وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âdiyât Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
"Şüphesiz buna kendisi de şahittir;"
Bazıları dediler ki: Bu insan var ya dünyada yaptıklarına âhirette tümden şahitlik eder, yani onlara tanıklık eder ve her birini bilir. Şu ilâhî beyanda ifade edildiği gibi: “Artık insan, mazeretlerini sayıp dökse de kendine kendisi tanıktır”. Bazıları şöyle dedi: Cimrilik ve harcamadan kaçınarak pintilik eden o insan elbette tanıktır; yani malını korumayı ve onların sayımını yapmayı bizzat kendi üstüne alır da bir başkasına güvenmez. Bazıları da şöyle dedi: “İnnehû” (إِنَّهُ), yani Allah Teâlâ “alâ zâlike leşehîd” (عَلَىٰ ذَٰلِكَ لَشَهِيدٌ) yani onun sayımını yapan ve koruyan olarak ilim sahibidir. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş”.
Yorumu Yorumla
-
Şehid (شهيد)
İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luğa’da şin-he-dal (ş-h-d) kökünün temel anlamının "huzur" (bir yerde bulunmak), "ilim" ve "açıklık" olduğunu belirtir. Bu kökün, gizliliğin ve gaybın zıttı olarak, bir şeyin bizzat yanında bulunarak ona vakıf olmayı ve bu bilgiyi beyan etmeyi temsil ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât’ta "şehîd" kelimesinin hem görme duyusuyla hem de akli bir kavrayışla (basiret) bir gerçeğe tanıklık etmek anlamına geldiğini ifade eder. Kelimenin "fâîl" kalıbında mübalağa ifade ettiğini, bu bağlamda ya Allah'ın kulunun her haline şahitliğini ya da insanın kendi nankörlüğüne dair kaçınılmaz ve kesin olan öz-tanıklığını nitelediğini belirtir. Christoph Luxenberg, kelimenin arka planında Aramice/Süryanice "sahdâ" (tanık, tasdik eden) kavramının bulunduğunu ve bu terimin hakikati onaylayan, sarsılmaz bir bilgiye sahip olan kişi anlamında kullanıldığını savunur. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik yapısında "kesin bilgi" ve "açıklık" unsurlarının baskın olduğunu, Kur'an'da bu kavramın ontolojik bir kesinlik kazandığını ve şahitliğin gizlenemez bir hakikatin ortaya çıkışı (tecelli) olarak kurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevini "itiraf" ve "tespit" bağlamında ele alır; insanın kendi nankör karakterine dair bilincinin, inkar edilemez bir kanıt (şahitlik) olarak sunulduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki "î" sesinin süreklilik bildirdiğini, bu şahitliğin anlık bir durum değil, varlığın derinliklerine işlemiş kalıcı bir bilinç hali olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, şahitlik kavramının sadece dille bir şeyi söylemek değil, bizzat o durumun içinde bulunarak gerçeği yaşamak ve onu sarsılmaz bir kesinlikle temsil etmek anlamına geldiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla