Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 46. Ayet

    وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَمِنَ الصَّالِح۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Veyukellimu-nnâse fî-lmehdi vekehlen vemine-ssâlihîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak ve salih kişilerden olacak.

      O hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak. Bu ilahi beyan, onun yetişkinlik çağına kadar yaşayacağını müjdelemektedir. Ayetin başka bir işaret ettiği başka bir şey daha var, o da beşikteki konuşmasının seçilmiş bir söz olduğunu beyan etmesidir. Bu, Hz. İsanın "ben Allah'ın kuluyum" sözünü yetişkinlik çağında söylediği bir söz olduğu bilinsin diyedir. Bu ancak Allah'a boyun eğmenin ve O'ndan haber vermenin gerçekliğini gösterir, yoksa ahirette yaratıklara organlar yardımıyla konuşmak gücünü vermek gibi bir şey değildir. En doğrusunu bilen Allah'tır. Yahut onun için ebedi bir mucize olarak kalsın diyedir. Çünkü onda beşerde olduğu gibi herhangi bir değişiklik meydana gelmemiştir. Asanın tekrar eski haline dönmesi, parıldayan el mucizesi Ve benzeri şeylerde görüldüğü gibi asıl mucizeler, ihtiyaç kalmadığı zaman ortadan kalkar, ama Hz. İsa'nın beşikteki konuşması devam eden hissi mucize olarak ona ait kılınmıştır. Bütün güç ve kudret Allaha aittir.

      Eğer denilirse ki: Yetişkinlik çağında insanlarla konuşmak olağan bir durum iken ayette o hem beşikte iken hem de yetişkin halinde insanlarla konuşacak, denmesinin anlamı nedir?

      Buna şöyle cevap verilir: Hz. İsa'nın beşikte konuşması bir mucizedir. Mucize ise devamlı değildir. Nitekim bir ayet-i kerimede "O ceza gününde dilleri, elleri ve ayakları, yapıp ettikleri hususlarda aleyhlerine tanıklık edecektir" buyurulmaktadır. Bu ise ancak bir defa olacak bir şeydir, el ve ayaklar sürekli konuşacak ve şahitlik edecek değildir. Hz. İsanın beşikte konuşmasını, -bu her ne kadar bir mucize idiyse de- devam etmeyen ve sadece bir defa olan bir şey değildir. Burada ikinci bir ihtimal da şudur: Bunun, çocuğunun olgunluk dönemine kadar yaşayacağına dair Allah tarafından Meryem'e verilen bir güvence ve müjde olmasıdır. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yukellimu (يُكَلِّمُ)

        İbn Fâris: Kef-lam-mim (k-l-m) kökünden türediğini, asıl ve fiziksel anlamının "yaralamak, bedende iz veya kesik bırakmak" (kelm) olduğunu belirtir. Söze ve konuşmaya "kelam/teklim" denilmesinin etimolojik gerekçesini; sarf edilen sözün tıpkı bir yara gibi karşı tarafın kalbinde, zihninde veya idrakinde derin, kalıcı ve sarsıcı bir "iz" bırakmasıyla açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Konuşma (teklim) eylemini salt bir ses çıkarma eyleminden ayırır. İsa'nın beşikte "konuşmasının" sadece anlamsız çocuksu heceler mırıldanmak olmadığını; muhatabın aklına hitap eden, mantıksal kurgusu olan, derdini anlatan ve karşı tarafta iz bırakan (kelm) şuurlu ve kusursuz bir hitabet (beyan) mucizesi olduğunu tahlil eder.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın iletişim semantiğinde teklim fiilini inceler. Bu eylemin, ilahi olanın (Allah'ın Kelimesi olan İsa'nın) beşeri olanla kurduğu aktif, doğrudan ve dönüştürücü bir diyalog olduğunu belirtir. Konuşmanın failinin henüz bir bebek olmasının, mesajın beşeri bir öğrenmeden değil, mutlak ilahi kaynaktan dikte edildiğini kanıtlayan sarsılmaz bir argüman olduğunu semantik olarak detaylandırır.

        en-Nâse (النَّاسَ)

        İbn Fâris: Kökü hakkında iki temel görüş sunar. İlki, nun-vav-sin (n-v-s) kökünden gelen "hareket etmek, yer değiştirmek" manasıdır. İkincisi ise hemze-nun-sin (e-n-s) kökünden gelen "birbirine alışmak, ünsiyet kurmak, yabaniliğin zıttı" manasıdır. Toplum halinde yaşayan, birbiriyle iletişim kuran varlıklara bu yüzden "ins/nâs" denildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Kelimenin bağlamdaki sosyolojik işlevine dikkat çeker. İsa'nın beşikteyken sadece annesiyle mahrem bir fısıldaşma yaşamadığını; eylemin "insanlara" (en-nâs) yönelik, kalabalıklar önünde, açık, reddedilemez ve kamusal bir şahitlik (mucize) olarak gerçekleştiğini tahlil eder.

        Fî (فِي)

        İbn Fâris: İçindelik, zarfiyet ve mekan bildiren (de/da/içinde) Arapça bir edat olduğunu belirtir.

        el-Mehdi (الْمَهْدِ)

        İbn Fâris: Mim-he-dal (m-h-d) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir yeri düzeltmek, pürüzlerini gidermek, yaymak, döşemek ve hazırlamak" olduğunu belirtir. Yeni doğan bebek için her türlü tehlikeden arındırılarak düzeltilmiş, yumuşatılmış ve uyumaya hazır hale getirilmiş yatağa (beşiğe) bu kökten yola çıkarak "mehd" denildiğini etimolojik olarak ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Beşik kavramını ontolojik bir tezat üzerinden analiz eder. "Mehd" evresinin, insanın akli, bedensel ve dilsel olarak mutlak bir acziyet, gelişmemişlik ve başkasına muhtaçlık dönemi olduğunu belirtir. Kuran'ın bu kelimeyi kullanarak; en şuurlu ve karmaşık eylem olan "hitabeti" (teklim), en aciz ve şuursuz mekana (beşiğe) yerleştirip doğa yasalarını (sünnetullah) görkemli bir şekilde parçaladığını detaylandırır.

        Angelika Neuwirth: Beşikte konuşma motifini Geç Antik Çağ'ın Hristiyan metin kültürleri bağlamında okur. Bu mucizenin kanonik İncillerde (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) yer almamasına rağmen, dönemin Ortadoğu'sunda çok popüler olan Süryanice/Arapça apokrif (gayri resmi) İncillerde (örneğin Arapça Bebeklik İncili - Arabic Infancy Gospel) bulunduğunu belirtir. Kuran'ın, o kültür havzasında zaten bilinen bu sarsıcı motifi kullanarak, İsa'nın peygamberlik otoritesini "sıfır noktasından" (beşikten) itibaren inşa ettiğini ve Yahudilerin Meryem'e yönelik iftiralarına karşı en reddedilemez ilahi savunmayı kurduğunu tahlil eder.

        Ve Kehlen (وَكَهْلًا)

        İbn Fâris: Kef-he-lam (k-h-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin en olgun, en oturmuş ve zirve hali" olduğunu belirtir. İnsanın gençlikteki taşkınlığı (ğulam) ile yaşlılıktaki çöküşü (kiber) arasında kalan; saçlarına akların düştüğü, aklının, fiziksel gücünün ve tecrübesinin tam bir istikrara (kemal) kavuştuğu yetişkinlik (olgunluk) dönemine etimolojik olarak "kehl" denildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Olgunluk (kehlet) kavramını mucizenin devamlılığı üzerinden analiz eder. İsa'nın beşikte konuşmasının olağanüstü (harikulade) bir mucize olduğunu; ancak onun olgunluk çağında konuşmasının ise vahyin, aklın ve peygamberane hikmetin zirveye ulaştığı "tebliğ" aşaması olduğunu belirtir. Kelimenin, İsa'nın sadece bir çocukluk mucizesinden ibaret kalmayıp, yetişkin bir lider olarak toplumu dönüştüreceğini müjdelediğini detaylandırır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: "Kehl" kelimesinin Kuran tefsir geleneğinde yarattığı teolojik ve eskatolojik (ahiret bilimi) tartışmayı inceler. İsa'nın çarmıh/göğe yükselme hadisesi gerçekleştiğinde henüz genç (30'lu yaşların başı) kabul edildiğinden yola çıkarak; kelimenin bazı müfessirlerce "onun ahir zamanda tekrar yeryüzüne inip olgunluk çağını (kehl) tamamlayacağına" dair bir kanıt olarak okunduğunu belirtir. Ancak dilbilimsel olarak kelimenin İsa'nın yaşadığı dönemdeki o sarsılmaz ve ağırbaşlı peygamberlik duruşunu (olgunluğunu) ifade etmesinin daha rasyonel bir yaklaşım olduğunu tahlil eder.

        Ve Mines-Sâlihîn (وَمِنَ الصَّالِحِينَ)

        İbn Fâris: Sad-lam-ha (s-l-h) kökünden geldiğini, bu kökün asıl ve değişmez manasının "bozulmanın, çürümenin ve yıkımın (fesad) tam zıttı olan düzelme, sağlamlık, faydalılık, bütünlük ve iyileşme" olduğunu belirtir. İsm-i fail çoğul kalıbındaki bu kelimenin, kendi özündeki pürüzleri giderdiği gibi dışarıyı da onaran bir karakteri ifade ettiğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın ahlak felsefesinde "salih" kavramını inceler. Salih olmanın Kuran'da pasif ve köşesine çekilmiş bir "iyi insan/ruhban" olma durumu olmadığını; varlık sahnesinde eylemsel, aktif ve tamir edici bir rol üstlenmek olduğunu belirtir. İsa'nın mucizelerle (beşikte konuşma) başlayan serüveninin, en nihayetinde "salihlerden olma" (yeryüzündeki ahlaki, teolojik ve sosyal fesadı onarma) eylemiyle, yani peygamberlik misyonunun asıl pratik gayesiyle taçlandığını semantik sınırlarıyla tahlil eder. İsa bir şovmen değil, bir ıslahatçıdır (salih).

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X