لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِه۪ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zümer Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hüsran, takva, zümer 16, ihlaslı din, cehennem gölgeleri, zümer suresi 16. ayet, zümer suresi, allah, ibadet
-
“Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak. Allah kullarını bununla korkutup uyarıyor. Ey kullarım! Bana karşı gelmekten sakının!”
Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak. Altlarındaki ateş tabakasını ifade için, gölgeler anlamına gelen "zulel” (ظلل) kelimesinin değil, döşek anlamına gelen “mihâd” (مهاد) kelimesinin kullanılması gerekirdi. Tıpkı şu İlâhî beyanda belirtildiği gibi: “Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerine de örtüler vardır”. İbn Mesûd’un (r.a.) mushafında âyet bu şekildedir: Onların altlarında cehennemden bir döşek, üstlerinde de örtüler vardır. Allah kullarını bununla korkutup uyarıyor. En doğrusunu Allah bilir. Ancak buradaki “zulel” kelimesinin, onların altında bulunan kimseler için gölgedir, üstte olanlar için de döşektir mânasına gelmesi de mümkündür, onların altında kimse olmadığı için de onlara döşek olması söz konusu değildir. En doğrusunu Allah bilir ya, cehennem alt alta tabakalar halindedir, söylediğimiz gibi her tabaka, altta olan için gölge, üstte olanlar için de döşektir.
Allah kullarını bununla korkutup uyarıyor. Yani Allah bahsettiği o gölgelerden kullarını korkutup uyarıyor. Yahut Allah, Kur’an’da belirtilmiş olduğu o tehlikelerden kullarını korkutup uyarıyor. Ey kullarım! Bana karşı gelmekten sakının! Allah’ın öfkesinden ve intikamından sakının! Yahut Allah’a muhalefetten sakının! Veyahut helâk edici şeylerden sakının!
Yorumu Yorumla
-
Lehum (لَهُمْ)
İbn Fâris, tahsis, aidiyet ve mülkiyet bildiren "lâm" (le) edatı ile üçüncü çoğul şahıs "hum" (onlara) zamirinin birleşimi olduğunu belirtir. Başa alınarak "Sadece onlar için vardır / Onlara tahsis edilmiştir" (lehum) şeklindeki bu kullanımın, söz konusu korkunç akıbetin (azabın) rastgele bir doğa olayı değil, doğrudan o inatçı inkarcılara ve hüsrana uğrayanlara "özel olarak hazırlanmış, tahsis edilmiş" sarsılmaz bir ceza mülkiyeti olduğunu nitelediğini kaydeder.
Min (مِنْ)
İbn Fâris, ayrılma, başlangıç noktası ve yön bildiren "den/dan" anlamındaki edattır. Azabın faili saracağı o devasa uzamsal yönlerin (koordinatların) başlangıcını işaret eder.
Fevkıhim (فَوْقِهِمْ)
İbn Fâris, "f-v-k" kökünün sözlükte "bir şeyin en üst kısmı, yukarısı, yücelmek, üstün gelmek ve taşkınlık" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Fevkıhim" (onların üstlerinden) zarfının; insanın normal şartlarda güvenlik, gökyüzü veya ferahlık beklediği o dikey (üst) boyutun, mutlak bir azap menfezine dönüşmesini nitelediğini belirtir.
Dücane Cündioğlu, dildeki bu üst/tepe (fevk) yönelimini ontolojik bir ezilme olarak okur. Yeryüzündeyken kibirlenip başkalarına "yukarıdan" (fevkten) bakanların, ahirette tam da o güvendikleri "üst/yüksek" boyuttan inen devasa bir kütleyle (azapla) preslenip ezilmelerindeki o sarsıcı teolojik kısası (adaleti) ifade eder.
Zulelun (ظُلَلٌ)
İbn Fâris, "z-l-l" kökünün sözlükte "güneşin ısısından koruyan gölge, bir şeyi örten sayvan, bulut kümesi, sürekli devam eden şey ve karanlık" anlamlarına geldiğini tespit eder. Zulla kelimesinin çoğulu olan "zulel" (gölgelikler / katmanlar / kalın örtüler) isminin; failin üzerine tabaka tabaka çöken, hiçbir ışık sızdırmayan o devasa ve boğucu kütleleri nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, zıll/zulle (gölge) kavramının Kur'an'daki bu kullanımının muazzam bir ironi (tehakküm) barındırdığını söyler. Normalde insanın sıcaktan korunmak ve ferahlamak için sığındığı "gölgelik" (zulle) kavramının; burada cehennemliklerin üzerine çöken o kahredici ateş tabakaları için kullanılarak, sığınağın bizzat azabın kendisine dönüştüğü o mutlak çaresizliği vurguladığını belirtir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sisteminde bu kelimeyi felsefi bir "tersyüz etme" (semantic shock) tekniği olarak inceler. Çöl ikliminde yaşayan bedevi aklın en büyük hayalinin serin bir "gölge" (zulle) olduğunu; Kur'an'ın müşriklere "Sizin için de gölgelikler (zulel) var" dedikten hemen sonra bu gölgelerin "ateşten" olduğunu beyan ederek, insanın psikolojik beklentilerini ve umutlarını sarsılmaz bir teolojik dehşete çevirdiğini tespit eder.
Mine'n-Nâri (مِنَ النَّارِ)
İbn Fâris, açıklama bildiren "min" (den/dan) edatı ile "n-v-r" kökünün birleşimidir. N-v-r kökünün sözlükte "ışık saçmak, aydınlatmak, yakıcı ısı ve ateş" anlamlarına geldiğini tespit eder. O katman katman inen gölgeliklerin (zulel) serinletici bir bulut değil, doğrudan "ateşten" (en-nâr) dokunmuş saf, yakıcı ve yok edici plazma kütleleri olduğunu niteleyerek o semantik şoku mühürlediğini belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin monoteistik Ortadoğu dillerindeki etimolojik serüvenini inceler. Arapçadaki "nâr" (ateş) kavramının Süryanice ve Aramicedeki "Nura" (ateş/cehennem) kelimesiyle doğrudan akraba olduğunu; Kur'an'ın bu kelimeyi paganlara karşı o mutlak, nihai ve arındırıcı kozmik cezayı (eskatolojik infazı) tanımlamak için evrensel bir teolojik mühür olarak kullandığını tartışır.
Ve Min (وَمِنْ)
İbn Fâris, atıf "ve" bağlacı ile yön/ayrılma edatı "min"in tekrarıdır. Azabın sadece tek bir boyuttan gelmediğini, ikinci büyük uzamsal yöne geçiş yapıldığını kaydeder.
Tahtihim (تَحْتِهِمْ)
İbn Fâris, "t-h-t" kökünün sözlükte "bir şeyin alt kısmı, temeli, aşağısı ve üstün (fevk) mutlak zıddı" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Tahtihim" (onların altlarından) zarfının; insanın üzerinde sağlamca durduğunu, adım attığını zannettiği o yatay zeminin (tabanın) çökerek mutlak bir azap kaynağına dönüşmesini nitelediğini belirtir.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, azabın hem üstten (fevk) hem alttan (taht) gelmesi tasvirini ontolojik bir "ihata" (mutlak kuşatılmışlık) olarak okur. "Üstlerinden ateşten gölgelikler, altlarından da (ateşten) gölgelikler..." formülünün; cehennemdeki azabın kaçılabilecek, savunma yapılabilecek veya kenara çekilip sığınılabilecek bir yöne sahip olmadığını; insanın tüm varoluşsal koordinatlarının üç boyutlu bir yıkımla, tıpkı bir pres makinesi gibi her yönden kapatıldığını ifade eder.
Zulelun (ظُلَلٌ)
İbn Fâris, "gölgelikler / katmanlar" kelimesinin tekrarıdır. Alttan gelen ateşin de tekdüze bir zemin değil, faili aşağıdan da katman katman saran o devasa ateş yığınları olduğunu yineler.
Zâlike (ذَٰلِكَ)
İbn Fâris, uzaklık ve şiddet bildiren işaret zamiri "zâ", "l" harfi ve muhatap bildiren "ke" harfinin birleşimidir. "İşte bu / İşte şu an anlatılan o dehşet" (zâlike) kelimesinin, az önce zihinlerde canlandırılan o altlı üstlü ateş presini (ihata tablosunu) işaret ederek, onu sarsılmaz bir teolojik tehdit nesnesi olarak aklın tam merkezine sabitlediğini belirtir.
Yuhavvifu (يُخَوِّفُ)
İbn Fâris, "h-v-f" kökünün sözlükte "bir zararın geleceğini beklemek, endişe etmek, güvenliğin (emn) mutlak zıddı olarak korkmak ve sakınmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. Tef'il babındaki muzari fiil formunda olan "yuhavvifu" (korkutuyor / sakındırıyor) eyleminin; bu azap tasvirinin salt bir eziyet fantezisi olmadığını, kâinatın sahibinin insanı ontolojik bir felaketten korumak için ona "aktif ve şuurlu bir korku" (teyakkuz) aşılamasını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, havf (korku) kavramının ve if'al/tef'il formunun terbiye edici (pedagojik) boyutunu inceler. "Allah bununla korkutur" beyanının; kâinatın Yaratıcısının sadist bir öfkeyle değil, bilakis yeryüzündeki kullarının ateşe düşmesini istemediği için, o dehşetli gerçeği henüz yaşanmadan önce (dünyadayken) tasvir ederek onları "uyandırma, uyarma ve koruma" eylemi (rahmetin sert bir tezahürü) olduğunu söyler.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiili teolojik bir ahlak felsefesi olarak değerlendirir. "İşte Allah bununla korkutuyor" (zâlike yuhavvifu'llâhu) fermanının; insanın doğası gereği sadece soyut sevgiyle veya felsefi öğütlerle yola gelmeyen (kibre meyilli) bir varlık olduğunu; dinin, ahlaki dengeyi ve tevhidi korumak için ontolojik bir "korkutma / yaptırım" (havf) mekanizması kullanmasının insan fıtratıyla mutlak bir uyum (pedagoji) arz ettiğini ifade eder. Korku, kibrin en etkili panzehiridir.
Allâhu (اللَّهُ)
İbn Fâris, varlığı zorunlu olan, mutlak otorite ve kâinatın tek yaratıcısının has ismidir. O korkutma eyleminin (yuhavvifu) faili olarak, tehdidin boş bir efsane değil, doğrudan evrenin yöneticisinden gelen sarsılmaz bir yasa olduğunu mühürler.
Bihî (بِهِ)
İbn Fâris, vasıta/durum bildiren "bi" (ile) edatı ve "hî" (onunla) zamirinin birleşimidir. O korkutma aletine; yani az önce anlatılan üstten ve alttan gelen o devasa "ateş gölgeliklerine" (zulelun mine'n-nâr) kilitlenerek eylemin aracını sabitler.
Ibâdehu (عِبَادَهُ)
İbn Fâris, "a-b-d" kökünün sözlükte "boyun eğmek, zelil olmak, itaat etmek ve ram olmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Abd" kelimesinin çoğulu olan "ibâd" (kullar) ile "hu" (O'nun) zamirinin birleşimidir. "Kullarını" (ibâdehu) kelimesinin; inanan veya inkar eden tüm insanların, ontolojik olarak Allah'ın mülkiyetinde ve yönetimi altında olan zayıf failler olduğunu nitelediğini belirtir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "ibadet ve kulluk" anlamındaki a-b-d kökünden türediğini; İslam teolojisinde Allah'ın cehennem azabıyla "kullarını" (ibâdehu) korkutmasının, efendinin kölesini değil, Yaratıcının kendi eserini (mahlukatını) koruma güdüsüyle yaptığı evrensel bir uyarı ve şefkat (tevbih) prensibi olduğunu aktarır.
Yâ (يَا)
İbn Fâris, uzakta olanı, dalgın olanı veya gaflet içindekini çağırmak, uyandırmak ve en kritik son fermanı iletmek için kullanılan mutlak seslenme (nida) edatıdır.
Ibâdi (عِبَادِ)
İbn Fâris, "a-b-d" kökünden türeyen "kullar" kelimesinin (esre ile kısaltılmış/gizlenmiş) mütekellim "î" (benim) zamiriyle birleşimidir. "Ey benim kullarım!" (yâ ibâdi) nidasının; o ateşli korkutmanın ardından gelen o muazzam, sıcak ve şefkatli "aidiyet ve sahiplenme" bildirimini nitelediğini belirtir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu nidayı ontolojik bir şefkat sarmalı olarak okur. Ayetin başındaki o dehşetli cehennem presinin (zulel) ve "Allah kullarını korkutur" tehdidinin hemen peşinden; kâinatın sahibinin "Ey kullarım!" (Ey bana ait olanlar!) diyerek seslenmesinin; ilahi azametin ardında yatan o devasa şefkati (rahmeti) deşifre ettiğini; Allah'ın kullarını cehenneme atmak için değil, onları oradan kurtarıp kendi merhametine (aidiyetine) çekmek için korkuttuğunu ifade eder.
Fettekûni (فَاتَّقُونِ)
İbn Fâris, nedensellik bildiren "fa" (o halde/öyleyse) bağlacı, "v-k-y" kökünden türeyen iftial babında emir kipi (ittekû), "nûn-ı vikaye" (koruyucu nûn) ve esre ile kısaltılmış/düşmüş olan "î" (benden) mütekellim zamirinin birleşimidir. V-k-y kökünün sözlükte "bir şeyi zararlara, tehlikelere ve azaba karşı korumak, kalkan edinmek ve sakınmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. "Öyleyse benden sakının / bana karşı takva sahibi olun" (fettekûni) eyleminin; kulların, o tasvir edilen ateşten korunabilmesi için, ilahi azamete karşı sarsılmaz, şuurlu ve ahlaki bir "koruyucu zırh / itaatsizlikten çekinme" eylemini derhal kuşanmalarını nitelediğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, takva (v-k-y) kavramının salt bir "korkup kaçma" (havf) olmadığını; aksine sevilen ve saygı duyulan bir otoritenin çizdiği sınırları ihlal etmekten özenle kaçınarak, o yasalara "sığınmak/kalkan yapmak" olduğunu söyler. "Benden sakının" (fettekûni) emrinin, azaptan korunmanın yegâne yolunun o azabın sahibine isyan etmeyi bırakıp, O'nun ahlaki yasalarını (tevhidi) kendisine "kalkan" (vikaye) yapmak olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde takva kelimesini bu kapanış bağlamında felsefi bir zirve olarak değerlendirir. "O halde bana karşı takva sahibi olun" fermanının; müşriklerin kendi ürettikleri sahte putlarla (endâd ile) aradıkları o kof güvenliğe karşı; insanın evrendeki yegâne hakiki güvenliğini (selametini), sadece "Kâinatın Sahibinden (ve O'nun adaletinden) sakınarak/korkarak" elde edebileceği o eşsiz Kur'ani diyalektiği (Eschatological fear leading to ethical piety) inşa ettiğini tespit eder. Allah'ın azabından, yine Allah'ın rızasına ve şefkatine sığınılır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla