فَالْمُـورِيَاتِ قَـدْحاًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Âdiyât Sûresi, 2. Ayet
Daralt
X
-
"Sonra çakarak kıvılcım saçanlara;"
Bu ilâhî beyan, yukarıdaki gibi anlaşılır. Yani devenin seyri ve koşması sırasında taşın taşa çarpması sonucunda ateş çıkar. At olması halinde belirttiğimiz gibi onun toynaklarının şiddetle taşa çarpması sonucu etrafa kıvılcım saçar.
Yorumu Yorumla
-
Mûriyât (الموريات)
İbn Fâris, Mu'cem Mekâyîsi'l-Luğa eserinde kelimenin kökünü v-r-y (v-r-y) harfleriyle açıklar. Bu kökün temel anlamının "bir şeyin gizliyken ortaya çıkması" veya "ateşin tutuşturulması" olduğunu belirtir. "Evra el-zand" (çakmak taşından ateş çıkardı) ifadesinden hareketle, ayetteki kelimenin hızlı koşan atların nallarını sert zemine vurarak kıvılcım çıkarmasını ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât sözlüğünde v-r-y (v-r-y) kökünün "vera" (ateşin taşta gizli olması) kelimesine dayandığını, "mûriyât" kelimesinin ise bu ateşi bir sürtünme veya darbe ile dışarı çıkaran, parlatan anlamında kullanıldığını söyler. Savaş atlarının gece karanlığında nallarıyla kıvılcım saçmasını bu kavramsal çerçevede değerlendirir. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı çalışmasında kelimenin özgün Arapça kökenli olduğunu ve kadim Samice dillerindeki "ateş yakmak" eylemiyle semantik bir paralellik taşıdığını teyit eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi Cahiliye dönemi akın (gazve) kültürü bağlamında ele alır; şafak vakti düzenlenen baskınlarda atların nallarından çıkan kıvılcımların düşman üzerinde yarattığı psikolojik baskıyı ve saldırının hızını imgelediğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin görsel bir mucize sunduğunu, karanlığı delen kıvılcımların surenin başındaki devinimle birleşerek işitsel boyuttan (dabh) görsel boyuta (mûriyât) geçiş yaptığını vurgular. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin yemin üslubu içinde kelimeyi analiz ederken, "mûriyât" lafzının hem askeri bir gerçekliği hem de semavi bir parıltıyı temsil eden fonetik bir ihtişama sahip olduğunu ifade eder.
Kadhan (قدحًا)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan k-d-h (k-d-h) harflerinin "bir şeyi bir şeye vurmak", "oymak" veya "çıkarmak" anlamına geldiğini belirtir. Özellikle iki nesnenin birbirine şiddetle çarpması sonucu ateşin ortaya çıkması eyleminin (قدح النار) bu kökün merkezinde yer aldığını kaydeder. Ayetteki kullanımıyla, vuruşun şiddetini ve o vuruştan doğan sonucu niteler. Râgıb el-İsfahânî, "kadh" eyleminin demirin taşa veya iki sert cismin birbirine çarpmasıyla ateş çıkarma işi olduğunu ifade eder; kelimenin bu fiziksel çarpışma anındaki sertliği ve hızı doğrudan yansıttığını söyler. Toshihiko Izutsu, kelimenin semantik alanını incelerken bunun Bedevi hayatındaki somut bir eylemden (atın nalının kayaya çarpması) alındığını ancak Kur'an'da dini bir yemin formuna sokularak "mutlak bir etki" ve "parlayış" manası kazandığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sadece fiziksel bir sürtünmeyi değil, aynı zamanda gizli bir gücün darbe yoluyla açığa çıkışını simgelediğini, bu vuruşun (kadh) surenin genelindeki dinamizmle bütünleştiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin "vuruş" ve "kıvılcım sıçratma" manasını tefsirlerdeki filolojik verilerle temellendirerek, bu ifadenin atların çevikliğini ve zeminin mukavemetini betimleyen güçlü bir edebî tasvir (mef'ul-ü mutlak) olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla