Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 47. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 47. Ayet

    قَالَتْ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌۜ قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veledun velem yemsesnî beşer(un)(s) kâle keżâliki(A)llâhu yaḣluku mâ yeşâ(u)(c) iżâ kadâ emran fe-innemâ yekûlu lehu kun feyekûn(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Dedi ki: Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? Allah buyurdu: İşte öyle, Allah dilediğini yaratır, bir işin olmasını istedi mi ona sadece 'ol!' der, o da oluverir.

      Dedi ki: Rabbim! Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? Meryem, çocuğun cinsel bir ilişki neticesinde meydana geleceğini biliyordu. O, evli olmadığını ve asla hiç kimse ile temasta bulunmadığını da biliyordu, çünkü Bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur? demişti. Daha önce kendisine erkek eli değmedi ise, belki de olay anında değecek ve ondan bir çocuğu olacaktı. Cenab-ı Hakk'ın ona sana erkek eli değecek demeyip, İşte öyle, Allah dilediğini yaratır diye buyurması, Meryem'in asla evlenmeyeceğini bildiğini gösterir. Çünkü o, Allah'a adanmış ve Allah'a ibadet için seçilmiş biriydi. En doğrusunu bilen Allah'tır. Benim nasıl çocuğum olur? sorusu, hangi yolla benim çocuğum olacak, hibe yoluyla mı? (diye öğrenme amacıyla sorulmuş) olabilir. Çünkü ona bir çocuğu olacağı müjdesi verilmişti. O da bana bir erkek eli değmemişken hangi yolla benim çocuğum olacak, hibe yoluyla mı? diye sormuştur.

      İşte öyle, Allah dilediğini yaratır mealindeki ayetin tefsiri Meryem suresinde geçmektedir. O "benim nasıl oğlum olacak?" diye sorduğunda, Melek; "Orası öyle; ancak rabbin buyurdu ki: O bana kolaydır", yani birini babalı veya babasız, ilişki ile veya ilişkisiz, sebepli veya sebepsiz yaratmak benim için kolaydır. Nitekim O, Adem'i babasız ve anasız olarak yarattı. Benzer şekilde birbirlerinden doğum yoluyla yarattığı gibi bu olmadan da yaratır, mesela gece ve gündüz gibi, Allah onları, birinin diğerinden doğumu olmadan yaratmaktadır. İşte bunun gibi sana da erkek eli değmeden ve babası da olmadan bir çocuk verecektir. Bütün güç ve kuvvet Allah'a aittir.

      Allah bir işin olmasını istedi mi ona sadece 'ol!' der, o da oluverir. Yani Allah bir kişiyi yaratmaya veya bir şeyi vücuda getirmeye karar verdiği zaman ona sadece 'ol!' der, o da oluverir. Bu O'nun için ağır bir iş değildir; yaratıkları var edip meydana getirmek O'na zor gelmez, nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: "Sizin hepinizin yaratılmanız da yeniden diriltilmeniz de sadece bir tek kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir". Yani Allah, önce bütün yaratıkları yarattı, sonra da tek bir kişiyi yaratırken ol! dediği ve onun da hemen oluverdiği gibi, öldükten sonra da bütün insanları tekrar diriltecektir. Bu, kendilerini engelleyen ve alıkoyan birtakım engellerden dolayı ancak yaratıklar için zor ve ağır bir iştir. Her şeyden münezzeh ve yüce olan Allah ise, herhangi bir şeyin kendisini işgal etmesinden, engellemesinden ve perdelemesinden çok üstündür.

