Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 41. Ayet

    قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ اِلَّا رَمْزاًۜ وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَث۪يراً وَسَبِّـحْ بِالْعَشِيِّ وَالْاِبْكَارِ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kâle rabbi-c’al lî âye(ten)(s) kâle âyetuke ellâ tukellime-nnâse śelâśete eyyâmin illâ ramzâ(en)(k) veżkur rabbeke keśîran vesebbih bil’aşiyyi vel-ibkâr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Rabbim, dedi, bana bir alamet göster. Şöyle buyurdu: Senin için alamet insanlara üç gün ancak işaretle konuşmandır. Rabbini çok an, O'nun yüceliğini dile getir.

      Rabbim, dedi, bana bir alamet göster. Zekeriyya bu müjdenin meleklerden mi geldiğini, yoksa vesvesenin ürünü mü olduğunu anlamak için Rabbinden bir işaret talep etmişti. Bunun İblis' in müjdesi değil, meleklerin aziz ve celil olan Allah'tan getirdikleri müjde olduğunu anlamak için bu alameti istemişti, çünkü onun kendiliğinden bir alamet uydurmaya gücü yoktu, zira bu, hilkati ve özü değiştirmek olurdu. İnsanların buna güçleri yetmezdi, fakat belki de onlar bir müjde uydurma gücüne sahip bulunduklarını zannediyorlardı. Görmez misin ki; Hz. İbrahim -Allah'ın salat ve selamı, Hz. Peygamber'in ve O'nun üzerine olsun- melekler kendisine geldikleri zaman sözlerinden onları tanımamış ve kendilerinden korkmuş, hatta "siz bilinmedik, tanınmadık kimselersiniz" demişti. Onlar da "Korkma, biz Lût kavmine gönderildik" demişlerdi. O zaman, onların Allah'ın kendisine elçi olarak gönderdiği melekler olduğunu anlayınca korkusu gitmişti. Bana bir alamet göster mealindeki ayet hakkında şöyle de denilmiştir: Zekeriyya çocuğun oluşması ve hanımının hamileliğini bilmediğinden bunun ne zaman olacağını öğrenmek için bir alamet istemişti.

      Senin için alamet insanlara üç gün ancak işaretle konuşmandır, buyurdu. Bazı müfessirler şöyle dediler: Zekeriyya (a.s.) "Bana ihtiyarlık gelip çattığı halde nerden oğlum olacak?" dediğinden dolayı Cenab-ı Hak kendisini cezalandırmak için dilini susturdu. Ancak bu hatalı bir yorumdur. Burada doğru olan yorum şöyledir: Allah onun insanlarla konuşmasını engelledi, fakat kendi kendisiyle konuşmasını engellemedi. Cenab-ı Hak, Rabbini çok an, O'nun yüceliğini dile getir mealindeki ayette ona Rabbini çok anmasını ve tesbih etmesini emrettiğini görmez misin? Zekeriyya'nın kendi şahsında bir alamet göstermiş olması da muhtemeldir; çünkü ona, çocuğunun olacağı bilgisi uygun olmayan bir zamanda verilmişti. Kanaatime göre, kendisine alamet olarak verilen konuşma gücünü kaybetmesi konusunda yukarıda geçen ihtimallerin ilki, tercihe en şayan olanıdır.

      Ancak işaretle konuşabileceksin. Buradaki "remz" kelimesine, dudaklarını oynatmak anlamı verilmiştir. Dudaklarıyla işaret etmektir de denilmiştir. Bazıları bu kelimeye başıyla işaret etmek anlamı vermiş, bazıları da eliyle işaret etmektir, demiştir. Bunu en iyi bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris: Kaf-vav-lam (k-v-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir düşünceyi, inancı veya tespiti sesli bir kelamla beyan etmek" olduğunu belirtir. Mazi (geçmiş zaman) fiildir.

        Rabbi (رَبِّ)

        İbn Fâris: Ra-be-be (r-b-b) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyi ilk halinden alıp, terbiye ederek, besleyerek, büyüterek ve gözeterek nihai kemaline (olgunluğuna) ulaştırmak ve o şeye malik olmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Buradaki nidanın (seslenmenin) kul ile yaratıcı arasındaki o en samimi, en koruyucu ve "yetiştirici" bağa işaret ettiğini; Zekeriya'nın talebini bir "terbiye ediciye" yönelttiğini detaylandırır.

        İc'al Lî (اجْعَل لِّي)

        İbn Fâris: Cim-ayn-lam (c-a-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyi yoktan var etmek değil, var olan bir şeyi alıp başka bir duruma, niteliğe veya işleve dönüştürmek, kılmak ve atamak" olduğunu belirtir. "Benim için kıl/yap" manasındaki emir kipidir.

        Âyeten (آيَةً)

        İbn Fâris: Elif-ye-ye (e-y-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "belirgin işaret, alamet, nişan ve bir şeyin varlığına delalet eden açık kanıt" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Âyet kavramını Kuran'ın epistemolojik köprüsü olarak inceler. Buradaki âyetin, Zekeriya'nın kalbindeki müjdeye (Yahya'nın doğumuna) dair fiziksel dünyada somutlaşan, şüpheyi gideren ve ilahi iradenin doğrudan müdahalesini gösteren o "metafiziksel sinyal" olduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder.

        Kâle (قَالَ)

        İbn Fâris: (K-v-l) kökünün tekrarı; ilahi cevabın başlangıcıdır.

        Âyetuke (آيَتُكَ)

        İbn Fâris: (E-y-y) kökünden gelen işaretin (âyetin) muhataba izafe edilmesidir (Senin işaretin).

        Ellâ Tukellimen (أَلَّا تُكَلِّمَ)

        İbn Fâris: Olumsuzluk edatı (en-lâ) ve kef-lam-mim (k-l-m) kökünden türeyen fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının "etki etmek, yaralamak ve sesin kulak zarına çarpmasıyla oluşan tesir" olduğunu belirtir. "Konuşmaman / konuşamaman" manasına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî: Kelâm (konuşma) eyleminin engellenmesini tahlil eder. Fizyolojik bir dilsizlikten ziyade, ilahi bir tasarrufla dilin dünyevi kelamlara kapatılmasını, ancak zikir ve işaretle (remz) sınırlanmasını bir "mucizevi durdurma" olarak detaylandırır.

        en-Nâse (النَّاسَ)

        İbn Fâris: Elif-nun-sin (e-n-s) veya nun-vav-sin (n-v-s) kökünden geldiğini, asıl manasının "hareket etmek, topluluk halinde yaşamak ve ünsiyet kurmak" olduğunu belirtir.

        Selâsete Eyyâmin (ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ)

        İbn Fâris: Se-lam-se (s-l-s) kökünden gelen "üç" sayısı ile ye-vav-mim (y-v-m) kökünden gelen "günler" kelimesinin birleşimidir. Sürenin kesinliğini bildirir.

        İllâ Remzen (إِلَّا رَمْزًا)

        İbn Fâris: Ra-mim-ze (r-m-z) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "dudakları hareket ettirmek, kaşla, gözle veya elle gizlice işaret etmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Remz (işaret) kavramını dilin devreden çıktığı "sessiz iletişim" olarak tahlil eder. Dünyevi sesin (kelâmın) yasaklanıp, sadece imalı ve sembolik bir anlatımın (remz) serbest bırakılmasının, Zekeriya'nın ruhunu tamamen ilahi olanla baş başa bırakma gayesi taşıdığını detaylandırır.

        Vezkur (وَاذْكُر)

        İbn Fâris: Zel-kef-ra (z-k-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "unutmanın zıttı olarak bir şeyi zihinde tutmak, telaffuz etmek, korumak ve şanını yüceltmek" olduğunu belirtir. Emir kipidir (zikret/an).

        Rabbeke (رَبَّكَ)

        İbn Fâris: (R-b-b) kökünün tekrarı (Senin Rabbini).

        Kesîran (كَثِيرًا)

        İbn Fâris: Kef-se-ra (k-s-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "azlığın tam zıttı olarak bolluk, yaygınlık ve fazlalık" olduğunu belirtir.

        Ve Sebbih (وَسَبِّحْ)

        İbn Fâris: Sin-be-ha (s-b-h) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "suyun içinde hızla yüzmek, uzaklaşmak ve boşlukta süzülmek" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Tesbih (yüceltme) kavramını ontolojik bir arındırma olarak tahlil eder. Allah'ı her türlü noksanlıktan, beşeri tasavvurdan ve eksiklikten "hızla uzaklaştırıp" (s-b-h) O'nu tenzih etmek, O'nun mutlak şanına yakışmayan her şeyi O'ndan nefiy etmek manasına geldiğini detaylandırır.

        Bil Aşiyyi (بِالْعَشِيِّ)

        İbn Fâris: Ayn-şın-vav (a-ş-v) kökünden geldiğini, asıl manasının "görme yetisinin azaldığı, ışığın çekildiği vakit" olduğunu belirtir. Günün sonu, ikindi sonrası ve akşam vaktini ifade eder.

        Vel İbkâri (وَالْإِبْكَارِ)

        İbn Fâris: Be-kef-ra (b-k-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "vaktin en başı, erkenlik ve öncelik" olduğunu belirtir. Sabahın ilk vakitleri ve şafak vaktini ifade eder.

        Toshihiko Izutsu: "Aşiy ve İbkâr" (akşam ve sabah) ikilemini, zamanın her iki ucunu (gün boyunu) kapsayan bir "devamlılık semantiği" olarak inceler. Zekeriya'nın dilinin insanlara karşı susturulup, sabah akşam (kesintisiz bir şekilde) sadece ilahi olanı anmaya (zikir) ve yüceltmeye (tesbih) tahsis edilmesini, mucizeye hazırlanan bir ruhun "zamanüstü" konsantrasyonu olarak analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X