceğini haber veren ayrı bir müjdedir. Buradaki "kitab" kelimesi ile neyin kastedildiği konusunda farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre, ona eliyle yazmayı öğretecek demektir. Bu kelime ile bizzat kitabın kendisinin, yani Tevrat ve İncil'in kastedilmiş olması da muhtemeldir. Peygamberlerin kitaplarının kastedilmiş olması da ihtimal dahilindedir. Denilmiştir ki ayetteki "hikmet" kelimesi insanlar arasındaki hüküm anlamına gelir. Bazıları fıkıh anlamına geldiğini söylemiştir. Bazı alimler, helal ve haram anlamına gelir demiş, bir kısmı da Sünnet anlamına gelir demiştir. Hikmet, doğruya isabet etmektir. Bu konuda daha önce gerekli açıklamaları yapmıştık.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yuallimuhu (يُعَلِّمُهُ)

        İbn Fâris: Ayn-lam-mim (a-l-m) kökünden geldiğini, asıl ve temel anlamının "bir şeyin izi, nişanı ve onu diğer şeylerden ayıran, bilinmesini sağlayan alameti" olduğunu belirtir. Eylemin "tef'il" (ta'lim/öğretme) babında kullanılmasının, öğretilen bilginin kişinin zihninde ve ruhunda kalıcı, silinmez ve belirleyici bir "iz" (alamet) bırakması eylemini ifade ettiğini etimolojik olarak açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Ta'lim (öğretme) kavramını, i'lam (sadece haber verme/bilgilendirme) kavramından felsefi olarak ayırır. İ'lamın anlık bir bildirim olduğunu; ta'limin ise tekrara, sürece ve yapısal bir aktarıma dayandığını belirtir. İsa'ya bizzat Allah tarafından uygulanan bu "ta'lim" eyleminin, hiçbir beşeri öğretmene veya mektebe ihtiyaç duyulmaksızın, doğrudan ilahi kaynağın uyguladığı muazzam bir ontolojik "bilgi inşası" ve donanım süreci olduğunu detaylandırır.

        el-Kitâbe (الْكِتَابَ)

        İbn Fâris: Kef-te-be (k-t-b) kökünden geldiğini, bu kökün asıl manasının "nesneleri birbirine tutturmak, dikiş dikmek, harfleri ve kelimeleri bir araya toplayıp dizmek" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın semantik alanında "Kitab" kavramını bu ayetin özel bağlamında inceler. Kelimenin hemen ardındaki Tevrat ve İncil gibi somut metinlerle yan yana zikredilmesinden yola çıkarak; buradaki "Kitab" ifadesinin belirli bir vahiy metninden ziyade, okuma-yazma eyleminin (hikmetin aracı olan yazının) mutlak bilgisini, ilahi yasaların genel felsefesini veya vahyin ana kaynağını (Ümmü'l-Kitab) temsil eden üst bir epistemolojik (bilgi felsefesi) kategori olduğunu tahlil eder.

        Arthur Jeffery: Kitap kelimesinin Ortadoğu'daki filolojik otoritesini değerlendirir. Aramice/Süryanice "Ktaba" kavramının Geç Antik Çağ'da mutlak dini ve ilahi otorite kaynağı anlamına geldiğini; İsa'ya "Kitab'ın" öğretilmesinin, onun bu evrensel yazılı/ilahi otorite geleneğinin en yetkin varisi kılındığını gösterdiğini kanıtlarıyla sunar.

        el-Hikmete (وَالْحِكْمَةَ)

        İbn Fâris: Ha-kef-mim (h-k-m) kökünden geldiğini, asıl anlamının "engellemek, gem vurmak ve bir şeyi bozulmaktan korumak" olduğunu belirtir. Atın ağzına takılan ve onu kontrol eden geme "hakeme" denildiğini hatırlatarak; hikmetin, insanı cehaletten, hatadan ve nefsin taşkınlıklarından alıkoyan (gemleyen) o derin, sağlam ve sarsılmaz rasyonel/ahlaki bilgi olduğunu etimolojik olarak açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Hikmet kavramını bilginin eyleme dönüşmesi olarak tahlil eder. Kitabın (teorik bilginin) öğretilmesinin ardından hikmetin zikredilmesinin; İsa'ya sadece lafızları veya metinleri ezberleme yetisi değil, o metinlerin içsel ruhunu anlama, varlıkların ardındaki ilahi gayeyi kavrama ve bu bilgiyi pratikte kusursuz bir adalet ve ahlakla uygulama (isabet) yeteneği verildiğini detaylandırır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kitap ve Hikmet ikilisinin (dikotomisinin) teolojik bağlamını inceler. Kuran'da bu iki kelimenin sıklıkla yan yana geldiğini belirterek; Kitab'ın ilahi iradenin teorik yasalarını (şeriatı), Hikmet'in ise o yasaların maksadını (makasıd), felsefesini ve duruma göre en doğru şekilde uygulanma refleksini (sünneti/metodu) temsil ettiğini analiz eder.

        et-Tevrâte (وَالتَّوْرَاةَ)

        El-Cevâlîkî: Bu ismin kesinlikle Arapça kökenli olmadığını, muarreb (yabancı) bir kelime olduğunu açıkça vurgular. Arap dilcilerinin bu kelimeyi "vav-ra-ye" (çakmak taşıyla ateş yakmak / ışık saçmak) gibi köklere dayandırarak Araplaştırma çabalarının filolojik açıdan zorlama ve geçersiz olduğunu belirtir.

        Arthur Jeffery: İsmin tarihsel ve filolojik kökenini detaylandırır. Orijinalinin İbranice "Torah" (öğreti, yasa, rehberlik) olduğunu; bu kelimenin İslam öncesi Arabistan'da yaşayan Yahudi toplulukların Aramice diyalektleri üzerinden "Tevrât" formunda Arapça lügate yerleştiğini kanıtlar.

        Angelika Neuwirth: Tevrat'ın İsa'ya öğretilmesinin Geç Antik Çağ teolojisindeki polemik gücünü tahlil eder. Kuran'ın, İsa'ya Tevrat'ı bizzat Allah'ın öğrettiğini vurgulayarak; İsa'yı Tevrat'ı yıkan biri olarak gören Yahudi dogmasına ve Tevrat'ın asıl ruhunu tahrif eden ruhban sınıfına karşı, "Tevrat'ın orijinal hakikatine doğrudan vakıf olan tek ve en meşru otoritenin İsa olduğu" fikrini inşa eden sarsıcı bir retorik geliştirdiğini inceler.

        el-İncîle (وَالْإِنجِيلَ)

        El-Cevâlîkî: Tevrat kelimesi gibi İncil kelimesinin de muarreb (yabancı kökenli) olduğunu belirtir. Arapça "nun-cim-lam" (ncl: suyun yerden fışkırması, genişlik) kökünden geldiğine dair yapılan klasik etimolojik yorumları reddederek, kelimenin doğrudan başka bir dilden alıntılandığını ifade eder.

        Arthur Jeffery: İncil kelimesinin filolojik serüveninin izini sürer. Orijinalinin Yunanca "Euangelion" (iyi haber, müjde) olduğunu; bu kelimenin doğrudan Yunancadan değil, büyük ihtimalle Habeşçe (Etiyopça) "Wangel" veya Süryanice "Ewangeliyôn" formları üzerinden, Hristiyan misyonerler ve din adamları vasıtasıyla Hicaz Arapçasına uyarlanarak girdiğini filolojik verilerle ortaya koyar.

        Gabriel Said Reynolds: İncil kavramının Kuran'daki teolojik kavramsallaştırmasını Hristiyan geleneğiyle karşılaştırmalı olarak analiz eder. Hristiyanlığın İncil'i, İsa'nın hayatını anlatan dört farklı havari metni (biyografi) olarak görmesine mukabil; Kuran'ın İncil'i (tıpkı Tevrat gibi) bizzat İsa'ya gökten öğretilen/indirilen "tek, yekpare ve ilahi bir vahiy kitabı" olarak yeniden formüle ettiğini ve bu şeklide kendi vahiy (tenzil) modelini Hristiyanlık tarihine projekte ettiğini detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X