      Ona sadece 'ol!' der, o da oluverir. En doğrusunu bilen Allah'tır ya, Cenab-ı Hak burada bu sözü şundan dolayı zikretmiştir: Arap dilinde bir kelime veya bir harf yoktur ki söylendiğinde murad-ı ilahi anlaşılmış olsun. Burada "Kaf" veya "nûn" harfinin, yahut alfabeden bir harfin veya bir sesin aziz ve celil olan Allah'tan gelmesi ve bununla da onun anlaşılması ve hakikatinin bilinmesi söz konusu değildir. Bunun gibi söz konusu harflerin yaratıkların sözleri veya sıfatlarını belirlemesi, yahut bir şeyin oluşumuna kadar belirli bir zaman veya halin, yahut da yaratıklarda olduğu gibi oluşumun belirlenmesi söz konusu değildir. Cenab-ı Hak bütün bunlardan münezzehtir. Buradaki "kün" (كن) kelimesi, lafzından manası hemen anlaşılan, aziz ve celil olan Allah'ın emrinin ve iradesinin ne kadar süratle yerine geldiğini haber veren en kısa kelimedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâlet (قَالَتْ)

        İbn Fâris: Kaf-vav-lam (k-v-l) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir sözü telaffuz etmek, düşünceyi veya niyeti açığa vurmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Kavl eyleminin buradaki psikolojik derinliğini analiz eder. Meryem'in meleklerin müjdesine "dedi" (kâlet) fiiliyle verdiği karşılığın, Allah'ın vaadini yalanlamak (tekzib) veya isyan etmek olmadığını; aksine insan aklının sınırlarını aşan bu mucize karşısında yaşanan saf ve fıtri bir "varoluşsal şaşkınlığın" dile getirilmesi olduğunu tahlil eder.

        Rabbi (رَبِّ)

        İbn Fâris: Ra-be-be (r-b-b) kökünden geldiğini, temel anlamının "bir şeyi korumak, beslemek, himaye etmek ve onu aşama aşama en mükemmel haline ulaştıracak şekilde terbiye etmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Rab isminin kullanım bağlamını inceler. Meryem'in "Rabbim" nidasıyla sızlanmasının; rahminde babasız bir çocuğun var edilişini (ve o çocuğun fiziksel gelişimini), ancak ve ancak maddeyi "terbiye eden", doğa yasalarını bizzat kendisi koyduğu için o yasaları dilediği an aşabilen mutlak otoritenin (Rububiyetin) yegane gücüne havale etme bilinci olduğunu detaylandırır.

        Ennâ (أَنَّى)

        İbn Fâris: Arapçada "nereden, nasıl, ne şekilde" anlamlarına gelen, bir durumun nasıllığını sorgulayan istifham (soru) edatı olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Meryem'in "Benim nasıl bir çocuğum olabilir?" (ennâ yekûnu lî veledun) sorusundaki teolojik hayreti analiz eder. 40. ayette Zekeriya'nın da aynı edatla (ennâ) sorduğu soruyu hatırlatarak; her iki peygamberane şahsiyetin de ilahi kudreti sorgulamadığını, sadece bu mucizenin fiziksel dünyada "hangi yöntemle veya hangi maddesel aracıyla" gerçekleşeceğini merak ettiklerini semantik olarak tahlil eder.

        Veled (وَلَدٌ)

        İbn Fâris: Vav-lam-dal (v-l-d) kökünden geldiğini, asıl ve biyolojik anlamının "doğurmak, üremek ve bir canlının kendi neslinden bir parça meydana getirmesi" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın terminolojisinde "veled" ve "ibn" (oğul) kelimeleri arasındaki ince farkı inceler. "İbn" kelimesinin daha çok sosyal statü, soy ve aidiyet bildirdiğini; oysa "veled" kelimesinin doğrudan biyolojik üreme, doğum ve fiziksel oluşum (kan bağı) anlamına geldiğini belirtir. Meryem'in "benim nasıl bir veledim olabilir" derken, doğrudan olayın biyolojik/fizyolojik imkansızlığına odaklandığını detaylandırır.

