Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 42. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 42. Ayet

    وَاِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ اصْطَفٰيكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفٰيكِ عَلٰى نِسَٓاءِ الْعَالَم۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iż kâleti-lmelâ-iketu yâ meryemu inna(A)llâhe-stafâki vetahheraki vestafâki ‘alâ nisâ-i-l’âlemîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve seni bütün dünyadaki kadınlara üstün yaptı.

      Melekler, 'Ey Meryem!' demişti. Müfessirler bunu söyleyenin Cibril aleyhisselam olduğunu söylemiştir. Fakat bu husus, ancak nakil yoluyla bilinebilir. Eğer haber sahihse bu söz doğrudur. Aksi halde bunu meleklerden hangisinin söylediğini bilemeyiz.

      Allah seni seçti. Yani Allah kendisine ibadet etmek için, kadınlardan hiç birine vermediği özel bir lütufta bulunarak Meryem'i seçti. Bu, Meryem'in kadın cinsinin en seçkin olduğunu gösterir. Buna, Hz. İsayı doğurmak üzere Meryem'i seçti anlamı da verilmiştir; çünkü Allah Teala ondan, insan türünün dünyaya gelme tarzına aykırı olarak mubarek ve muttaki bir peygamber var etmiştir.

      Seni tertemiz kıldı. Yani günahlardan ve her türlü ahlaksızlıktan. Şöyle de yorumlanmıştır: Sana erkek elinin değmesinden ve sana atılan iftiradan seni tertemiz kıldı. Seni bütün dünyadaki kadınlara üstün yaptı. Bu ilahi beyan, az önce söylediğimiz gibi Allah kendisine ibadet için yahut da diğer insanların dünyaya gelme tarzına aykırı olarak babasız bir çocuk dünyaya getirmesi için özel olarak tertemiz Meryem'i seçti, demektir. İbn Abbas'tan (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.) yere dört çizgi çizdi, sonra da "Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab-ı kiram, en doğrusunu Allah ve Resulu bilir, dedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Cennet ehli kadınlarının en üstünü Hatice, Fatıma, Meryem ve Firavun'un karısı Asiye'dir". Enes b. Malik'in (r.a.) de Resulullah'dan (s.a.) buna benzer bir rivayeti vardır: ''Alemdeki kadınların en hayırlıları dörttür: İmran'ın kızı Meryem, Müzahim'in kızı Asiye, Huveylid'in kızı Hatice ve Muhammed'in (s.a.) kızı Fatıma".

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İz (إِذْ)

        İbn Fâris: Arapçada geçmiş zamana işaret eden, "o vakit, o zaman, hatırla ki" manalarına gelen bir zaman zarfıdır. Bir olayın geçmişteki belirli ve önemli bir anına dikkat çekmek için kullanıldığını dilbilimsel olarak belirtir.

        Kâleti (قَالَتِ)

        İbn Fâris: Kaf-vav-lam (k-v-l) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir sözü telaffuz etmek, dile getirmek ve beyan etmek" olduğunu belirtir. Eylemin dişil (müennes) formunda gelmesinin, failin melekler cemaati olmasından kaynaklanan Arapça dilbilgisi kuralı olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Kavl eyleminin buradaki mahiyetini ilahi hitap üzerinden analiz eder. Meleklerin Meryem'e seslenişinin sıradan bir fısıltı veya içsel bir duyum olmadığını; onun uyanıkken ve bilinci tam yerindeyken idrak ettiği, sarsılmaz ve kesin bir teolojik tebliğ (vahiy/ilham) olduğunu detaylandırır.

        el-Melâiketu (الْمَلَائِكَةُ)

        İbn Fâris: İki farklı kökten gelebileceğini belirtir. İlki, mim-lam-kef (m-l-k) kökünden gelen "güç, otorite ve mülk" manasıdır. İkincisi ise, elif-lam-kef (e-l-k) kökünden gelen "el-elûke" (risalet, mesaj, elçilik) manasıdır. İlahi mesajı taşıyan ve Allah'ın mutlak otoritesini yansıtan ruhani varlıklara bu köklerden yola çıkılarak "melek" denildiğini etimolojik olarak ifade eder.

