Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 24. Ayet

    ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Żâlike bi-ennehum kâlû len temessenâ-nnâru illâ eyyâmen ma’dûdât(in)(s) veġarrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Onların bu tutumu 'Sayılı günler dışında bize ateş asla dokunmayacak' demelerinden ötürüdür. Uydura geldikleri yalanlar dinleri hakkında kendilerini yanıltmaktadır.

      Onların bu tutumu 'Sayılı günler dışında bize ateş asla dokunmayacak' demelerinden ötürüdür. Onların buradaki sayılı günlerden kastettikleri, atalarının buzağıya taptıkları günlerdir. Kendileri sadece atalarının buzağıya taptıkları gün sayısı kadar azap göreceklerini, cehennemde ebedi kalmayacaklarını zannediyorlardı. Çünkü kendilerinin Allah'ın oğulları ve sevgili kulları olduklarını iddia ediyorlardı. Babalarının onlara, sizler ancak bizim buzağıya tapınış olduğumuz günler kadar azap göreceksiniz, demiş olmaları da mümkündür. Aziz ve celil olan Allah ise onların uydura geldikleri yalanların dinleri hakkında kendilerini yanıltmakta olduğunu haber vermiştir. Sonra da onları, 'Geleceğinde kuşku bulunmayan bir gün için onları topladığımızda halleri nice olacak!' diye korkutmaktadır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Temessena (تَمَسَّنَا)

        İbn Fâris: Mim-sin-sin (m-s-s) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir şeye eliyle dokunmak, yüzeysel olarak temas etmek ve hafifçe hissetmek" olduğunu belirtir. Deriye "mesîs" denmesinin sebebi de dış dünya ile temasın ilk gerçekleştiği yüzey olmasıdır. Eylemin bu ayette ateş/azap için kullanılmasının, Ehl-i Kitab'ın ilahi azabı derinlemesine, kalıcı ve yok edici bir yıkım olarak değil; sadece deriyi yalayıp geçen, acısı hafif ve geçici bir "temas" eylemi olarak algıladıklarını dilbilimsel olarak ifade ettiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Dokunma (mess) eylemini teolojik bir küçümseme psikolojisi üzerinden analiz eder. İnkarcıların veya Ehl-i Kitab'ın, cehennem ateşini (nâr) ebedi bir azap (hulûd) yerine sadece geçici bir yara veya sıyrık misali "dokunma" eylemine indirgemelerinin, onların kendilerini seçilmiş ırk olarak görme kibrinden doğan bir ceza hafifletme yanılsaması olduğunu tahlil eder.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın adalet diyalektiği içinde bu fiili inceler. "Bize ateş sadece dokunacaktır" beyanının, ilahi otoritenin mutlak adalet yasasını (kıst) esnetme çabası olduğunu belirtir. Bu kelimenin, ahlaki eylemin ontolojik sonucunu (kötülüğün mutlak cezasını) reddeden ve günahın ağırlığını "hafif bir temas" söylemiyle rasyonelleştirmeye çalışan hastalıklı bir zihinsel savunma mekanizmasını temsil ettiğini semantik olarak inceler.

        Eyyâmen (أَيَّامًا)

        İbn Fâris: Ye-vav-mim (y-v-m) kökünden gelen "yevm" kelimesinin çoğulu olduğunu belirtir. Bu kökün temel anlamının güneşin doğuşundan batışına kadar olan aydınlık zaman dilimi olmakla birlikte, başlangıcı ve sonu belli olan sınırlı zaman aralıklarını ve periyotları ifade etmek için de kullanıldığını dilbilgisi kuralları çerçevesinde açıklar.

        Ma'dûdât (مَّعْدُودَاتٍ)

        İbn Fâris: Ayn-dal-dal (a-d-d) kökünden geldiğini, asıl anlamının "bir şeyi saymak, miktarını tam olarak belirlemek ve onu sınırlandırmak" olduğunu belirtir. İsm-i meful çoğul formundaki "ma'dûdât" (sayılmış/sayılabilir) kelimesinin, matematiksel olarak azlığı, sonlu olmayı ve kolayca bitip tükenecek kadar dar bir kapasiteyi etimolojik olarak ifade ettiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: "Sayılı günler" tamlamasını niceliksel bir eksende inceler. Bir şeyin insan tarafından sayılabilir (ma'dûd) olmasının, onun ontolojik değerce azlığını, küçüklüğünü ve önemsizliğini gösterdiğini belirtir. Ahiret azabının süresini bu kelimeyle sınırlama çabasının, insanın kendi kısıtlı matematiğini ve zaman algısını ilahi adaletin üzerine dikte etme küstahlığı olduğunu detaylandırır.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk: Kelimenin nüzul ortamındaki polemik değerini ve tarihsel arka planını analiz eder. "Sayılı günler" ifadesinin Ehl-i Kitab'ın (özellikle Medine Yahudilerinin) zihin dünyasındaki somut karşılığına odaklanır; bu sürenin, atalarının Tih çölünde buzağıya taptıkları süre olan kırk gün veya dünyanın ömrü olan yedi bin yıla karşılık gelen "sadece yedi günlük" bir arınma (purgatory) süresi şeklindeki teolojik kabullerini yansıttığını belirtir. Kuran'ın bu kelimeyle, onların kurtuluş teolojisindeki (soteryoloji) bu ırkçı ve elitist inancı deşifre ettiğini tahlil eder.

        Ğarra (وَغَرَّهُمْ)

        İbn Fâris: Ğayn-ra-ra (ğ-r-r) kökünden türediğini, asıl anlamının "gaflet, dikkatsizlik, bir şeyin dış görünüşüne aldanarak tuzağa düşmek ve asılsız bir güven duygusuna kapılmak" olduğunu belirtir. Kişinin tehlikeye karşı son derece uyanık olması gereken bir konuda, cehaleti veya aşırı özgüveni sebebiyle rehavete kapılıp savunmasız yakalanmasını ifade ettiğini dilbilimsel olarak ortaya koyar.

        Râgıb el-İsfahânî: Aldanma eylemini felsefi bir boyutta tahlil eder. "Ğurûr", insanın kendisine kesin fayda vereceğini sandığı bir inancın veya nesnenin aslında onu içten içe yıkıma götürmesi halidir. Ehl-i Kitab'ın, kendi uydurdukları "seçilmişlik ve sayılı gün" masalına zamanla bizzat kendilerinin inanarak, kendi hevalarından ürettikleri bu sahte "güvenlik" illüzyonuyla kendi varoluşlarını aldattıklarını detaylandırır.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın psikolojik semantiğinde aldanış kavramını inceler. İnsanın ilahi gerçeklikten (hakk) kopuşunun en sinsi aşaması olan "gurur" kavramının; dışarıdan bir düşman tarafından değil, bizzat kişinin kendi içsel arzuları ve ürettiği dogmalar tarafından ontolojik bir körlüğe itilmesi, yalanı hakikat gibi algılaması süreci olduğunu semantik sınırlarıyla tahlil eder.

        Dînihim (فِي دِينِهِم)

        İbn Fâris: Dal-ye-nun (d-y-n) kökünden geldiğini, bu kökün asıl manasının "boyun eğmek, itaat etmek ve bir sistemin kurallarına tabi olmak" olduğunu hatırlatır. Ancak bu ayette kelimenin mutlak ve evrensel "ed-Dîn" (İslam) formunda değil, "dinleri konusunda/dinlerinin içinde" (dînihim) formunda aidiyet ekiyle kullanılmasının; ilahi nizamı değil, onların kendi elleriyle bozdukları, kurumsallaştırdıkları ve içini boşalttıkları "kendi icat ettikleri dindarlık biçimlerini" ifade ettiğini açıklar.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar: Ayetteki "dinleri konusunda onları aldattı" tamlamasının belagat yönünü inceler. Aldanışın (gurur) dünyevi bir menfaat, ticaret veya siyaset gibi sıradan bir konuda değil, bizzat ebedi kurtuluşu ilgilendiren "din" gibi en hayati ve metafiziksel konuda yaşanmasının; insanın kendi eliyle ürettiği hatalı bir teolojiye yine kendi eliyle esir düşmesi şeklindeki trajediyi retorik olarak vurguladığını tahlil eder.

        Yefterûn (يَفْتَرُونَ)

        İbn Fâris: Fe-ra-ye (f-r-y) kökünden türediğini, asıl ve fiziksel anlamının "bir deriyi veya kumaşı kesmek, yarmak, onu asıl bütünlüğünden koparmak ve ona yeni/sahte bir şekil uydurmak" olduğunu belirtir. Asılsız bir iddia ortaya atmaya "iftira" denilmesinin, hakikatin bütünlüğünü kesip parçalayarak asılsız bir kurgu (suni bir yapı) üretme eyleminden kaynaklandığını etimolojik olarak açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: İftira kavramını yalanın (kizb) en tehlikeli, en cüretkar ve teolojik formu olarak analiz eder. Sıradan bir yalan söylemekten ziyade, iftiranın "bilinçli, planlı ve kasti olarak, özellikle Allah'a, dine ve ahirete dair asılsız şeyler icat edip bunları ilahi otoriteye nispet etmek" olduğunu belirtir. Azabın sayılı gün olacağı inancının onlara inen bir vahiy değil, kendi arzularına göre "kesip biçtikleri" (iftira ettikleri) psikolojik bir uydurma olduğunu detaylandırır.

        Angelika Neuwirth: Kelimeyi Kuran'ın Geç Antik Çağ'daki polemik stratejisi ve kutsal metin eleştirisi bağlamında tahlil eder. "İftira ediyor oldukları şeyler" (mâ kânû yefterûn) ifadesinin, salt Ehl-i Kitab avamını değil; haham ve rahipler sınıfının (ruhbanın) metinler üzerinde yaptıkları tefsir manipülasyonlarını, dinde olmayan ayrıcalıkları üreterek ilahi iradeyi kendi kabilevi çıkarlarına göre yeniden yazma (teolojik sahtecilik) pratiklerini hedef alan çok sert bir kurumsal eleştiri olduğunu savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X