        Yemsesnî (يَمْسَسْنِي)

        İbn Fâris: Mim-sin-sin (m-s-s) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir şeye eliyle dokunmak, yüzeysel olarak temas etmek ve hissetmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Dokunma (mess) eyleminin Kuran'daki edebi ve ahlaki kullanımını analiz eder. Bu kelimenin burada doğrudan "cinsel ilişki" anlamına geldiğini, ancak Kuran'ın edep ve haya anlayışı gereği bu fiziksel birleşmeyi son derece zarif bir kinaye (dolaylı anlatım) ile "bana hiçbir insan dokunmamışken" şeklinde ifade ettiğini; bu seçimin Meryem'in ruhsal ve bedensel saflığına (iffetine) mükemmel bir semantik uyum sağladığını tahlil eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Kuran'ın retorik zarafetini bu kelime üzerinden inceler. Meryem'in iffetini savunurken kullandığı "dokunma" (mess) metaforunun, onun sadece zina etmediğini değil, bir erkeğin en ufak, en masumane "yüzeysel temasına" dahi maruz kalmadığını vurguladığını; bu kelimenin Meryem'in mutlak izolasyonunu ve saflığını (muharrar olmasını) dilbilimsel olarak zirveye taşıdığını detaylandırır.

        Beşer (بَشَرٌ)

        İbn Fâris: Be-şın-ra (b-ş-r) kökünden geldiğini, temel anlamının "insanın teni, derisi ve cildinin dış yüzeyi" olduğunu belirtir. Hayvanların derisi tüyle veya yünle kaplıyken, insanın derisi (beşere) dışarıdan apaçık göründüğü için insan türüne etimolojik olarak "beşer" denildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: İnsan ve Beşer kelimeleri arasındaki teolojik ayrımı tahlil eder. "İnsan" kelimesinin daha çok ahlaki, akli ve sosyal boyutu vurguladığını; "Beşer" kelimesinin ise insanın doğrudan etten, kemikten oluşan biyolojik, fizyolojik ve ölümlü boyutunu temsil ettiğini belirtir. Meryem'in "bana hiçbir beşer dokunmadı" derken, üremeyi sağlayan o "biyolojik/maddi" failin (erkeğin) yokluğuna dikkat çektiğini analiz eder.

        Yahluku (يَخْلُقُ)

        İbn Fâris: Hı-lam-kaf (h-l-k) kökünden türediğini, asıl manasının "bir şeyi belirli bir ölçüye, hesaba ve orantıya göre pürüzsüzce var etmek, yoktan var etmek veya bir şeyi başka bir formdan yeni bir forma sokmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Yaratma eylemini, 40. ayette Zekeriya'ya verilen ilahi cevapla karşılaştırmalı olarak inceler. Zekeriya'ya "Allah dilediğini yapar" (yef'alu) denilirken, Meryem'e "Allah dilediğini yaratır" (yahluku) denilmesindeki devasa ontolojik farkı tahlil eder. Zekeriya'nın durumunda zaten var olan biyolojik yapıların (kısır da olsa bir karı-kocanın) düzeltilmesi (fiil) söz konusuyken; Meryem'in durumunda ortada bir baba (tohum) hiç olmadığı için, bu eylemin tamamen yoktan ve benzersiz yeni bir inşayı (halk/yaratma) gerektirdiğini felsefi olarak detaylandırır.

        Kadâ (قَضَىٰ)

        İbn Fâris: Kaf-dad-ye (k-d-y) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir şeyi kesin olarak kesip atmak, bitirmek, hükme bağlamak ve geri dönülemez bir karara varmak" olduğunu belirtir. Hukuki yargıya da kesinliği sebebiyle "kaza" denildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Kaza kavramını ilahi irade bağlamında analiz eder. Allah'ın bir işe "hükmetmesinin", o olayın gerçekleşmesinin önündeki tüm mantıksal, fiziksel ve zamansal engellerin tamamen iptal edilmesi ve olayın ilahi ilimde çoktan "olmuş/bitmiş" (kesinleşmiş) bir hakikate dönüşmesi olduğunu detaylandırır.