        Arthur Jeffery: Kelimenin Sami dilleri ailesindeki filolojik serüvenini inceler. İbranice "Mal'akh" ve Süryanice "Malakha" (haberci/elçi) kelimesinin Arapçalaşmış formu olduğunu; Geç Antik Çağ'da Tanrı ile insan arasındaki ruhani haberciler konseptinin, Ortadoğu'daki bu ortak terim üzerinden Kuran lügatine kusursuz bir şekilde entegre olduğunu kanıtlarıyla sunar.

        Yâ Meryemu (يَا مَرْيَمُ)

        El-Cevâlîkî: Bu ismin kesinlikle Arapça kökenli olmadığını (muarreb), yabancı bir özel isim olduğu için Arapça sözlüklerdeki üçlü harf formlarıyla bir kök tahliline tabi tutulamayacağını vurgular.

        Arthur Jeffery: İbranice "Miriam" isminin Aramice ve Süryanice üzerinden Arapçaya "Meryem" olarak geçtiğini; ismin orijinalindeki "isyan/direnç" veya "acılık" anlamının, zamanla Hristiyan ve Yahudi dini literatüründe "hanımefendi, yüce kadın" (Marya kökünden) manasına evrildiğini belirtir.

        Gabriel Said Reynolds: Meryem isminin Kuran'daki teolojik kullanımını inceler. Kuran'da doğrudan kendi ismiyle hitap edilen (ve ismi zikredilen) tek kadının Meryem olmasının; Hristiyanlığın İsa merkezli anlatısını tashih ederek, Meryem'i kendi başına bağımsız, aktif ve ilahi iradeye doğrudan muhatap bir tevhid kahramanı olarak merkeze yerleştiren muazzam bir edebi/teolojik tercih olduğunu analiz eder.

        İnnallâhe (إِنَّ اللَّهَ)

        İbn Fâris: Cümlenin başındaki "İnne" edatının tekit (pekiştirme) bildirdiğini, meleklerin getirdiği bu müjdenin her türlü tereddütten uzak, kesinleşmiş bir ilahi karar olduğunu dilbilimsel olarak ifade eder.

        İstafâki (اصْطَفَاكِ)

        İbn Fâris: Sad-fe-vav (s-f-v) kökünden geldiğini, bu kökün asıl manasının "bulanıklığın ve kederin (kirin) tam zıttı olan saflık, arılık ve bir şeyin en temiz kısmını seçip ayırmak" olduğunu belirtir. Eylemin "ifti'al" (ıstıfa) babında gelmesinin, seçme işinin rastgele değil, seçilen kişinin özündeki tüm tortulardan arındırılarak süzülmesi sürecini barındırdığını açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Istıfa kavramını bu ayetteki ilk kullanımı üzerinden tahlil eder. Birinci ıstıfanın (seni seçti); Meryem'in daha doğmadan annesi tarafından adanması, Zekeriya'nın himayesinde mabede kabul edilmesi, meleklerin rızkına ve hitabına mazhar olacak bir ruhsal olgunluğa erdirilmesi şeklindeki "ibadete ve liyakata seçilme" durumu olduğunu detaylandırır.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın tarih felsefesindeki "seçilmişlik" (chosenness) doktrinini inceler. Önceki ayette (33. ayet) sadece peygamberler (Âdem, Nuh, İbrahim) için kullanılan bu mutlak teolojik fiilin (ıstıfa) doğrudan bir kadına yöneltilmesinin; Kuran'ın ontolojik değer sisteminde, cinsiyetin ötesine geçen ve saf ahlaki teslimiyeti merkeze alan devrimsel bir kavramsal yapı olduğunu semantik olarak analiz eder.

