Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Âdiyât Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Âdiyât Sûresi, 8. Ayet

    وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-innehu lihubbi-lḣayri leşedîd(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O, mal sevgisine aşırı derecede kapılmıştır."

      Söz konusu edilen o insan mala karşı aşırı derecede tutkuludur. Allah Teâlâ infakta bulunmamak ve cömertçe harcamaya yanaşmamakta insanın cimriliğini ve elinin sıkılığını belirtti ve her insan da sözünü ettiğimiz gibi bu özellikte yaratıldı. Ne var ki mümin olan eğitimle kendi özünü bu doğal özelliğinden koparmaya çabalar, özel bir gayretin içine girer. Burada sözü edilen “hub” (حُبّ) kelimesi tercih sevgisi anlamındadır, yani kendisi için tercih eder demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Hubb (حُبّ)

        İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luğa’da kelimenin kökü olan ha-be-be (h-b-b) harflerinin iki temel anlama geldiğini belirtir; birincisi bir şeyin yerinde sabit kalması ve ayrılmaması (lüzum), ikincisi ise bitkilerin özü ve çekirdeği olan "hubb" (tane) kavramıdır. Sevginin "hubb" olarak adlandırılmasını, kalbin sevilen şeye sımsıkı bağlanması veya sevginin kalbin en derinindeki özü temsil etmesiyle açıklar. Râgıb el-İsfahânî, sevgiyi nefsin iyi ve yararlı gördüğü şeye meyletmesi olarak tanımlar; ayetteki kullanımın insanın dünya malına ve maddi çıkarlara olan aşırı tutkusunu, kalbin bu yöndeki sarsılmaz eğilimini ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında bu kelimenin sadece duygusal bir durumu değil, insanın iradesini ve tüm benliğini yönlendirdiği bir "merkezî ilgi"yi temsil ettiğini belirtir; bu ayetteki hubb kavramının, insanın ontolojik bir sapmayla malı en yüce değer haline getirmesini nitelediğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Cahiliye döneminden beri süregelen "şiddetli arzu" ve "ihtiras" anlamlarını taşıdığını, buradaki kullanımın insanın tabiatındaki açgözlülük ve doyumsuzluk psikolojisini vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, sevgiyi insanın varoluşsal bir yönelişi olarak görür ve buradaki kullanımın, insanın aşkın bir hakikat yerine geçici olan maddi değerlere kilitlenmiş halini betimlediğini belirtir.

        Hayr (خَيْر)

        İbn Fâris, ha-ye-ra (h-y-r) kökünün temelinde "tercih etmek, üstün tutmak" ve "iyilik" anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Ancak ayetteki bağlamda bu kelimenin, Arap dilinde "çok mal, servet ve at" gibi değerli mülkleri ifade etmek üzere kullanılan teknik bir terim haline geldiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "hayr"ın akıl, adalet ve fazilet gibi her insanın arzuladığı genel bir iyiliği temsil ettiğini, fakat Kur'an'ın bu ayetinde özellikle "dünya malı" (maddi menfaat) anlamında kullanıldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerindeki kökleriyle bağını kabul etmekle birlikte, Kur'anî kullanımda "hayr"ın Bedevi hayatının en temel "iyisi" olan serveti ve develeri niteleyen sosyo-ekonomik bir terim olarak yerleştiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel-eleştirel açıdan "hayr" kelimesinin o dönemin zihin dünyasında doğrudan "bolluk ve zenginlik" ile özdeşleştiğini, ayetin bu yaygın kullanımı kullanarak insanın servet biriktirme hırsına ironik bir atıfta bulunduğunu savunur. Angelika Neuwirth, kelimenin "iyilik" anlamıyla "mal" anlamı arasındaki gerilime dikkat çekerek, Kur'an'ın burada insanın maddi zenginliği "tek gerçek iyi" olarak görmesini eleştirdiğini ve bu kavramsal kaymayı edebi bir dille yansıttığını belirtir. Toshihiko Izutsu, "hayr" kavramının semantik değerinin Kur'an'da ahlaki bir boyuta evrildiğini, ancak bu ayette insanın sübjektif "iyilik" anlayışını temsil ettiğini vurgular.

        Şedid (شَدِيد)

        İbn Fâris, şin-dal-dal (ş-d-d) kökünün "bağlamak, sıkıştırmak, sertleşmek ve güçlenmek" manalarına geldiğini belirtir; "şedd" eyleminin bir şeyi dağılmayacak şekilde sımsıkı düğümlemek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem fiziksel sertliği hem de karakterdeki katılığını ifade ettiğini, ayetteki kullanımın iki yöne de işaret edebileceğini söyler: Ya insanın mal sevgisi konusunda çok "şiddetli" olması ya da elindeki malı bırakmama hususunda "cimri ve eli sıkı" olmasıdır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "fâîl" kalıbında gelerek bir niteliğin kalıcılığını bildirdiğini, insanın mal hırsı karşısındaki tavrının esneklikten uzak, körü körüne bir bağlanma ve katı bir tutku olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "şedîd" kelimesinin bu bağlamda "aşırı derecede düşkün" ve "cimri" anlamlarını eş zamanlı olarak barındırdığını, insanın dünya malını sahiplenirken takındığı o amansız ve sert tavrı betimlediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin insanın psikolojik yapısındaki bir "düğüm" ve "takıntı" halini simgelediğini, bu sertliğin insanın hakikate karşı olan kapalılığını da pekiştirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, filolojik tahlilinde kelimenin kökündeki "kuvvet" ve "sıkılık" anlamlarından yola çıkarak, insanın mal sevgisinin geçici bir heves değil, karakterine sımsıkı düğümlenmiş sert bir davranış kalıbı olduğunu açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X