        Arthur Jeffery: Kelimenin Sami dil ailesindeki hukuki ve teolojik ağırlığını inceler. İbranice "Qatsah" ve Süryanice/Aramice "Qeda" (hükmetmek, yasa koymak, yargılamak) kökleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu; Ortadoğu monoteizmindeki "Tanrı'nın evren üzerindeki sarsılmaz ve mutlak yargısı" konseptinin Kuran'da bu kelimeyle (kadâ) yankılandığını kanıtlarıyla sunar.

        Emran (أَمْرًا)

        İbn Fâris: Hemze-mim-ra (e-m-r) kökünden geldiğini, temel manasının "buyurmak, emretmek, bir durumu veya işi yönetmek" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Kuran ontolojisinde (varlık biliminde) "Emr" ve "Halk" (yaratılış) dünyaları arasındaki ilişkiyi tahlil eder. "Emr" kavramının, maddi dünyanın (halk aleminin) üstünde yer alan, mekan ve zamanın olmadığı saf ilahi komuta merkezi olduğunu belirtir. Allah'ın bir "emre/işe" hükmetmesinin, ruhani boyuttaki bu soyut kararın aniden maddi boyuta geçerek fiziksel bir gerçekliğe (İsa'nın doğumuna) dönüşme sürecini başlattığını semantik olarak inceler.

        Kün (كُن)

        İbn Fâris: Kef-vav-nun (k-v-n) kökünden gelen emir kipi olduğunu, asıl anlamının "var olmak, meydana gelmek ve mevcudiyet" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Ol" (Kün) emrini teolojik bir yaratılış mekanizması olarak analiz eder. Bu kelimenin, Allah'ın eşyayı var ederken sesli bir kelime telaffuz etmesi olmadığını; ilahi iradenin eşyaya yöneldiği andaki o mutlak, karşı konulamaz ve vasıtasız hızı, varlığın yokluktan sıyrılıp anında mevcudiyet kazanmasını insan aklına yaklaştırmak için kullanılan muazzam bir edebi sembol/metafor olduğunu detaylandırır.

        Christoph Luxenberg: Kelimeyi Geç Antik Çağ'ın yaratılış teolojisi (özellikle Yaratılış/Genesis kitabı) bağlamında okur. "Kün" emrinin, Süryanice Hristiyan ve Yahudi metinlerindeki Tanrı'nın "Yehi" (Ol/Let it be) sözünün tam teolojik karşılığı olduğunu; Kuran'ın bu evrensel yaratıcı "Logos/Söz" formülünü kullanarak, İsa'nın varoluşunu doğrudan ilk evrenin yaratılışındaki o saf ve mutlak güce bağladığını iddia eder.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: "Kün" (Ol) felsefesini varoluşsal bir sürat üzerinden değerlendirir. İlahi iradenin maddeyle kurduğu ilişkinin bir "süreç" (zaman alan bir imalat) değil, anlık bir "yoktan var ediş" olduğunu; Kuran'ın bu iki harflik kısacık emir kipiyle, Allah'ın kudreti karşısında doğa yasalarının (sünnetullahın) veya biyolojik imkansızlıkların (babasız doğumun) ontolojik olarak tamamen sıfırlandığını tahlil eder.

        Feyekûn (فَيَكُونُ)

        İbn Fâris: Aynı kökten (k-v-n) gelen fiilin müzari (şimdiki/geniş zaman) kalıbı ve takip bildiren "fe" bağlacının birleşimi olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "O da hemen oluverir" fiilini zaman ve mekan felsefesi ekseninde inceler. "Kün" emri ile "Yekûn" sonucu arasındaki "fe" bağlacının; ilahi irade ile nesnenin varlığa çıkması arasında hiçbir zamansal boşluğun, direncın veya aracı sebebin (nedenselliğin) bulunmadığını gösteren; yaratmanın mutlak, pürüzsüz ve anlık geçişini kanıtlayan en keskin dilbilimsel mühür olduğunu detaylandırır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X