        Ve Tahharaki (وَطَهَّرَكِ)

        İbn Fâris: Tı-he-ra (t-h-r) kökünden geldiğini, temel anlamının "kirin, pisliğin ve necasetin zıttı olan arınmışlık, paklık ve kusursuzluk" olduğunu belirtir. Eylemin şeddeli "tef'il" babında (tathir) kullanılmasının, bu arınmanın çok şiddetli, kesin ve dışarıdan müdahale eden mutlak bir ilahi güçle gerçekleştirildiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Taharet eylemini fiziksel ve ahlaki bir bütünlük içinde inceler. Bu arınmanın; Meryem'i dünyevi heveslerden, manevi hastalıklardan ve kadınlara has fizyolojik engellerden (mabet hizmetine mani olan durumlardan) temizlemenin yanı sıra; asıl olarak Yahudilerin ona atacağı o korkunç "iffetsizlik" iftirasına karşı ilahi otoritenin onu peşinen temize çıkarması ve ontolojik olarak aklaması olduğunu tahlil eder.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı): Bu kelimeyi kadınlık psikolojisi ve Kuran'ın edebi kalkanı bağlamında okur. "Tahharaki" fiilinin, Meryem'in bir kadın olarak biyolojik ve toplumsal olarak yaşayabileceği tüm eziklikleri, iftiraları ve "kirli" görülme risklerini kökünden kazıyan, ona muazzam bir dokunulmazlık zırhı giydiren ilahi bir ferman olduğunu detaylandırır.

        Vastafâki (وَاصْطَفَاكِ)

        İbn Fâris: İstıfa fiilinin (s-f-v) atıf harfiyle (ve) ikinci kez tekrarlanmasının, sadece bir dilbilgisi pekiştirmesi (tekit) olmadığını; eylemin yeni bir boyutunu, daha üst ve benzersiz bir seçilmişlik mertebesini ifade ettiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: İkinci "seni seçti" fiilinin hedefini analiz eder. İlk ıstıfanın kişisel ibadet ve arınmayla ilgili olduğunu; bu ikinci ıstıfanın ise Meryem'in evrensel misyonu olan "babasız bir peygamber (İsa) doğurma" mucizesi için bizzat araç kılınmasını, bu emsalsiz varoluşsal yükü ve kerameti taşıyacak yegane kişi olarak tarihe damga vurmasını sembolize ettiğini tahlil eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Seçilmişliğin tekrarını dönemin patriyarkal (ataerkil) zihniyetine vurulan bir darbe olarak okur. Erkeğin mutlak egemen olduğu, kadının mabede dahi alınmadığı bir teolojik ortamda; Kuran'ın Meryem'i üst üste fiillerle (seçti, arındırdı ve tekrar seçti) fail yapmasının, geleneksel din tekelini yıkan ve kadını ilahi mucizenin tam merkezine oturtan sarsıcı bir retorik olduğunu analiz eder.

        Alâ (عَلَىٰ)

        İbn Fâris: Üstünlük, yücelik ve bir şeyin üzerine çıkmayı bildiren (istila/fark) edattır.

        Nisâi (نِسَاءِ)

        İbn Fâris: Nun-sin-vav (n-s-v) kökünden geldiğini ve "kadınlar" anlamına geldiğini belirtir.

        el-Âlemîn (الْعَالَمِينَ)

        İbn Fâris: Ayn-lam-mim (a-l-m) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin izi, nişanı ve kendisiyle başka şeylerin bilindiği alamet" olduğunu belirtir. Yaratıcının varlığına ve kudretine delil (alamet) teşkil eden her bir varlık sınıfına "âlem" denildiğini etimolojik olarak ifade eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Alemler kelimesinin Meryem bağlamındaki kapsamını inceler. Meryem'in "alemlerin kadınlarına" üstün kılınmasının, sadece kendi çağındaki veya bölgesindeki kadınları değil; geçmiş ve gelecek tüm zamanlardaki, tüm şuur sahibi topluluklardaki kadınları kapsayan mutlak ve tartışılmaz bir teolojik zirve olduğunu detaylandırır.

        Christoph Luxenberg: Kelimenin Syro-Arami köklerindeki anlamına dikkat çeker. "Alem" kelimesinin burada coğrafi bir mekan veya salt evren olmaktan ziyade, Süryanice "Alme" kelimesinin doğrudan karşılığı olan "çağlar, ebediyet ve tarihsel devirler" manasını taşıdığını; Meryem'in üstünlüğünün mekana değil, doğrudan zamana ve tarihe (bütün çağların kadınlarına) hükmeden bir üstünlük olduğunu iddia eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X