فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقاً بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّداً وَحَصُوراً وَنَبِياًّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âl-i İmrân Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
O mabedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle seslendiler: Allah'ın kelimesini tasdik edici, efendi, iffetli ve salih kullardan bir peygamber olarak Yahyayı Allah sana müjdeliyor.
O mabedde durmuş namaz kılarken melekler ona seslendiler. Bu mealdeki ifade, mihrabın namaz kılma yeri olduğunu gösterir. Yahyayı Allah sana müjdeliyor. Bu cümle, -Allah kendilerine rahmet eylesin- alimlerimize ait iddianın doğru olduğunu göstermektedir. Onlar şöyle demişlerdi: Bir adam, falancıya müjde vermeyeceğine dair yemin etse ve sonra ona müjde vermek için başka birini gönderse yeminini bozmuş sayılır. Çünkü müjdeyi götüren başkası olsa da, sahibi kendisidir. Bu ayette müjdenin Cenab-ı Hakk'a izafe edildiğine bakmaz mısın ki müjdenin sahibi O'dur. İşte o yemin olayı da böyledir.
Allah'ın bir kelimesini' tasdik edici. Bu ilahi beyandan maksadın Hz. İsa (a.s.) olduğu söylenmiştir; o Allah'tan bir kelime idi ve Yahya onun risaletini tasdik etmiş, onun Allah'ın kelimesi olduğuna şahitlik etmişti. Hz. İsa'yı ilk tasdik eden kişinin Yahya b. Zekeriyya olduğu söylenmiştir. Bu konuda Hıristiyanlarda bir şüphe ortaya çıkmıştır, onlar "İsa Allah'tan bir kelimedir" ve "O'ndan bir ruhtur" mealindeki ayetlerden hareketle, İsanın Allah'ın oğlu olduğunu ileri sürmüşler, bu ayetlerin kendi iddialarıyla aynı anlama geldiğini zannetmişlerdir. Fakat Allah, İsa'ya ikram olsun diye ve onun değerini yüceltmek için böyle söylemiştir. Yoksa bu ayetler onların iddia ettikleri anlamı gerektirmez. Aziz ve celil olan Allah'ın "Elinizde nimet olarak ne varsa Allah'tandır" mealindeki ayetine ve benzerlerine bakmaz mısın? Bu ilahi beyanda nimetin Allah'tan bir parça olduğu şeklinde bir işaret yoktur, izahına çalıştığımız ayet de böyledir.
Ayetteki seyyid, yani "efendi" demek olan kelimenin ilim ve ibadette seyyid anlamına geldiği söylenmiştir. Ayrıca yumuşak huylulukta efendi olmak anlamına gelir de denilmiştir. Rabbine itaat eden ve O'na asla isyan etmeyen seyyid manasına geldiği de söylenmiştir. Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun, o gerçekten öyle idi. Bu kelimenin güzel ahlakta seyyid ve takvada seyyid anlamlarına geldiği de ileri sürülmüştür.
Yahya İsminin Anlamı
Denilmiştir ki Yahya ismi Cenab-ı Hakk'ın Hay isminden türemiştir. Ona Yahya ismini veren de aziz ve celil olan Allah'tır. Benzer şekilde "Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir" mealindeki ayette Hz. İsa'ya Mesih adını veren de O'dur. Allah her ikisine de selam eylesin, bu ifade (ana-oğul) her ikisi için de bir ikram ve değerlerini yüceltmek anlamına gelir; tıpkı Hz. İbrahim'e Halilullah, Hz. Muhammed'e Habibullah ve Hz. Musa'ya Kelimullah adını vermesi gibi; bu, onlar için bir ikram ve şanlarını yüceltmek anlamı taşır. İşte izahına çalıştığımız ayet de bu anlamdadır. Yahya isminin, "din onun sayesinde hayat bulmuştur" anlamına gelmesi de mümkündür.
Şöyle de söylenmiştir: Yahya ismi ona, kendisiyle dini ve insanlığı diriltmiş, ilmi ve hikmeti diriltmiş, yahut da ahlaki faziletleri ve razı olunan fiilleri diriltmiş olmasından dolayı verilmiştir. En doğrusunu bilen Allah'tır ya, fakat Hz. İsa'ya (s.a.) da bundan dolayı "seyyid" denilmiş olması mümkündür. Çünkü ahlakta efendilik bu çeşit hallerle elde edilir. Gerçek efendilik, güzel ahlakla razı olunan fiillerle elde edilir. Hz. İsanın bu iki özelliği şahsında toplamış olması dolayısıyla "seyyid" diye isimlendirilmesi mümkündür. En doğrusunu bilen Allah'tır. Yine Hz. İsa bereketle mesh edildiğinden yahut da hastaların onun sayesinde iyileşip yaşaması gibi eliyle dokunduğu her şey bereketlendiğinden dolayı Mesih diye isimlendirilmiştir. En doğrusunu bilen Allah'tır. Bu ve benzeri konularda asıl olan şudur: İsimler, bilinip tanınsın ve maksat anlaşılsın diye konulur. Verilen ismin anlamını belirlemek konusunda zorluk göstermekten sakınmak daha uygundur. Genellikle kulağa hoş gelen, söylendiğinde çirkin görülmeyen veya söylenmesi hoşa giden isimleri tercih etmek daha uygun ise de, her şeye istediği adı vermek de doğrudur. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Ayette iffetli diye tercüme ettiğimiz kelimesi, "spermi ve şehveti olmayan" anlamına gelir, denilmiştir. Bu kelimenin kadınlar hakkında kullanıldığı takdirde onlar hakkında söz edilecek ve edilemeyecek şeyler anlamına geldiği söylendiği gibi, kadınlara ilgi duymayan erkekler anlamına geldiği de ileri sürülmüştür. Bunların hepsi şeydir. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Peygamberlerin Salihlerden Olmaları Gerekir
Salih kullardan bir peygamber. Her ne kadar bütün peygamberler salihlerden iseler de, Allah Teala Hz. İsanın salihlerden olduğunu belirtmektedir; tıpkı her peygamberin sıddik olmasına rağmen bazılarının sıddik diye nitelendirilmesi gibi. Burada onun salih olarak anılmasının sebebi şahsında bunun gerçekleşmiş olmasıdır. Her ne kadar başkaları da bu isme layık olsalar bile onlar, sadece bir yönden bu isme layık olur. Allah'ın salat ve selamı Üzerlerine olsun, halbuki bütün peygamberler her açıdan buna layıktırlar. Bunun ikinci bir anlamı da, onun ahirette salihlerden olması için dua anlamına gelmesidir. En doğrusunu bilen Allah'tır.
Her Peygamberin salihlerden olması ifadesi çeşitli anlamlara hamledilebilir. Salih olmanın bütün alametlerinin onlarda toplandığı, ahirette salihlere katılacakları konusunda onlara verilen bir müjde, peygamberlik söz konusu olmasa da onların salihlerden oldukları anlamına gelebilir. Bu son madde de, dinde ancak salih olma niteliği bulunan kişilerin peygamber olarak seçilebilecekleri bilinsin diyedir. Keza bu ifade onların salih olduklarının insanlar tarafından bilindiği ve bu bilgiye rağmen onları reddettikleri anlamına veyahut da -her ne kadar her peygamber sıddik ise de- sıddik niteliği gibi bu niteliğe de sahip oldukları anlamına gelebilir. Allah Teala katında bu iyilik niteliğinin belli bir anlamı ve tanımı varsa da ve Cenab-ı Hak burada onu kastetmiş ise de O, kendisinden başka kimseyi buna muttali kılmamıştır. En doğrusunu bilen Allah'tır. Yüce Allah'ın, övülen ahlakı ve razı olunan fiilleri onunla ihya ettiği için Hz. Yahyaya bu ismi vermiş olması da mümkündür. Hz. İsaya da bundan dolayı "seyyid': yani efendi denilmiştir. Hülasa, dilediğine dilediği ismi vermek Allah'a mahsustur. Bu konuda O'nun çeşitli varlıklara verdiği isimlerin anlamını araştırmak boynumuzun borcu değildir. Aslında isimler, bir şeyi bilmek ve tanımak içindir. Ancak hayır ve bereket getirsin temennisiyle kulağa hoş gelen isimler tercih edilir. En doğrusunu bilen Allah'tır.
"Allahın ruhu" ve "O'nun kelimesi" anlamına gelen lafızlar aynen "Halilullah", "Habibullah", "Zebihullah" ve "Kelimullah" lafızları gibidir. Burada yaratılış anlamını ortadan kaldıran başka bir anlama geldiği zannına kapılmamak, bunun rablığı veya oğulluğu gerektirdiği kanaatine varmamak gerekmektedir. (Camiler için) Allah'ın evi, dini için Allah'ın nuru, farzları için Allah'ın sınırları gibi ifadelerin kullanılması da böyledir. Bu ifadeler, O'nun yarattığı varlıklar türünden olmanın dışında bir anlama değil, bilakis şekil ve mahiyetlerindeki fazilete özel bir vurgu anlamına gelir. Allah Tealanın Hz. Muhammed (s.a.) hakkında indirdiği "Rabbinin lütuflarını şükranla an!" mealindeki ayet ve genel bir beyan olarak inzal ettiği "Elinizde nimet olarak ne varsa Allah'tandır" mealindeki ayet de bu anlamdadır, Hıristiyanların Mesih hakkında düşündükleri anlamda değildir. işte açıklamaya çalıştığımız ayet de böyledir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Yorumu Yorumla
-
Fenâdethu (فَنَادَتْهُ)
İbn Fâris: Nun-dal-vav (veya ye) (n-d-v / n-d-y) kökünden geldiğini, bu kökün asıl anlamının "bir topluluğun bir araya gelmesi (nadiy) ve uzaktan, yüksek sesle birine seslenmek, çağırmak (nidâ)" olduğunu belirtir. Eylemin başındaki "fe" (hemen/ardından) bağlacının, Zekeriya'nın duasının (bir önceki ayetteki yakarışının) biter bitmez, hiçbir gecikme yaşanmadan meleklerin ilahi cevabı getirdiğini dilbilgisi kuralları çerçevesinde ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî: Çağırma (nidâ) eylemini mekan ve algı bağlamında analiz eder. Seslenişin sıradan bir fısıltı veya içsel bir ilham olmadığını; Zekeriya'nın fiziksel dünyayla (mihrabın dışıyla) irtibatını tamamen kestiği o yoğun yakarış anında, meleküt aleminden gelen açık, somut ve sarsıcı bir "teolojik sesleniş" olduğunu detaylandırır.
Yusallî (يُصَلِّي)
İbn Fâris: Sad-lam-vav (s-l-v) kökünden geldiğini belirtir. Kökün iki farklı temel manası vardır: İlki "ateşe yaklaşmak, ısınmak" (yaslâ), ikincisi ise atın veya insanın "sırtının orta kısmı, uyluk kemiği" (salâ) manasıdır. İbadet eylemine "salât" (namaz/dua) denilmesinin, kişinin yaratıcısı karşısında sırtını eğmesi, rükuya varması ve bedensel bir saygı duruşunda bulunmasından kaynaklandığını etimolojik olarak açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Salât kavramını kul ile Allah arasındaki varoluşsal bağ olarak tahlil eder. Bu eylemin sadece şekilsel bir eğilme olmadığını, ateşin nesneyi yumuşatması gibi (kökündeki diğer anlama atıfla), ibadetin de insanın katı kalbini yumuşatan, egosunu eriten ve onu ilahi merhamete (rahmete) açan aktif bir ruhsal yöneliş olduğunu belirtir.
Arthur Jeffery: Kelimenin Sami dilleri ailesindeki filolojik serüvenini inceler. Arapça köklerden türetme çabalarının ötesinde, bu kelimenin dini bir terim (namaz/dua) olarak doğrudan Aramice "Slotha" veya Süryanice "Sluta" (ibadet, dua, rüku) kelimesinden geldiğini; Ortadoğu'nun yerleşik monoteist lügatinin Kuran tarafından "salât" formunda içselleştirilip evrensel bir İslami ritüel terimine dönüştürüldüğünü kanıtlarıyla sunar.
Toshihiko Izutsu: Kuran'ın anlamsal dünyasında salât kelimesinin geçirdiği devrimi analiz eder. İslam öncesi dönemde putların etrafında dönme veya ıslık çalma şeklinde icra edilen ilkel kült pratiklerinin; Kuran aklıyla birlikte tamamen ahlaki, tevhidi ve derin bir içsel "yakarış/iletişim" formuna (Zekeriya'nın mihraptaki duruşunda olduğu gibi) evrildiğini semantik sınırlarıyla detaylandırır.
Yübeşşiruke (يُبَشِّرُكَ)
İbn Fâris: Be-şın-ra (b-ş-r) kökünden türediğini, asıl anlamının "insanın teni, derisi ve cildinin dış yüzeyi" (beşere) olduğunu belirtir. İnsanın duyduğu çok sevindirici ve sürpriz bir haberin, kan akışını hızlandırarak yüzünde ve teninde anında bir renk değişikliği (parlama, kızarma) yaratmasından dolayı, müjde verme eylemine bu kökten yola çıkarak "tebşir" denildiğini dilbilimsel bir fizyolojik tepki üzerinden açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Müjde eyleminin psikolojik boyutunu tahlil eder. İhtiyarlık ve kısırlık gibi tamamen ümitsiz bir tablonun ortasında, meleklerin bu fiille (seni müjdeliyor) gelmesinin; hüznün ve çaresizliğin aniden mutlak bir sevince, ilahi bir vaadin insanın tüm varlığını (tenini ve ruhunu) yenileyen bir coşkuya dönüşmesi olduğunu analiz eder.
Yahyâ (بِيَحْيَىٰ)
El-Cevâlîkî: Bu özel ismin Arapça "yaşar/hayatta kalır" (ha-ye-ye) fiiliyle görünürde aynı sese ve yazılışa sahip olmasına rağmen, aslında yabancı (muarreb) bir kelime olduğunu ve Arapça türetme kurallarına tabi tutulmaması gerektiğini klasik dilbilgisi açısından vurgular.
Arthur Jeffery: İsmin Ortadoğu dinler tarihindeki filolojik köklerini ve Arapçaya geçişini detaylandırır. Orijinalinin İbranice "Yohanan" (Yahveh lütfetti / Rab merhamet etti) olduğunu; kelimenin Hristiyanlık döneminde Süryanice ve Aramice "Yuhannan" formunu aldığını belirtir. Kuran'daki "Yahyâ" formunun, o dönemdeki yerel Arap-Hristiyan diyalektlerinden gelen fonetik bir uyarlama olabileceğini veya Zekeriya ismiyle kafiye/ses uyumu sağlamak üzere Kuran'ın eşsiz edebi retoriğiyle (fasıla) yeniden şekillendirildiğini savunur.
Gabriel Said Reynolds: Kuran'ın isimler üzerinden kurduğu teolojik anlatıyı inceler. "Yahyâ" kelimesinin Arapça "hayat bulur/yaşar" fiiliyle olan sesdeşliğinin (cinas) Kuran tarafından bilinçli bir edebi strateji olarak kullanıldığını; kısır bir rahimden ve yaşlı bir bedenden "hayat fışkırmasının" (mucizenin), bizzat doğacak çocuğun ismine teolojik bir mühür olarak kazındığını tahlil eder.
