Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zâriyât Sûresi, 48. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zâriyât Sûresi, 48. Ayet

    وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vel-arda feraşnâhâ feni’me-lmâhidûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Yeri de biz döşedik; dolayısıyla ne de güzel yaptık!”

      Yani yeryüzünü yaydık ve döşek gibi yaptık. Ne de güzel yaptık! Yeri sizin için yaydık ve döşek yaptık, nerede olurlarsa olsunlar herkes onu, hiç zorlanmadan bu şekilde bulur; herkes onu dilediği gibi ve hangi faydası için kullanacaksa kullanabilir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve'l-erda (وَالْأَرْضَ)

        İbn Fâris, "e-r-z" kökünün temel olarak sertlik, alçaklık ve insanın üzerinde karar kıldığı taban anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, arzın, semanın (göğün) zıddı olarak yaratılışın alt katmanını ve yeryüzündeki tüm yaşam alanını ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin nasb (üstün) haliyle gelmesinin dilbilimsel olarak "iştigal" kuralına dayandığını, yani kendisinden sonraki fiilin onu mef'ul (nesne) konumuna taşıdığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bir önceki ayette gökyüzünün inşasından bahsedildikten sonra burada yeryüzüne inilmesinin, Kur'an'ın o karakteristik kozmik zıtlık ve bütünlük (sema-arz) retoriğini oluşturduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, başındaki "vav" harfinin atıf işlevi gördüğünü ve belirlilik takısının (el) yeryüzünün o muazzam ve bilinen somutluğuna dikkat çektiğini söyler.

        Feraşnâhâ (فَرَشْنَاهَا)

        İbn Fâris, "f-r-ş" kökünün temel olarak bir şeyi yaymak, sermek, döşemek ve genişletmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ferş" eyleminin yeryüzünün insanın istifadesine sunulacak şekilde, bir döşek veya yaygı gibi engebelerden arındırılarak yaşanabilir hale getirilmesi olduğunu açıklar. Theodor Nöldeke, kelimenin Arap kültüründeki konfor ve güvenlik hissi veren "yaygı/döşek" imgesiyle ilişkili olduğunu ve evrenin inşasını muhatabın zihninde somutlaştıran edebi bir tasvir sunduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, yeryüzünün "serilmesi" eyleminin, yaratılışın kör bir tesadüf değil, insana yönelik ontolojik bir lütuf ve misafirperverlik olarak kurgulandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "yayma" manasının, dünyanın yaşanmaz bir kaya parçası olmaktan çıkarılıp insana ev sahipliği yapacak bir beşik haline getirilmesini anlattığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "f-r-ş" kökünün, ilahi inayetin dünyayı canlılar için bir istirahatgaha çevirmesini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin birinci çoğul şahıs (nâ) ile gelmesinin bu büyük eylemin ilahi azametle yapıldığını bildirdiğini, sondaki "hâ" zamirinin ise doğrudan arza (yeryüzüne) dönerek eylemin nesnesini dilbilimsel olarak dondurduğunu söyler.

        Fe ni'me (فَنِعْمَ)

        İbn Fâris, "n-a-m" kökünün temel olarak iyilik, hoşluk, rahatlık ve pürüzsüzlük anlamına geldiğini, "ni'me" kelimesinin ise bir şeyi veya kimseyi övmek için kullanılan bir fiil olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ni'me" yapısının bir eylemin mükemmelliğini ve o işi yapanın her türlü övgüye layık olduğunu bildiren özel bir medh (övgü) sîgası olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin başındaki "fe" harfinin "takîb" veya "sebep" bildirdiğini, yeryüzünün döşenmesi eyleminin kusursuzluğu neticesinde bu övgü ifadesinin hemen ardından geldiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu yapının, yeryüzünün hazırlanışındaki o muazzam estetiği ve fonksiyonelliği takdir eden, bizzat yaratıcının kendi sanatını övdüğü edebi bir tasdik olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, inşâ-i medh (övgü bildiren) fiilinin dilbilimsel olarak ilahi eylemin eşsizliğini ve ulaşılamaz kalitesini kesinleştirdiğini söyler.

        El-mâhidûn (الْمَاهِدُونَ)

        İbn Fâris, "m-h-d" kökünün temel olarak bir şeyi düzeltmek, hazırlamak, beşik gibi rahat ve pürüzsüz hale getirmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mehd" kelimesinin çocuğun rahatça yatırıldığı, korunaklı beşik manasına geldiğini, "mâhid" isminin ise yeryüzünü canlılar için böyle şefkatli bir beşik gibi hazırlayan, döşeyen varlık olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, "m-h-d" kökünün Kur'an'daki kullanımının, yeryüzünü salt fiziksel bir zemin olmaktan çıkarıp, anne kucağı gibi koruyucu ve besleyici bir ontolojik mekana dönüştürdüğünü vurgular. Angelika Neuwirth, "beşik" ve "döşeyici" imgelerinin, ilahi inayetin o müşfik yüzünü yansıtan ve insanın evrendeki güvenliğini temin eden karakteristik Kur'ani metaforlar olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Allah'ın burada "en güzel döşeyici/hazırlayıcı" olarak anılmasının, evrendeki tasarımın insanın hayat şartlarına ne kadar ince bir mühendislikle ve şefkatle uyarlandığını etimolojik olarak hissettirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "m-h-d" kökünün, insanın dünyadaki misafirliğine gösterilen o muazzam ilahi ihtimamı temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ism-i fâil formunun çoğul (mâhidûn) olarak gelmesinin ilahi azamet ve yüceliğe işaret ettiğini, bu hazırlama eyleminin Allah'ın aktif ve sürekli bir lütfu olduğunu dilbilimsel olarak perçinlediğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X