Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zümer Sûresi, 1. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zümer Sûresi, 1. Ayet

    تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Tenzîlu-lkitâbi mina(A)llâhi-l’azîzi-lhakîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan Allah’ın katındandır.”

      Esmâ-i Hüsnâ’dan Azîz ve Hakîm İsimleri

      En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak şunu söylemektedir: Resûlümüz Muhammed aleyhisselâmın okuduğu ve sizi davet ettiği bu kitap, Allah katından indirilmiştir. Nitekim başka bir âyette de şunu söylemektedir: “Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabb’i tarafından indirilmiştir”. En doğrusunu Allah bilir ya, Kur’ân’ın indirilişi ifadesinin hemen arkasından Azîz ve Hakîm olan Allah katından ibaresinin gelmesinin anlamı şudur: Muhammed aleyhisselâm sizi kitaba uymaya ve itaate davet etmektedir; maksadı Allaha itaat etmekle sizi zillete düşürmek değil, sizin izzete ve şerefe ermenizdir yahut hayat düzenindeki zayıflığınızdan dolayı size yardım etmeyi istemektedir. Çünkü o bizâtihî Azîz’dir ve hikmet sahibidir, onda hata ve yönetiminde zâfiyet asla söz konusu değildir. O’nun size verdiği emir ve yasakları, ancak sizin kazanmanız ve yararlanmanız için vermektedir. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah bizâtihî Azîz’dir, her şeyden müstağnidir ve zatıyla hikmet sahibidir. Bazıları şöyle dedi; Azîz, hiçbir şeyin kendisini aciz bırakamadığı kimse demektir; Hakîm ise, düzenleme ve idaresinde asla hata ve kusur bulunmayan kimse demektir. Bazıları ise şöyle demiştir: Allah Azîz’dir, çünkü O’nun dışında azîz olan herkes, O’nun izzeti yanında zelil haline gelir. O’ndan başka her azîzin izzeti, O’nun izzeti yanında zelil sayılır. Hakîm işinde, yönetim ve idaresinde isabet eden demektir. Hakîm’le ilgili olarak şöyle de söylendi: Her şeyi ait olduğu yere koyandır. Bazı müfessirler şöyle demiştir: Azîz engelleyen, mani olan demektir; engel olan da yaratılanların bütün tuzaklarına mani olan ve onların zarar verici hilelerini engelleyen anlamına gelir. Biz bu hususu, çeşitli yerlerde belirtmiştik. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tenzîlu (تَنْز۪يلُ)

        İbn Fâris, "n-z-l" kökünün sözlükte "yüksek bir yerden aşağıya doğru inmek, konaklamak ve bir yere yerleşmek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Tef'il babındaki masdar formunda olan "tenzîl" kelimesinin; bir şeyin toptan ve bir anda değil, dura dura, parça parça, belirli bir amaca ve düzene göre (tedricî olarak) yukarıdan aşağıya doğru indirilmesini nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, "inzâl" (bir anda indirme) ile "tenzîl" (peyderpey indirme) kavramları arasındaki o hassas anlamsal farkı inceler. Kur'an bağlamında "tenzîl" kelimesinin, ilahi mesajın insan aklının kavrayış kapasitesine, toplumsal olayların akışına ve ihtiyaçlara göre yirmi üç yıllık bir zaman dilimine yayılarak, adeta ilmek ilmek yeryüzüne "indirilmesini ve yerleştirilmesini" ifade ettiğini söyler.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında ve vahiy psikolojisinde "tenzîl" mefhumunu ontolojik bir iletişim modeli olarak okur. Bu kelimenin, aşkın (müteâl) ve mutlak olan ilahi boyut (yukarısı) ile fani ve sınırlı olan beşeri boyut (aşağısı) arasındaki o devasa ontolojik uçurumun, bizzat Allah'ın kendi kelamını "aşağıya indirmesiyle" (tenzîl) aşıldığını; vahyin sıradan bir ilham değil, dikey bir kozmik müdahale olduğunu tespit eder.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimeyi epistemolojik bir otorite inşası olarak değerlendirir. Surenin (veya kitabın) "Tenzîl" diyerek başlamasının; bu metnin Muhammed'in kendi içsel düşüncelerinin (sübjektif aklının) bir ürünü olmadığını, aksine tamamen dışsal, mutlak ve aşkın bir makamdan (Allah'tan) yeryüzüne "indirilmiş" nesnel ve bağlayıcı bir ferman olduğunu ilan eden en keskin ilahi aidiyet vurgusu olduğunu ifade eder.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin "yukarıdan aşağı inmek" anlamındaki n-z-l kökünden türediğini; İslami literatürde "Tenzîl" kavramının doğrudan Kur'an'ın özel isimlerinden biri haline geldiğini ve ilahi kelamın Levh-i Mahfuz'dan peygamberin kalbine Cebrail vasıtasıyla parça parça ulaştırılması (vahiy) eylemini anlatan en temel akaid terimi olduğunu aktarır.

