اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âdiyât Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
"İnsan, Rabb’ine karşı pek nankördür."
Yeminin cevabı olmak üzere insan Rabb’ine karşı pek nankördür meâlindeki âyet gelmiştir. Yani insan Rabb’inin nimetlerine karşı çok nankördür ve onlara karşı şükretmek nedir bilmemektedir. Şöyle ki: İnsan devamlı olarak başına gelen musibetleri, ömründe karşılaştığı sıkıntıları anlatır durur, buna mukabil Allah’ın kendisine lütuf ve ihsanda bulunduğu nimetlerin tümünü unutur ve onların bir göz açıp kapayıncaya kadar zamanda bile kendi sinden ayrılmayacağını sanır. İşte bunun içindir ki Hasan-ı Basrî şöyle dedi: “Kenûd” (كَنُود) belâları sayıp döken ve fakat nimetleri hiç anmayan kimsedir. Denildi ki: “Kenûd”, infak etmekte pinti, cimri, eli sıkı olan kimsedir. Her insanın özelliğinin bu olması gerekir. Lâkin mümin, Allah’ın nimetlerine karşı şükretmek için kendini zorlar ve bu konuda çaba sarf eder. Belâ ve musibetler karşısında sabır ve tahammül gösterir. Şu İlâhî beyanlarda belirtildiği gibi: “Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır”; “İnsan, aceleci olarak yaratılmıştır’’. Her insan böyledir. Sonra “musallîn”, yani namaz kılanlar bundan istisna edilmiştir ki onlar da müminlerdir. Yani her insan böyle bir tabiatta yaratıldı ve doğası öyle oldu. Ancak mümin olan kişi, üzerinde yaratılmış olduğu bu tabiattan ve diğer doğal yatkınlıklardan kendisini uzaklaştırmak için zorlar. Bu aynen hayvanların ve yırtıcıların doğasının, insandan kaçıp uzaklaşmak olması (vahşilik) gibidir. Sonra alıştırma ve eğitimle vahşilikten kurtulup evcilleşirler, yanlarında kalma ve çağrıldığında cevap verme özelliğini kazanırlar.
Yorumu Yorumla
-
İnsan (الإنسان)
İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luğa adlı eserinde kelimenin kökenine dair iki temel görüşü ele alır; birincisi evcilleşmek, cana yakın olmak ve alışmak anlamına gelen u-n-s (u-n-s) kökü, ikincisi ise unutmak manasına gelen n-s-y (n-s-y) köküdür. İnsanın her iki özelliği de doğasında taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât’ta kelimenin u-n-s (u-n-s) kökünden geldiğini, zira insanın diğer canlıların aksine tek başına yaşayamayan, sosyal bir varlık olarak başkalarıyla ünsiyet kurmaya ihtiyaç duyduğunu vurgular. Bazı dilcilerin kelimeyi unutkanlığı sebebiyle n-s-y (n-s-y) ile de ilişkilendirdiğini ekler. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında kelimenin kökenini arkaik Sami dillerine dayandırır ve Arapça'nın bu kelimeyi çok eski dönemlerden itibaren "beşer" ve "kişi" kavramlarını karşılamak üzere bünyesinde barındırdığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kavramın antropolojik boyutuna dikkat çekerek, insanın sadece biyolojik bir varlık olmadığını, bilinci ve manevi sorumluluğuyla "insan" vasfını kazandığını, ayetteki bağlamda ise bu yüce vasfına rağmen nankörlük potansiyeli taşıyan bir varlık olarak sunulduğunu belirtir.
Kenud (كنود)
İbn Fâris, k-n-d (k-n-d) harflerinin temel olarak "kesmek" ve "engellemek" manasına geldiğini ifade eder; "el-kendu" ifadesinin nimetin kesilmesini, "el-kenud"un ise nimeti ve iyiliği reddeden, nankörlük eden kimseyi tanımladığını kaydeder. Ayrıca hiçbir şey bitirmeyen, bereketsiz ve çorak topraklara da "araz-i kenud" denildiğini belirterek insanın verimsiz nankörlüğünü bu imgeyle birleştirir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi nimeti gizlemek ve inkar etmek olarak tanımlar; "kanud"un sadece nankörlük eden değil, başına gelen musibetleri sayıp dökerek kendisine verilen sayısız nimeti unutan ve örten kişi olduğunu detaylandırır. Arthur Jeffery, kelimenin Güney Arapçası (Saba/Himyari) kökenli olabileceğine dair dilbilimsel tartışmaları aktarır ve kelimenin o bölge lehçelerinde "nankör" ve "cimri" anlamlarını güçlü bir şekilde taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, kavramın semantik yapısını "küfür" (inkar) kavramıyla ilişkili olarak inceler; "kanud"un insanın Allah'ın yardımı ve lütfu altındayken bile bu yardımı görmezden gelme eğilimini ifade eden spesifik bir nankörlük türü olduğunu vurgular. Celaleddin el-Suyuti, İbn Abbas gibi erken dönem müfessirlerin görüşlerini naklederek, "kanud"un bazı kabile lehçelerinde "yalnız başına yiyen, hizmetçisini döven ve ikramı engelleyen" kimse olarak tarif edildiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap edebiyatındaki ve tarihsel bağlamdaki yerini ele alarak, insanın fıtri olarak bencilce bir tutumla elindeki imkanları kendine mal etme ve kaynağını (Rabbini) unutma psikolojisini en sert şekilde niteleyen bir ifade olduğunu savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ayet içindeki konumuna dikkat çekerek, burada kullanılan "lam" harfinin (lakanud) pekiştirme amacı güttüğünü ve insanın nankörlüğünün ne kadar katı ve kökleşmiş bir karakter özelliği olduğunu gösterdiğini filolojik verilerle açıklar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla