Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âl-i İmrân Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âl-i İmrân Sûresi, 5. Ayet

    اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnna(A)llâhe lâ yaḣfâ ‘aleyhi şey-un fî-l-ardi velâ fî-ssemâ/-(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Kuşkusuz yerde olsun gökte olsun hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.

      Bu ayet, tehdit anlamı içermektedir. En doğrusunu Allah bilir ya, ama Cenab-ı Hak sanki şöyle demektedir: Göklerde ve yerde yaratıklara karşı örtülüp onlara gizli kalan hiç bir şey Allah'a gizli kalmaz; böyleyken sizce ortada olan amelleriniz ve fiilleriniz O'na nasıl gizli kalır? Bu ilahi beyan şu anlama da gelebilir: İnsanların döllerinde, kalplerinde ve rahimlerdeki şeyler Allah'a gizli kalamadığına göre ortadaki sözleriniz ve fiilleriniz O'na nasıl gizli kalabilir, anlamına da gelebilir. Yüce Mevla'nın "Sizi rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O'dur" diye buyurduğuna bakmaz mısın? Zaten O, rahimlerdekini bilmiş, üç katlı karanlığın içinde olmasına rağmen Cenab-ı Hak onları dilediği mahiyet ve keyfiyette şekillendirmiştir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yahfâ (يَخْفَىٰ)

        İbn Fâris: Hı-fe-ye (h-f-y) kökünden geldiğini belirtir. Bu kökün, ilginç bir şekilde hem "bir şeyi örtmek, gizlemek" hem de "bir şeyi açığa çıkarmak" şeklinde birbirine zıt iki temel anlamı barındırdığını (ezdâd) açıklar. Ayetteki olumsuzluk ekiyle (lâ yahfâ) birlikte kullanıldığında, mutlak yaratıcı için "örtülü ve gizli kalma" durumunun ontolojik olarak imkansızlığını ifade ettiğini analiz eder.

        Râgıb el-İsfahânî: Kelimenin semantik alanını insanın idrak sınırlarıyla kıyaslayarak inceler. İnsan için eşyanın mahiyetinin zaman, mekan veya fiziksel engellerle "gizli" (hafiyy) kalabileceğini; ancak ayetteki fiil formunun, ilahi ilmin nüfuz ediciliği karşısında "gizlilik" kavramının bizzat kendisinin tamamen iptal edildiğini gösterdiğini detaylandırır.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç: Kavramı, Kuran'ın uluhiyet (tanrılık) tasavvuru bağlamında değerlendirir. İlahi bilgi ağının evrendeki en mikro düzeydeki hareketliliği bile anında kuşattığını, dolayısıyla "gizli kalma" fiilinin bu bağlamda sıradan bir bilgi eksikliğini değil, tanrısal otoritenin evren üzerindeki mutlak hakimiyetini ve aktif gözetimini pekiştiren bir retorik olduğunu savunur.

        Şey' (شَىْءٌ)

        İbn Fâris: Şın-ye-hemze (ş-y-e) kökünden geldiğini, kök anlamının "dilemek, istemek" (meşiet) olduğunu ifade eder. Bu etimolojik bağdan yola çıkarak, evrende var olan her bir nesnenin, zerrenin veya olgunun bizzat yaratıcının dilemesiyle (şâe) varlık sahasına çıkmasından dolayı "şey" olarak isimlendirildiğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Bu kelimeyi varlık felsefesi açısından ele alır. "Şey" lafzının, Arapçada mevcut olan ve hakkında bir haber verilebilen, mahiyeti her ne olursa olsun bilinebilen "en genel ve en kapsayıcı kavram" olduğunu analiz eder. Ayetteki mutlak ve belirsiz (nekre) kullanımının, en önemsiz veya en küçük varlık birimini bile istisna bırakmaksızın ilahi bilgi dairesine kattığını vurgular.

        Toshihiko Izutsu: Kelimenin Kuran ontolojisindeki merkezi rolünü inceler. İslam öncesi dönemdeki maddeci algıdan farklı olarak, Kuran bağlamında "şey" kavramının varoluş hiyerarşisinde yaratılmışlığın evrensel kodunu temsil ettiğini; bu kelime üzerinden evrendeki hiçbir zerre ve detayın sahipsiz veya tesadüfi bir karanlığa terk edilemeyeceğinin ontolojik mesajının verildiğini semantik sınırlarla çizer.

        Ard (ٱلْأَرْضِ)

        İbn Fâris: Elif-ra-dat (e-r-d) kökünden geldiğini, kelimenin en temel dilbilimsel ve somut karşılığının "ayak basılan, aşağıda olan, üzerinde yaşanılan zemin" olduğunu belirtir. Ayak tabanına da bu kökten bir ismin verildiğini hatırlatarak, kelimenin her zaman yüksekliğin zıttı olan "alt/aşağı" konumunu sembolize ettiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî: Kelimeyi sadece fiziksel bir toprak parçası olarak değil, kozmolojik bir düalizmin (ikiliğin) parçası olarak analiz eder. İnsanın fizyolojik yapısının toprağa (arz) aidiyetini, yeryüzünün insanın hem anavatanı hem de varoluşsal sınav alanı (mesken) olmasını kelimenin etimolojik derinliği ile ilişkilendirir.

        Arthur Jeffery: Arapça "ard" kelimesinin filolojik olarak soyutlanmış, sadece Hicaz'a özgü lokal bir terim olmadığını; ortak Sami dillerindeki (örneğin İbranice "eretz" ve Aramice "ar'a") karşılıklarıyla birebir aynı kökten ve aynı kozmolojik tasavvurdan geldiğini kanıtlarıyla sunar. Ortadoğu'nun antik teolojik lügatinde "yer/dünya" kavramının evrensel adlandırmasının Kuran tarafından kendi teolojisine kusursuzca uyarlandığını belirtir.

        Semâ (ٱلسَّمَآءِ)

        İbn Fâris: Sin-mim-vav (s-m-v) kökünden türediğini, kök anlamının "yükselmek, yücelmek ve üstte olmak" olduğunu ifade eder. İsim (ism) kelimesinin de bir varlığı diğerlerinden ayırt edip anlamca yükselttiği için bu kökten geldiğine değinerek, yeryüzüne (arz) kıyasla insanın başının üstünde yer alan, onu fiziksel olarak aşan her yüksekliğin bu kavramla anıldığını belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî: Semâ kavramının fiziksel yükseklik boyutunun yanı sıra manevi ve ilahi aşkınlık boyutuna da işaret ettiğini analiz eder. Yağmurun kaynağı olması hasebiyle "gök" kelimesinin hem fiziksel bereketi hem de ilahi emirlerin, vahyin ve kudretin indiği metafiziksel ve yüksek boyutu sembolize ettiğini, "ard" kelimesiyle oluşturduğu tezat üzerinden detaylandırır.

        Arthur Jeffery: Kelimenin Sami dil ailesindeki serüvenini takip eder. İbranice'deki "şamayim" ve Süryanice'deki "şmayya" (gökler) kelimeleriyle aynı etimolojik kökenden (s-m-w / s-m-y) geldiğini filolojik verilerle ortaya koyar. Yahudi-Hristiyan kozmolojisinde "Tanrı'nın mekanı veya ilahi kudretin sembolü" olan bu terimin, Kuran'ın yer-gök bütünlüğündeki ilahi otorite (omnipresence) anlatısında standart ve evrensel bir form olarak kullanıldığını inceler.

        Toshihiko Izutsu: Kuran'ın dünya görüşünde "yer ve gök" (ard ve semâ) ikileminin salt coğrafi veya astronomik bir tasvir olmadığını belirtir. Bu kelimenin, insani sınırların bittiği ve mutlak ilahi bilginin kapsayıcılığının (önceki kelimeler olan 'yahfâ' ve 'şey' ile birlikte) sonsuz bir mekan algısıyla zihinlere nakşedildiği geniş bir semantik alan oluşturduğunu tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X