Musaddikan (مُصَدِّقًا)
İbn Fâris: Sad-dal-kaf (s-d-k) kökünden geldiğini, bu kökün asıl manasının "güç, sağlamlık ve bir şeyin gerçeğe tam olarak mutabık (uygun) olması" olduğunu belirtir. "Tef'il" (tasdik) babındaki ism-i fail kalıbının; bir sözün, bir olayın veya bir kişinin haklılığını, gerçekliğini ve yalan/uydurma olmadığını dışarıdan aktif bir şekilde destekleyip onaylamak manasına geldiğini açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Tasdik eylemini varoluşsal bir şahitlik olarak analiz eder. Yahya'nın henüz doğmadan "tasdik edici" olarak nitelendirilmesinin, onun peygamberlik misyonunun ana karakterini belirlediğini; kendisinden hemen sonra veya aynı dönemde gelecek olan ilahi mucizeyi (İsa'yı/Kelime'yi) tereddütsüz kabul edecek, ona zemin hazırlayacak ve toplum nezdinde onu ilk doğrulayan kişi olacağı gerçeğini semantik olarak tahlil eder.
Bikelimetin (بِكَلِمَةٍ)
İbn Fâris: Kef-lam-mim (k-l-m) kökünden türediğini, asıl ve fiziksel anlamının "yaralamak, bedende iz veya kesik bırakmak" (kelm) olduğunu belirtir. Söze ve kelimeye bu ismin verilmesinin; duyulan bir sözün insan zihninde, kalbinde ve idrakinde tıpkı bir yara gibi derin, kalıcı ve sarsıcı bir "iz" bırakmasından kaynaklandığını etimolojik bir metaforla açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Kelime kavramını teolojik bir yaratılış aracı olarak inceler. Ayette İsa'nın "Allah'tan bir kelime" olarak adlandırılmasının; onun olağan biyolojik döngünün (baba tohumunun) dışında, doğrudan Allah'ın "Kün" (Ol) emriyle (kelimesiyle) vücut bulmasını ifade ettiğini belirtir. Varlık, doğrudan ilahi hitabın maddedeki tecellisidir.
Arthur Jeffery: "Kelime" teriminin Geç Antik Çağ teolojisindeki devasa ağırlığına dikkat çeker. Kuran'ın bu terimi, Hristiyanlığın Süryanice "Miltha" veya Yunanca "Logos" (Tanrısal Söz) doktriniyle doğrudan diyaloga girerek kullandığını kanıtlar.
Angelika Neuwirth: Jeffery'nin tespitini teolojik polemik bağlamında ilerletir. Kuran'ın "Kelime" kavramını Hristiyanlardan aldığını ancak onun içini İslami tevhitle yeniden doldurduğunu belirtir. İsa'nın bizzat Tanrı (Logos) olmadığını, ancak "Allah'tan gelen bir kelime" (yaratılış emri) olduğunu vurgulayarak, Kuran'ın Ortadoğu'daki Hristolojik (İsa'nın doğası) tartışmalarına son derece rafine, sınırları çizilmiş ve tashih edici (düzeltici) bir semantik müdahale yaptığını tahlil eder.
Seyyiden (وَسَيِّدًا)
İbn Fâris: Sin-vav-dal (s-v-d) kökünden geldiğini, bu kökün "siyahlık" manasının yanı sıra asıl olarak "büyük bir karaltı, kalabalık insan kitlesi (sevâd) ve şan/yücelik" manalarına geldiğini belirtir. Bir toplumun önüne geçen, büyük kitleleri peşinden sürükleyen, onlara liderlik eden, şerefli ve yüce kişilere "seyyid" denildiğini dilbilimsel olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî: Seyyid kavramını siyasi bir otoriteden ziyade ahlaki bir önderlik olarak analiz eder. Yahya'nın seyyid olmasının, onun kılıçla veya zorbaca kurulan bir iktidara değil; nefsine hakimiyeti, ilmi, takvası ve masumiyetiyle toplum içinde kazandığı karşı konulamaz ahlaki ve teolojik liderliğe işaret ettiğini detaylandırır. Gerçek seyyid, kalplere hükmeden kişidir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimeyi nüzul ve tarihsel bağlamda sosyolojik olarak okur. "Seyyid" kelimesinin Arap kabile geleneğinde "kavminin efendisi, ihtilafları çözen otorite" olduğunu belirtir. Yahya'ya bu sıfatın verilmesinin, onun sadece inzivaya çekilmiş bir ruhban olmadığını; aksine İsrailoğulları'nın o dönemdeki yozlaşmış toplum yapısı içinde adaleti savunan, kitleleri yönlendiren aktif, cesur ve sarsılmaz bir halk lideri olduğunu tahlil eder.
Hasûran (وَحَصُورًا)
İbn Fâris: Ha-sad-ra (h-s-r) kökünden geldiğini, asıl anlamının "daraltmak, sıkıştırmak, kuşatmak, hapsetmek ve bir şeye engel olmak" olduğunu belirtir. Kişinin kendi nefsini, bedensel dürtülerini ve şehvetlerini sıkı bir denetim altına alıp onları dışa vurmaktan menetmesine "hasûr" denildiğini etimolojik olarak açıklar.
Râgıb el-İsfahânî: Hasûr kelimesini cinsel ve dünyevi bir perhiz (zühd) kavramı olarak inceler. Bu kelimenin sadece fizyolojik bir iktidarsızlık olmadığını; aksine gücü yettiği halde, aklını ve ruhunu tamamen ilahi misyona (ibadete) odaklayabilmek için kendi hür iradesiyle dünyevi hazlardan, kadınlardan ve nefsani arzulardan geri durma şeklindeki üstün bir ahlaki "kısıtlama/tutma" eylemi olduğunu detaylandırır.
Christoph Luxenberg: Kelimeyi Syro-Arami Hristiyan geleneği üzerinden okur. "Hasûr" kelimesinin doğrudan Süryanice'deki "hşir" veya manastır hayatındaki "bekaret/ruhbanlık" (celibacy) terminolojisiyle bağlantılı olduğunu iddia eder. Kuran'ın bu kelimeyle, Vaftizci Yahya'nın (John the Baptist) çölde yaşayan, dünyadan el etek çekmiş çileci ve evlenmeyen (asketik) o meşhur tarihsel ve dini arketipini kusursuz bir şekilde tasvir ettiğini savunur.
Nebiyyen (وَنَبِيًّا)
İbn Fâris: Nun-be-hemze (n-b-e) kökünden gelen "önemli ve büyük haber" (nebe) kökünden veya nun-be-vav (n-b-v) kökünden gelen "yüksek bir yer, yüce bir makam" manasından türediğini belirtir. İlahi haberleri insanlara getiren ve manevi olarak toplumun en yüksek mertebesine yerleştirilmiş kişiyi tanımlar.
Arthur Jeffery: İbranice "Nabi" ve Süryanice "Nbiya" köklerinin Ortadoğu'nun ortak peygamberlik lügati olduğunu ve Kuran'ın Yahya'yı bu evrensel zincirin (peygamberlik kurumunun) hakiki bir halkası olarak onayladığını filolojik olarak ifade eder.
es-Sâlihîn (مِنَ الصَّالِحِينَ)
İbn Fâris: Sad-lam-ha (s-l-h) kökünden geldiğini, bu kökün asıl ve değişmez manasının "bozulmanın, çürümenin ve yıkımın (fesad) tam zıttı olan düzelme, sağlamlık, faydalılık, bütünlük ve iyileşme" olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu: Kuran'ın etik/ahlak sisteminde "salih" kavramını felsefi olarak tahlil eder. Bu kelimenin pasif bir "iyi insan olma" durumu değil; varlık sahnesinde eylemsel, aktif ve tamir edici bir rol üstlenmek olduğunu belirtir. Yahya'nın "salihlerden" olmasının, onun yozlaşmış (fesada uğramış) bir toplumsal ve teolojik düzeni, getirdiği vahiy ve ahlakla onaran, düzelten ve ontolojik dengeyi (kıst) yeniden tesis eden kutsal eylemciler sınıfına dahil olduğunu semantik sınırlarıyla inceler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla