Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âdiyât Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âdiyât Sûresi, 9. Ayet

    اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Efelâ ya’lemu iżâ bu’śira mâ fî-lkubûr(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      9. "O bilmez mi ki kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman;"

      10. "Ve kalplerde gizlenenler ortaya konulduğu zaman;"


      O bilmez mi ki kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman. En doğrusunu Allah bilir ya, o şöyle buyuruyor: İnsan Rabb’inin kudretini, otoritesini, kendisini yaratmadaki hikmetini, onları kabirlerinden çıkarıp da tekrar dirilteceğini bilseydi ya! Ya da bilmez mi ifadesi kabirlerde bulunanlar diriltilip dışarı atıldığı zaman ve kalplerde gizlenenler ortaya konulduğu zaman bilir, anlamındadır.

      Buyuruyor ki: Gene o bilseydi ya Allah Teâlâ kalplerde olanları ayırır, açıklar ve orada olanı ortaya çıkarır. Ayrılmamış ve açıklanmamış bir halde öyle bırakmaz. Aksine ne var ne yok hepsi ayrılır ve açık hale getirilir. Şu âyette ifade edildiği gibi: “Bütün sırların ortaya dökülüp de insanın ne bir gücü ne de yardımcısının bulunacağı gün”’.

      Ve kalplerde gizlenenler ortaya konulduğu zaman. Bu İlâhî beyanda şöyle bir mânaya işaret vardır: Amellerin ortaya konuluşu, içtenliği ve karşılığında sevap ya da azabı hak etme işi tamamen kalplere ve niyetlere bağlı bir durumdur. Bizzat amellerin kendisi bu konuda yeterli değildir. Bunu ifade etmek üzere Allah Teâlâ: Ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman buyurmuştur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ya'lemu (يَعْلَمُ)

        İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde kelimenin kökü olan ayn-lam-mim (a-l-m) harflerinin temel anlamının "bir şeyi diğerinden ayıran iz, nişan ve alamet" olduğunu belirtir; ilmin de hakikati belirsizlikten ayıran zihni bir işaret olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât’ta ilmi, bir şeyi gerçekliğiyle ve mahiyetiyle kavramak olarak tanımlar; bunun yüzeysel bir bilgiden öte, kesin bir idrak seviyesini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki epistemolojik değerini inceleyerek, 'ilm'in insanın gelecekteki mutlak akıbetine dair sarsılmaz bir bilinç ve varoluşsal bir farkındalık hali olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki soru formunun muhatabı sarsıcı bir yüzleşmeye davet ettiğini, "bilme" eyleminin insanın inkar ettiği gerçekle karşılaşacağı anın kaçınılmazlığına işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sadece malumat sahibi olmayı değil, insanın kendi hakikatiyle kurduğu derin ve sorumlu bağı nitelediğini ifade eder.

        Bu'sira (بُعْثِرَ)

        İbn Fâris, be-ayn-se-re (b-'-s-r) harflerinden oluşan bu kökün, bir şeyi altüst etmek, içindekini dışarı çıkarmak ve karıştırmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin toprağın altındaki saklı unsurların yerinden sökülüp dışarı savrulmasını ifade ettiğini, özellikle kabirlerin yarılması ve ölülerin diriltilmesi bağlamında teknik bir anlam kazandığını kaydeder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki fonemlerin sertliğine dikkat çekerek, yerin sükunetinin aniden bozulup içindekilerin dışarı fırlatılmasındaki hızı ve sarsıntıyı yansıtan ses yansımalı (onomatopeik) bir nitelik taşıdığını savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi eskatolojik bir sahnede gizli olanın ifşası olarak görür; mevcut fiziksel düzenin altüst edilerek her türlü sırrın ve varlığın ortaya saçılmasını betimlediğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin surenin başındaki dinamik hareketle (atların koşusu ve tozun kalkması) tematik bir paralellik içinde olduğunu, yerin derinliklerinden gelen bu büyük hareketin surenin dramatik yapısını tamamladığını ifade eder.

        Kubûr (الْقُبُورِ)

        İbn Fâris, kef-be-re (k-b-r) kökünün temel manasının "örtmek, gizlemek ve saklamak" olduğunu, ölünün yer altına konulup üzerinin örtülmesi sebebiyle mezara "kabr" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kabrin ölünün muhafaza edildiği ve dünyadan gizlendiği yer olduğunu söyler; ayetteki çoğul kullanımın (kubûr) ise insanlığın tarih boyunca saklandığı tüm bu gizli mekanları temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sadece fiziksel mezarları değil, aynı zamanda insanın ölümden sonraki sessiz ve örtülü bekleme evresini imgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, filolojik açıdan "gizleme" kökünden gelen bu kelime ile "açığa çıkarma" anlamındaki "bu'sira" fiili arasındaki zıtlığın, kıyamet anındaki ifşa sürecini daha vurucu kıldığını nitelemektedir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kabrin geçiciliğine ve insanın oradan sökülüp alınacağı ana atıf yapılarak, maddenin geçiciliği ile ruhun ebedi sorumluluğu arasındaki ilişkinin bu kavram üzerinden kurgulandığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X