Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 25. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 25. Ayet

    فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fekeyfe iżâ cema’nâhum liyevmin lâ raybe fîhi vevuffiyet kullu nefsin mâ kesebet vehum lâ yuzlemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Peki onları geleceğinde kuşku bulunmayan bir gün için topladığımızda ve hiçbir haksızlığa uğramaksızın herkese hak ettiği tastamam verildiğinde halleri nice olacak!

      Peki onları geleceğinde kuşku bulunmayan bir gün için topladığımızda halleri nice olacak! Allah, Kur'an hakkında da "İşte kitap, onda asla kuşku yoktur" buyurmuştur. Halbuki dünyada insanların çoğu ondan kuşku duymuşlardır. Onda asla kuşku yoktur mealindeki ilahi beyana dair farklı görüşler ileri sürülmüştür. İlk yoruma göre bu, söylenen sözün, söyleyenin nezdinde pekiştirilmesi içindir; o, dinleyen herkesten şüpheyi reddetmek için değil, pekiştirme amacıyla söylenir. Buna bağlı olarak anlamını ortaya çıkarmak mümkün olur, çünkü onların sözleri muhatap alarak söylenmiştir. İnsanların kullandığı "ebediyyen" anlamındaki "ebeden" sözü de böyledir; bu söz gerçek anlamda ebediyeti değil, süreklilik ve devamlılık anlamını ifade eder. Yine onlar şöyle derler: "Bu eski bir yalandır", eski bir hikayedir. Bununla alemde hiç mevcut değilken ortaya çıkan bir eskiliği kastetmemektedirler. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      İkinci yoruma göre, düşünerek hareket eden insaf ehli onda kuşkuya düşmez. Çünkü Cenab-ı Hak bu konuda çeşitli ayetler ve düşünerek hareket eden herkesin açıkça görebileceği deliller koymuştur; öyle ki insan sanki onu alenen görüyormuş gibi hisseder. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Üçüncüsü de, doğru olduğunu bildikleri halde münakaşaya devam eden özel bir grubu, onların inatlarını anlasın ve kendilerinin imana gelmelerinden ümidini kessin diye Resulullah'a (s.a.) haber vermek anlamına gelebilir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Fe Keyfe (فَكَيْفَ)

        İbn Fâris: Atıf ve takip harfi "fe" ile "nasıl" manasına gelen soru edatı "keyfe"nin birleşimidir. İleride yaşanacak olan o mutlak durumun dehşetini, büyüklüğünü ve insanın akıl sınırlarını zorlayan yapısını sorgulamak (taaccüb/hayret) için kullanılır.

        İzâ (إِذَا)

        İbn Fâris: Gelecek zaman bildiren ve genellikle gerçekleşmesi kesin olan durumlar (şartlar) için kullanılan zaman zarfıdır. İhtimal değil, kesin bir akıbet bildirir.

        Cema'nâhum (جَمَعْنَاهُمْ)

        İbn Fâris: Cim-mim-ayn (c-m-a) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "dağınık, parçalanmış ve ayrı ayrı olan şeyleri bir araya getirmek, toplamak ve birleştirmek" olduğunu belirtir. "Topladığımızda onları" manasına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî: Cem' (toplama) eyleminin bu eskatolojik bağlamdaki felsefi boyutunu tahlil eder. Bedenleri toprakta çürüyüp dağılmış olan insanların (farklı zaman ve mekanlardaki zerrelerin) ilahi kudret eliyle o büyük günde ontolojik olarak yeniden "bir araya getirilmesinin, toplanmasının" dehşet verici, karşı konulmaz ve mutlak bir gerçeklik olduğunu detaylandırır.

        Li Yevmin (لِيَوْمٍ)

        İbn Fâris: "İçin / -e" manasındaki "lam" harfi ile ye-vav-mim (y-v-m) kökünden gelen ismin birleşimidir. Kökün asıl manası "belirli bir zaman dilimi, vakit, güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreç" olsa da ahiret bağlamında o mutlak hesap ve toplanma anını ifade eder.

        Lâ (لَا)

        İbn Fâris: Arapçada mutlak olumsuzluk, nefy ve inkar bildiren edattır.

        Raybe (رَيْبَ)

        İbn Fâris: Ra-ye-be (r-y-b) kökünden geldiğini, asıl manasının "insanın içine düşen ve kalbini tırmalayan şiddetli şüphe, kaygı, huzursuzluk ve endişe" olduğunu belirtir.

        Toshihiko Izutsu: "Lâ raybe" (onda şüphe yoktur) kalıbını Kuran'ın epistemolojik kesinlik ilkesi üzerinden okur. Rayb kelimesinin sadece entelektüel veya akademik bir şüphe değil, aynı zamanda insanın inanç sistemini sarsan ontolojik bir "varoluşsal vesvese" olduğunu; ahiret gününün varlığı hakkındaki bu vesvesenin bizzat ilahi metin tarafından kökünden kesilip atılarak mutlak bir "yakîn" (kesinlik) nizamı kurulduğunu semantik sınırlarıyla analiz eder.

        Fîhi (فِيهِ)

        İbn Fâris: Zarfiyet (içindelik) bildiren harf-i cer (fî) ile o güne dönen zamirin (hi) birleşimidir. "O günün içinde / o güne dair" manasını taşır.

        Ve Vuffiyet (وَوُفِّيَتْ)

        İbn Fâris: Atıf harfi (ve) ile vav-fe-ye (v-f-y) kökünden gelen fiilin birleşimidir. Kökün asıl manasının "bir şeyin eksiksiz, noksansız, tastamam olması ve bir hakkın hiçbir kesintiye uğramadan tam olarak ödenmesi" olduğunu belirtir. Tef'il babında ve edilgen (meçhul) dişil fiil formundadır (tastamam ödendiğinde).

        Râgıb el-İsfahânî: Vefa (tastamam ödeme) kavramını mutlak ilahi adalet terazisi bağlamında tahlil eder. Dünyadaki eksik, torpilli veya adaletsiz karşılıkların aksine; ahiretteki "tefviye" (vuffiyet) eyleminin, zerre kadar haksızlık yapılmadan, kişinin hak ettiğinin en ince detayına kadar ontolojik ve ahlaki faturasının (veya mükafatının) kendisine "tam ve kusursuz olarak teslim edilmesi" olduğunu detaylandırır. İlahi sistemde hiçbir eylem zayi olmaz.

        Kullu (كُلُّ)

        İbn Fâris: Kef-lam-lam (k-l-l) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir şeyi kuşatmak, içine almak ve bütünü kapsamak" olduğunu belirtir. Genellik bildiren (hepsi, her biri) ismidir.

        Nefsin (نَفْسٍ)

        İbn Fâris: Nun-fe-sin (n-f-s) kökünden geldiğini, asıl manasının "bir varlığın zatı, özü, kendi bedeni, nefesi ve canı" olduğunu belirtir. "Kullu nefsin" tamlaması, istisnasız her bireyi ve şuuru (mutlak ferdiyeti) kapsayan devasa bir kuşatmadır.

        Mâ (مَا)

        İbn Fâris: "O şey ki, her ne ki" anlamına gelen, eylemin tamamını kapsayan ism-i mevsul (ilgi zamiri).

        Kesebet (كَسَبَتْ)

        İbn Fâris: Kef-sin-be (k-s-b) kökünden geldiğini, asıl ve fiziksel manasının "bir şeyi arayıp bulmak, toplamak, elde etmek, çalışıp çabalayarak kazanç sağlamak" olduğunu belirtir. Mazi (geçmiş zaman) dişil fiildir.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kesb (kazanma/elde etme) mefhumunu insan iradesi ve sorumluluğu üzerinden inceler. İnsanın dünyadaki inançlarının, eylemlerinin ve ahlaki tercihlerinin rastgele veya başkalarının zoruyla oluşmadığını; bizzat kişinin kendi hür iradesiyle, elleriyle ve çabasıyla "kazandığı" (kesb ettiği) varoluşsal bir bagaj olduğunu belirtir. Her nefs, sadece kendi bilfiil kazandığı şeyin (mâ kesebet) faturasını ödeyecektir; hesap anında kabile, statü veya ataların inancı değil, yalnızca şahsi ameller geçerlidir.

        Ve Hum (وَهُمْ)

        İbn Fâris: Hal/durum bildiren atıf harfi (ve) ile bütün muhatapları (insanları) işaret eden ayrık çoğul zamirin (hum / onlar) birleşimidir. "Ve onlar (öyle bir haldeyken)..."

        Lâ (لَا)

        İbn Fâris: Eylemin gerçekleşme ihtimalini mutlak surette ortadan kaldıran olumsuzluk edatıdır.

        Yuzlemûn (يُظْلَمُونَ)

        İbn Fâris: Zı-lam-mim (z-l-m) kökünden geldiğini, asıl ve temel anlamının "bir şeyi kendi doğal, meşru ve hak ettiği yerin (merkezin) dışına koymak, noksanlaştırmak, hakkını kısmak ve karanlık (zulmet)" olduğunu belirtir. Edilgen müzari kalıbında (zulme uğratılmazlar / haksızlığa uğramazlar) şeklinde kullanılır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Zulüm kavramının kökünden nefyedilmesini (lâ yuzlemûn) eskatolojik adalet felsefesiyle tahlil eder. Allah'ın onlara zulmetmemesinin; sadece onlara hak etmedikleri fazladan bir azabı vermemesi anlamına gelmediğini; aynı zamanda dünyada iken çabaladıkları, kazandıkları o iyiliklerin ve sevapların da zerre kadar eksiltilmeyeceğini, noksanlaştırılmayacağını (haklarının gasp edilmeyeceğini) belirten mutlak, kusursuz ve dengeleyici bir ilahi adalet nizamını semantik sınırlarıyla analiz eder. O gün, karanlık ve eksiltme (zulüm) ilahi mahkemeye asla sızamaz.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X