فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 54. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yüz çevirme, zariyat suresi, kınanmama, zariyat suresi 54. ayet, zariyat 54, öğüt verme, müminlere fayda
-
"Artık onlarla ilgilenme bundan dolayı (çağrına uymadılar diye sen) kınanacak değilsin.”
Bazı müfessirler şöyle dedi: Bu âyet geldiğinde Resûlullah (s.a.) ve ashabı, onlara ilâhı azabın gelmesinden endişe ettiler. Nihayet “Öğüt vermeye devam et, zira öğüt inananlara fayda verir” meâlindeki âyet geldi ve rahatladılar. Ancak bize göre Artık onlarla ilgilenme, bundan dolayı kınanacak değilsin buyruğu, iki şekilde açıklanır. Birincisi, onların senin hakkında söyledikleri sihirbazdır, mecnundur gibi sözlerine ve sana yaptıkları kötülüklere karşılık verme, onlardan yüz çevir, çünkü Allah Teâlâ senin adına onlara karşı yeterlidir, yaptıkları kötülüklerin cezasını verecektir. İkincisi, Cenâb-ı Hak Hz. Peygambere, asla iman etmeyeceklerini bildiği o insanlardan yüz çevirmesini emretmekte, onların iman edeceğinden ümidini kestirmektedir. Onlarla uğraşma, çunku onlar sana inanmayacak ve seni tasdik etmeyecekler, ancak sen iman edeceği umulan kişilerle ilgilen, buyurmaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Bunun gerçek manada bir emir olmayıp ilgilenip ilgilenmemekte kendisini serbest bırakma anlamına gelmesi de mümkündür. Yani onlardan yüz çevirmek ve kendileriyle ilgilenmemek senin hakkındır. Çünkü sen tebliğini yaptın, tebliğde ve çağrıda son noktaya vardığın için artık mazur sayılırsın. En doğrusunu Allah bilir.
Resûlullah'ın (s.a.) Hatalardan Mâsum Oluşu - Ismet Sıfatı
Sen kınanacak değilsin. Bu beyanla, bir şeyin olumsuzlanması, o şeyin zıddının ve mukabilinin ispat edilmesi kastedilmiş olabilir. Nitekim Allah Teâlâ, Onların ticaretleri kâr etmedi” buyurmaktadır; Allah onların ticaretinin kazanmadığını söylemektedir, bundan maksat onların zarar ettikleridir. Allah sanki şunu söylemektedir: Onların ticaretleri kâr etmedi, aksine zarar etti. Buna göre Sen kınanacak değilsin sözü de sen övüleceksin mânasına gelir. En doğrusunu Allah bilir. Ebu Bekir el-Esam şöyle dedi: Sen kınanacak değilsin, çünkü o peygamberliğini ve halka tebliğ etmekle emrolunduğunu tebliğ etmişti. Allah’ın emrini yerine getirmiş, Onun kullarına nasihat etmiş ve onlara kanatlarını açmıştı, dolayısıyla nasıl kınanır? Yani her ne kadar bazı insanlar, yani kâfirler seni kınıyorlarsa da sen yaptıklarından dolayı kınanacak biri değilsin. Bu beyanda, Hz. Peygamber in sapmaktan ve küçük hatalardan (zelle) korunmuş (ismet) olduğuna dair delil vardır. Çünkü eğer en küçük bir şekilde hata etme ihtimali olsaydı, kınanması da muhtemel olurdu. Dolayısıyla bu âyet, Resûlullah’ın (s.a.) hata etme ve haktan sapma ihtimalinin olmadığına delâlet etmektedir.
Yorumu Yorumla
-
Fe tevelle (فَتَوَلَّ)
İbn Fâris, "v-l-y" kökünün temel olarak yakınlık ve dostluk anlamına geldiğini, ancak "tefa'ul" babında (tevellî) kullanıldığında bir şeyden yüz çevirmek, sırt dönmek ve uzaklaşmak manasına dönüştüğünü belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevellî" eyleminin bedensel bir ayrılıştan ziyade, kalbi ve zihni bir ilgiyi kesme, uyarıyı dikkate almayan kimselerden fikren uzaklaşma hali olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin başındaki "fe" harfinin, önceki ayetlerde zikredilen inkarcıların inatçı ve azgın (tâğûn) tutumlarına binaen bir "sebep-sonuç" ilişkisi kurduğunu, "madem onlar böyledir, o halde yüz çevir" şeklindeki ilahi talimatı başlattığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın nübüvvet psikolojisinde dinamik bir kopuşu temsil ettiğini, tebliğ görevinin tamamlanmasının ardından elçinin o inatçı kitleyle olan duygusal ve ontolojik bağını kesmesini ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "yön değiştirme" manasının, Peygamber'in tebliğdeki ısrarından vazgeçerek kendi yoluna ve inananlara odaklanmasını emreden, onu psikolojik olarak rahatlatan bir müdahale olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "v-l-y" kökünün bir yakınlık kurma çabası iken, buradaki emir kipiyle bu çabanın artık sonlandırıldığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, emir fiilinin sonundaki illet harfinin düşmüş olmasının (cezm alameti), bu yüz çevirme emrinin kesinliğini, süratini ve tartışılmazlığını dilbilimsel olarak perçinlediğini söyler.
Anhüm (عَنْهُمْ)
İbn Fâris, "an" harf-i cerinin temel olarak bir şeyden geçip gitmek, mesafelenmek ve uzaklaşmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın "hüm" (onlar) zamiriyle birleşerek, yüz çevirme eyleminin doğrudan doğruya o azgınlıkta direnen müşrik kitleyi hedef aldığını açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, edatın cümleye kattığı "öteye geçme" anlamının, Peygamber'in onlarla olan iletişimini kesip kendi manevi alanına çekilmesini dilbilimsel bir vurguyla sabitlediğini ifade eder.
Fe mâ (فَمَا)
İbn Fâris, "mâ" edatının bir durumu veya eylemi reddeden olumsuzluk (nefy) edatı olduğunu belirtir. Celaleddin el-Suyuti, başındaki "fe" harfinin burada "ta'lîl" (gerekçe bildirme) işlevi gördüğünü, yani yüz çevirme emrinin arkasındaki o rahatlatıcı sebebi (kınanmayacaksın) açıklamaya başlayan edebi bir geçiş olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yapının, uyarının ardından gelen reddediş karşısında Peygamber'in içine düşebileceği üzüntüyü ve sorumluluk hissini tamamen ortadan kaldıran mutlak bir nefy (olumsuzlama) cümlesi başlattığını belirtir.
Ente (أَنْتَ)
İbn Fâris, bu kelimenin ikinci tekil şahıs zamiri (sen) olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, isim cümlesinin mübtedası (öznesi) konumunda gelen bu zamirin, ilahi hitabı doğrudan ve şefkatli bir şekilde Peygamber'in şahsına odakladığını, onu o müşriklerin cürümlerinin faturasından tamamen ayırdığını dilbilimsel olarak pekiştirdiğini söyler.
Bi melûm (بِمَلُومٍ)
İbn Fâris, "l-v-m" kökünün temel olarak birini ayıplamak, yaptığı bir işten dolayı kınamak, suçlamak ve serzenişte bulunmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "melûm" kelimesinin ism-i mef'ul (edilgen) yapısında olduğunu ve başkaları tarafından veya ilahi otorite tarafından kınanmayı, sorumlu tutulmayı hak etmiş kimseyi ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin başındaki "bi" harf-i cerinin olumsuz cümlede ("mâ" ile birlikte) "zâide" (pekiştirme) görevi gördüğünü, bunun "sen kesinlikle, hiçbir şekilde kınanacak değilsin" manasına gelerek Peygamber'i her türlü mesuliyetten akladığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, "levm" kavramının Kur'an'ın ahlak psikolojisinde ağır bir içsel ve dışsal baskı olduğunu, ilahi hitabın bu kelimeyi olumsuzlayarak elçinin o ağır "başaramama" veya "görevini eksik yapma" korkusunu kökten sildiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "suçlanma" manasının, tebliğini layıkıyla yerine getiren bir peygamberin, muhatapların hür iradeleriyle seçtikleri inkardan dolayı ilahi mahkemede asla hesaba çekilmeyeceğini bildiren bir berat (aklanma) belgesi niteliği taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "l-v-m" kökünün insanın vicdani huzursuzluğunu da kapsadığını, "bi melûm" ifadesiyle Peygamber'in içsel dünyasına tam bir sükunet ve esenlik üflendiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin cer halinde ve ism-i mef'ul kalıbında gelmesinin, bu aklanma durumunun geçici değil, Peygamber'in misyonunun sarsılmaz ve kalıcı bir vasfı olduğunu dilbilimsel olarak dondurduğunu söyler.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla