Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 28. Ayet

    لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ yetteḣiżi-lmu/minûne-lkâfirîne evliyâe min dûni-lmu/minîn(e)(s) vemen yef’al żâlike feleyse mina(A)llâhi fî şey-in illâ en tettekû minhum tukâ(ten)(k) veyuhażżirukumu(A)llâhu nefseh(u)(k) ve-ila(A)llâhi-lmasîr(u)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Müminler müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa artık Allah'la olan bağını koparmış demektir. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız başkadır. Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Sonunda dönüş Allah'adır.

      Kafirleri Dost Edinmek

      Müminler müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin! Bu beyana iki anlam verilebilir. Biri, dost edinseler bile onlar müslümanların dostu değildirler, bilakis onlara düşmandır. Nitekim ''Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğu ... göremezsin ... " buyurulmaktadır. Diğeri de ayetin onlarla dostluğu yasaklaması, yani onları dost edinmeyin anlamıdır. Nitekim "Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin!" mealindeki ayet ile "Ey iman edenler! yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin!" mealindeki ayet de bunu ifade etmektedir.

      Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız müstesna. Bu ayetin işaret ettiği anlam konusunda ihtilaf edilmiştir. Denilmiştir ki; bundan maksat onlarla aranızda bir yakınlık ve akrabalık olursa müstesna; o zaman dinleri itibariyle onları dost edinmeden kendileriyle ilişki kurup insani görevleri yerine getirebilirsiniz. Hz. Ali (r.a.), babası Ebu Talib vefat ettiğinde Resulullah'a (s.a.); senin sapık amcan vefat etti, deyince, Hz. Peygamber (s.a.) de "git, onu göm!" buyurmuştu. Korunmanız müstesna mealindeki ifadeden canınızı korumanız manasının kastedilmiş olması da muhtemeldir; onlardan canınıza gelecek tehlikelerden korkmanız hali müstesna. Bu durumda helak olmak endişesiyle, kalbiniz başka yöne yönelik olmak şartıyla onlara dost görünebilirsiniz. İbn Abbas'ın (r.a.) şöyle dediği rivayet edilmiştir: Takıyye (sakınmak), kalbi iman ile dolu olduğu halde dilinin başka şeyler söylemesidir.

      Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Bu cümlede yer alıp Allah'a nispet edilen "nefs" kelimesi sizi bu işin akıbetinden uyarıyor anlamına geldiği gibi, bunun cezasından uyarıyor anlamına geldiği de söylenmiştir. Adamın biri diğerine; "seni falan kişi hakkında uyarıyorum" dediğinde, ondan gelecek cezayı ve kötülüğü kastetmiş olur. Buna göre Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor mealindeki cümle, böyle yaptıkları takdirde başkasından değil, kendisinden gelecek olan felaket ve cezadan onları uyarmaktadır, demektir. En doğrusunu bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lâ Yettehizil (لَا يَتَّخِذِ)

        İbn Fâris: Nehiy (yasaklama) edatı olan "lâ" ile hemze-hı-zel (e-h-z) kökünden türeyen fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının "bir şeyi elde etmek, tutmak, yakalamak ve iradi bir kararla almak" olduğunu belirtir. İfti'al babında (ittihâz) gelmesi, bu "edinme" eyleminin sıradan bir beraberlik değil; gayet bilinçli, kasıtlı ve stratejik bir tercih olduğunu ifade eder.

        el-Mu'minûnel (الْمُؤْمِنُونَ)

        İbn Fâris: Hemze-mim-nun (e-m-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "korku ve şüphenin zıttı olarak sükunet bulmak, emin olmak ve kalben tasdik etmek" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: İman kavramını Kuran sosyolojisinde bir "sadakat ve güvenlik dairesi" olarak tahlil eder. Müminlerin (el-Mu'minûn) sadece bir fikre inananlar değil, aynı zamanda birbirlerine "eman" (güven) veren ve bu ortak güvenliğin sorumluluğunu omuzlayan bir "inanç cemaati" olduklarını semantik sınırlarıyla analiz eder.

        el-Kâfirîne (الْكَافِرِينَ)

        İbn Fâris: Kef-fe-ra (k-f-r) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "bir şeyin üzerini örtmek, gizlemek, karanlıkta bırakmak" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Küfür eylemini "hakikati örtmek" olarak tahlil eder. Kâfirlerin, ilahi ayetleri ve fıtratı kasten örterek karanlığı seçen ve bu sebeple müminlerin "güvenlik/sadakat" dairesinin dışına çıkan kitle olduğunu detaylandırır.

        Evliyâe (أَوْلِيَاءَ)

        İbn Fâris: Vav-lam-ye (v-l-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "iki şeyin arasında bir boşluk kalmayacak şekilde birbirine bitişik olması, yakınlık, dostluk, yardım ve yönetim" olduğunu belirtir. "Velî" kelimesinin çoğuludur.

        Toshihiko Izutsu: Velâ/Evliyâ (dostlar/veliler) kavramını Medine dönemindeki "ittifak ve sadakat" terminolojisi üzerinden inceler. Buradaki "evliyâ" edinmenin, sıradan bir insani nezaket veya ticari ilişki değil; kader birliği yapmak, stratejik sırları paylaşmak, askeri ve siyasi himayesine girmek ve "onlarla bitişik (v-l-y) hale gelmek" manasına geldiğini semantik olarak analiz eder.

        Min Dûnil (مِن دُونِ)

        İbn Fâris: Dal-vav-nun (d-v-n) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin aşağısı, ötesi, dışı ve berisinde olan" olduğunu belirtir. Müminlerin kendi öz dairelerinin "dışında ve berisinde" olanları ifade eder.

        el-Mu'minîne (الْمُؤْمِنِينَ)

        İbn Fâris: İman edenlerin oluşturduğu o "güvenlik/sadakat" çemberinin tekrarıdır. Ayet, hiyerarşik bir sınır çizerek sadakatin öncelikle bu daireye ait olduğunu vurgular.

        Ve Men Yef'al (وَمَن يَفْعَلْ)

        İbn Fâris: Atıf harfi (ve), şart edatı (men) ve fe-ayn-lam (f-a-l) kökünden gelen "yapar/işler" manasındaki fiilin birleşimidir. Kökün asıl manası "bir işi kasten, tasarlayarak ortaya koymak"tır.

        Zâlike (ذَٰلِكَ)

        İbn Fâris: Uzaklık bildiren işaret zamiridir (İşte bunu/şu yasaklanan dostluğu). Yapılan hatanın vahametini ve ilahi rızadan uzaklığını vurgular.

        Fe Leyse (فَلَيْسَ)

        İbn Fâris: Şartın sonucunu bağlayan "fe" ve mutlak olumsuzluk/yokluk bildiren "leyse" (değildir) edatının birleşimidir.

        Minallâhi (مِنَ اللَّهِ)

        El-Cevâlîkî: Lafzullah'ın (Allah isminin) kökenine dair lügat tartışmalarını aktarır.

        Toshihiko Izutsu: "Allah'tan (ilahi daireden) değildir" ifadesini ontolojik bir kopuş olarak tahlil eder. Kâfirleri müminlere tercih ederek "velî" edinen kişinin; Allah ile olan o sarsılmaz "velâ" (yakınlık/bağ) bağını kendi eliyle kopardığını ve artık ilahi himaye dairesinin dışında kaldığını semantik sınırlarıyla analiz eder.

        Fî Şey'in (فِي شَيْءٍ)

        İbn Fâris: Zarfiyet (içindelik) edatı "fî" ve ş-y-e kökünden gelen "şey" kelimesinin birleşimidir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Şey'un kelimesinin nekra (belirsiz) formda ve olumsuz cümlede kullanılmasını, "zerre kadar, hiçbir şekilde" manasında mutlak bir "hiçlik" vurgusu olarak okur. O kişinin Allah ile olan bağından geriye "hiçbir şey" kalmadığını ihtar eder.

        İllâ En (إِلَّا أَن)

        İbn Fâris: İstisna (hariç tutma) ve sınırlandırma edatıdır. Mutlak yasağın tek bir zorunlu çıkış kapısını aralar.

        Tettekû (تَتَّقُوا)

        İbn Fâris: Vav-kaf-ye (v-k-y) kökünden geldiğini, asıl manasının "canlıyı dışarıdan gelecek acı verici, zarar verici bir şeye karşı korumak, araya bir engel/kalkan (vikaye) koymak" olduğunu belirtir.

        Minhum (مِنْهُمْ)

        İbn Fâris: "Onlardan (kâfirlerden) yana."

        Tukâten (تُقَاةً)

        İbn Fâris: Yine v-k-y kökünden gelen bir masdardır. Kendini korumak, sakınmak ve can güvenliği için önlem almak demektir.

        Râgıb el-İsfahânî: Takıyye (korunma) kavramını zaruret felsefesi üzerinden tahlil eder. Bunun bir "ihanet veya ikiyüzlülük" olmadığını; düşman tahakkümü altındayken canı, malı veya onuru korumak amacıyla, kalbi imanla dolu olduğu halde dışarıdan "onlardan sakınıyormuş" (tukâten) gibi görünerek bir "koruma kalkanı" (vikaye) oluşturmak olduğunu detaylandırır. Takıyye, zayıflık anındaki meşru müdafaadır.

        Ve Yuhazzirukumul (وَيُحَذِّرُكُمُ)

        İbn Fâris: Ha-zel-ra (h-z-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir tehlikeye karşı uyanık olmak, sakınmak ve uyarılmak" olduğunu belirtir. Tef'il babında gelerek "şiddetle uyarıyor, sakındırıyor" manası kazanır.

        Allâhu (اللَّهُ)

        El-Cevâlîkî: (Lafzullah). Mutlak otoritenin sahibi.

        Nefsehu (نَفْسَهُ)

        İbn Fâris: Nun-fe-sin (n-f-s) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir varlığın zatı, özü ve bizzat kendisi" olduğunu belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: "Allah sizi bizzat kendisinden (zatından) sakındırıyor" ifadesini teolojik bir heybet vurgusu olarak tahlil eder. Allah'ın azabının, gazabının ve denetiminin her türlü beşeri güçten (kâfirlerin baskısından) çok daha sarsıcı ve ebedi olduğunu; insanın kâfirlerin korkusuyla (takıyye sınırını aşarak) Allah'ın sınırlarını çiğnememesi gerektiğini, asıl sakınılması gereken mutlak otoritenin "O'nun Zat'ı" olduğunu detaylandırır.

        Ve İlâllâhil (وَإِلَى اللَّهِ)

        İbn Fâris: Yönelme ve istikamet bildiren "ilâ" harf-i ceri ve Lafzullah.

        el-Masîru (الْمَصِيرُ)

        İbn Fâris: Sad-ye-ra (s-y-r) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyin halden hale geçmesi, bir yere varması ve akıbet" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: Masîr (varış/dönüş) kavramını eskatolojik bir sonuç olarak inceler. Hayattaki bütün siyasi ittifakların, korkuların ve tercihlerin sonunda tek bir merkeze akacağını (Allah'a varacağını); nihai hesabın ve asıl "varoluşsal durak yerinin" (Masîr) sadece Allah'ın katı olduğunu, bu yüzden bütün sadakatlerin bu "son varış" gerçeğine göre ayarlanması gerektiğini semantik olarak analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X