Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âdiyât Sûresi, 10. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âdiyât Sûresi, 10. Ayet

    وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve hussile mâ fî-ssudûr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      9. "O bilmez mi ki kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman;"

      10. "Ve kalplerde gizlenenler ortaya konulduğu zaman;"


      O bilmez mi ki kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman. En doğrusunu Allah bilir ya, o şöyle buyuruyor: İnsan Rabb’inin kudretini, otoritesini, kendisini yaratmadaki hikmetini, onları kabirlerinden çıkarıp da tekrar dirilteceğini bilseydi ya! Ya da bilmez mi ifadesi kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman ve kalplerde gizlenenler ortaya konulduğu zaman bilir, anlamındadır.

      Buyuruyor ki: Gene o bilseydi ya Allah Teâlâ kalplerde olanları ayırır, açıklar ve orada olanı ortaya çıkarır. Ayrılmamış ve açıklanmamış bir halde öyle bırakmaz. Aksine ne var ne yok hepsi ayrılır ve açık hale getirilir. Şu âyette ifade edildiği gibi: “Bütün sırların ortaya dökülüp de insanın ne bir gücü ne de yardımcısının bulunacağı gün”’.

      Ve kalplerde gizlenenler ortaya konulduğu zaman. Bu İlâhî beyanda şöyle bir mânaya işaret vardır: Amellerin ortaya konuluşu, içtenliği ve karşılığında sevap ya da azabı hak etme işi tamamen kalplere ve niyetlere bağlı bir durumdur. Bizzat amellerin kendisi bu konuda yeterli değildir. Bunu ifade etmek üzere Allah Teâlâ: Ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman buyurmuştur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hussıle (حُصِّلَ)

        İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luğa eserinde kelimenin kökü olan ha-sad-lam (h-s-l) harflerinin temel anlamının "bir şeyi ayıklayıp ortaya çıkarmak, bir şeyin özünü ve sonucunu elde etmek" olduğunu belirtir. Meyvenin kabuğundan ayrılması veya madenin tortusundan arındırılması eylemlerinin bu kökten geldiğini, ayette ise kalplerdeki niyetlerin tüm dış etkilerden arındırılarak saf haliyle ortaya dökülmesini ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât’ta "tahsîl" kavramının, dağınık olan şeyleri bir araya getirip sınıflandırmak ve içindeki "hâsıl"ı (özü) seçip ayırmak manasına geldiğini açıklar. Ayetteki "hussıle" fiilinin meçhul formda gelmesinin, bu ayrıştırma ve ortaya çıkarma işleminin kaçınılmaz ve ilahi bir müdahale ile gerçekleşeceğine işaret ettiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi tahlilinde, "hussıle"nin bir tasfiye ve süzme işlemi olduğunu, insanın gizli tuttuğu niyetlerin adeta bir elekten geçirilerek somut bir gerçeklik haline dönüştürülmesini betimlediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Cahiliye dönemindeki kullanımında "mahsul elde etmek" ve "hesaplamak" gibi anlamlarının bulunduğunu, ayette ise insanın iç dünyasındaki karmaşık düşüncelerin netleştirilip bir "sonuç" (hasıla) olarak ortaya konulmasını ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın ontolojik bir döküm ve yüzleşme anını temsil ettiğini, insanın saklı tuttuğu öznel hakikatinin nesnel bir belgeye dönüştürülme sürecini nitelediğini ifade eder.

        Sudûr (الصُّدُورِ)

        İbn Fâris, sad-dal-ra (s-d-r) kökünün temel manasının "bir şeyin ön tarafı, başı ve merkezi" olduğunu belirtir. İnsanın göğüs kısmına "sadr" denilmesinin sebebinin, vücudun en önünde ve merkezi konumda bulunması olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "sudûr" kelimesinin burada insanın iç dünyasını, sırlarını, niyetlerini ve iradesini barındıran "gönül" mekanını temsil ettiğini ifade eder. Kelimenin sadece fiziksel bir organı değil, insanın psikolojik derinliğini ve saklı düşüncelerinin kaynağını nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "sadr" (çoğulu sudûr) kavramının, insanın dış dünyaya kapalı olan ama ilahi bilgiye tamamen açık bulunan "mahrem alanı" olduğunu vurgular. Bu kelimenin, insanın en samimi ve gizli tarafını ifade etmek için seçilmiş teknik bir terim olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi "vicdan ve bilinçaltı" olarak yorumlayarak, insanın topluma göstermediği, sadece kendine sakladığı derin düşüncelerin ve niyetlerin bu mekânda saklandığını, ayetin bu gizliliği deşifre ettiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "sudûr" kelimesinin çoğul gelmesinin, her bir bireyin kendine has ve birbirinden farklı olan sayısız gizli niyetine ve içsel çeşitliliğine işaret ettiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, filolojik açıdan kelimenin "öncelik" manasına dikkat çekerek, her türlü amelin ve eylemin başlangıç noktasının (sadır) buralar olduğunu, dolayısıyla hesabın da bu başlangıç noktasından görüleceğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X