        el-Kitâbi (الْكِتَابِ)

        İbn Fâris, "k-t-b" kökünün sözlükte "iki şeyi birbirine dikmek, bağlamak, bir araya toplamak, cem etmek ve harfleri/kelimeleri yan yana dizip yazmak" anlamlarına geldiğini tespit eder. El-Kitab kelimesinin, darmadağınık sözlerin (vahyin parçalarının) uçup gitmesin diye bir araya getirilip sabitlendiği, sınırları çizilmiş ve mühürlenmiş o mutlak ilahi yasa/metin bütününü nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, kitap kavramının sadece kağıt ve mürekkepten oluşan fiziksel bir nesne olmadığını; Allah'ın kullarına farz kıldığı, cem ettiği (bir araya getirdiği) ve toplumun uyması zorunlu olan o kesin hukuki, ahlaki ve teolojik hükümler bütünü olduğunu söyler. İndirilen şeyin sıradan bir söz (kavl) değil, "Kitap" olmasının, onun sarsılmaz bağlayıcılığını vurguladığını belirtir.

        Arthur Jeffery, kelimenin monoteistik Ortadoğu geleneğindeki etimolojik ve kültürel kökenini inceler. Arapçadaki "kitab" kelimesinin Süryanice/Aramicedeki "kthabha" (Kutsal Metin/Yazgı) kavramıyla doğrudan akraba olduğunu; Kur'an'ın kendini "el-Kitab" olarak isimlendirmesinin, o dönemin (Geç Antik Çağ) Yahudi ve Hristiyan teolojisindeki köklü "Kutsal Yazı" (Scripture) otoritesi geleneğinin içine kendini sarsılmaz bir şekilde yerleştirme ve meşrulaştırma eylemi olduğunu tartışır.

        Dücane Cündioğlu, dildeki bu "yazı/kitap" (k-t-b) mefhumunu varoluşsal ve felsefi bir nesneleşme olarak okur. Arapların o uçucu, şifahi (sözlü) ve kuralsız pagan kültürüne karşı; ilahi iradenin (vahyin) kendisini "Kitap" (yazılı ve sabit bir kanun) formunda indirmesinin muazzam bir epistemolojik devrim olduğunu; Kitab'ın, ilahi sözün tarihe demir atarak nesnelleşmesi ve insanlığı hesaba çekecek somut bir otoriteye dönüşmesi eylemini temsil ettiğini ifade eder.

        Mine (مِنَ)

        İbn Fâris, ayrılma, kaynak ve başlangıç (ibtidâ-i gâye) bildiren "den/dan" anlamındaki edat (harf-i cer) olduğunu belirtir. Bu edatın, indirilen o muazzam Kitab'ın yeryüzündeki hiçbir beşeri felsefeden, cinlerden veya mitolojiden değil; kaynağını (menşeini) doğrudan o mutlak, tek ve en yüce makama kilitlediğini kaydeder.

        Allâhi (اللّٰهِ)

        İbn Fâris, varlığı zorunlu olan, mutlak otorite ve kâinatın tek yaratıcısının has ismidir. Kitabın kaynağının ve o indirme (tenzil) eyleminin yegâne sahibini işaret eder.

        Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökeninin Ortadoğu'nun köklü monoteistik geleneğiyle (Süryanice "Alaha", İbranice "Elohim") derin bir felsefi ve tarihi bağ taşıdığını; Kur'an'ın bu ismi kâinatın o tek, mutlak ve aşkın Yaratıcısını niteleyen en temel teolojik mühür olarak kullanarak, vahyin kaynağını bölgesel pagan tanrılarından kesin çizgilerle ayırdığını tartışır.

        el-Azîzi (الْعَز۪يزِ)

        İbn Fâris, "a-z-z" kökünün sözlükte "güçlü olmak, üstün gelmek, katılık, sertlik, nadir bulunmak ve hiçbir şekilde mağlup edilememek" anlamlarına geldiğini tespit eder. El-Azîz isminin, kudretine asla karşı konulamayan, hükmü engellenemeyen, yeryüzündeki tüm sahte iktidarları ezip geçecek o mutlak ve yenilmez ilahi iradeyi nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, azîz kavramının, "başkasını mağlup eden fakat kendisi asla mağlup edilemeyen, eşi ve benzeri bulunmayan (nadir)" makam olduğunu söyler. Kur'an'ın (Tenzîl'in) kaynağının "El-Azîz" olarak vasıflandırılmasının; bu Kitab'ı tahrif etmeye, ortadan kaldırmaya veya susturmaya çalışan tüm müşrik ve tiranik yapıların çabalarının eninde sonunda bu "yenilmez kudret" duvarına çarpıp parçalanmaya mahkûm olduğunu ilan ettiğini vurgular.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu sıfatı metnin ontolojik koruması bağlamında değerlendirir. Kitab'ın "El-Azîz" olan Allah'tan inmesinin, metne yönelik müthiş bir ilahi teminat/güvence oluşturduğunu; gönderici makamın "mutlak galip" olması hasebiyle, gönderilen mesajın (Kitab'ın) da yeryüzündeki itirazlar (cedel) karşısında daima galip geleceğini ve izzetini (dokunulmazlığını) ebediyen koruyacağını ifade eder.

        el-Hakîmi (الْحَك۪يمِ)

        İbn Fâris, "h-k-m" kökünün sözlükte "bir şeyi bozulmaktan ve yolsuzluktan engellemek, sağlamlaştırmak, pürüzsüz yapmak ve kesin hüküm vermek" anlamlarına geldiğini tespit eder. Atı dizginleyen "gem/yular" (hakeme) kelimesinin de hayvanı taşkınlıktan "engellediği" için bu kökten geldiğini kaydeder. El-Hakîm isminin, evrende veya gönderdiği yasada hiçbir tesadüfe, boşluğa, kusura veya abesliğe yer bırakmayan; her şeyi yerli yerine koyan o mutlak kusursuz faili nitelediğini belirtir.

        Râgıb el-İsfahânî, hikmet kavramının, varlıkların hakikatini idrak edip en doğru, en isabetli ve en sağlam eylemi ortaya koymak olduğunu söyler. Allah'ın "El-Hakîm" olmasının; indirdiği Kitab'ın her bir ayetinin, emrinin ve yasağının kör bir zorbalıkla değil, insanın fıtratını en iyi bilen o kusursuz "hikmet, denge ve ilimle" inşa edildiğini vurgular.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu iki esmanın (El-Azîz ve El-Hakîm) yan yana gelişini muazzam bir ontolojik denge ve adalet felsefesi olarak okur. Sadece mutlak güç (Azîz) olsaydı bunun tiranlığa/zulme dönüşebileceğini, sadece bilgelik (Hakîm) olsaydı bunun da gücü olmayan teorik bir felsefe olarak kalabileceğini; ancak Kitab'ı indiren makamın hem "yenilmez bir kudrete" (Azîz) hem de "kusursuz bir rasyonel ve ahlaki dengeye/yargıya" (Hakîm) sahip olmasının, Kur'an'ın yasalarının hem sarsılmaz hem de mutlak adil olduğuna dair evrenin en büyük teolojik garantisini oluşturduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X