وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 46. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: hz nuh kavmi, zariyat suresi 46. ayet, yardımsızlık, zariyat suresi, kalkamama, zariyat 46, fasık kavim, kavim, topluluk, halk
-
"Bunlardan önce yaşayan Nuh’un kavminde de (ibretler var). Çünkü onlar yoldan çıkmış bir topluluk idi.”
Bunlardan önce yaşayan Nuh’un kavminde de (ibretler var). Yani onlardan önce yaşayan Nuh’un kavminde ve onların helâk edilmelerinde de inananlar için ibretler, deliller ve kanıtlar vardır. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir topluluk idi.
Yorumu Yorumla
-
Ve kavme (وَقَوْمَ)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün temel olarak bir arada bulunmak, ayağa kalkmak ve ortak bir amaç etrafında toplanmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavm" kelimesinin bir toplumun erkeklerini veya genel olarak bir araya gelmiş dayanışma içindeki topluluğu ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, başındaki "vav" harfinin atıf (bağlama) görevi gördüğünü ve cümleyi kendisinden önce zikredilen diğer helak olmuş topluluklara (Âd ve Semûd) bağladığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nasb (üstün) haliyle gelmesinin, "Nuh kavmini de hatırla" veya "onları da helak ettik" şeklinde gizli bir fiile (amile) işaret ettiğini ve tarihsel bir ibret zincirini tamamladığını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, dilbilimsel olarak bu atfın, azabın nesnesi olma konusunda Nuh kavmini diğer asi toplumlarla aynı dilbilgisel ve teolojik düzleme yerleştirdiğini söyler.
Nûhın (نُوحٍ)
İbn Fâris, kelimenin Arapça kökenli sayılması halinde "n-v-h" kökünden geldiğini, bu kökün ise birine ağlamak, ağıt yakmak ve feryat etmek (niyaha) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Nuh isminin bu kökten türediğini, kavminin isyanına ve helakine çokça ağlayıp feryat ettiği için kendisine bu ismin verildiğini açıklar. Arthur Jeffery, ismin etimolojik olarak Arapça olmadığını, İbranice "Noach" (huzur, dinlenme) kelimesine dayandığını ve Semitik dillerde köklü bir geçmişi olduğunu, ancak Arap diline geçtiğinde sesteşlik (fonetik benzerlik) üzerinden "ağıt yakan" anlamıyla bütünleştiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, ismin üç harfli ve ortasının sakin (harekesiz) olması sebebiyle Arapçada yabancı isimlerin tabi olduğu gayr-i munsarif (çekimsiz) kuralından istisna tutularak tenvin aldığını belirtir. Gabriel Said Reynolds, Nuh isminin Kur'an'da sadece tarihsel bir şahıs değil, peygamberlerin inkarcı toplumlarla olan mücadelesinin ve ilahi gazabın yeryüzündeki ilk evrensel arketipi olarak konumlandığını vurgular.
Min kablü (مِنْ قَبْلُ)
İbn Fâris, "k-b-l" kökünün temel olarak bir şeyin ön tarafı, yönelme ve zaman veya mekan açısından öncelik anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ifadenin zaman bakımından daha eskide vuku bulmuş olayları nitelediğini, Nuh kavminin helakinin Âd ve Semûd kavimlerinden çok daha önce gerçekleşmiş tarihsel bir başlangıç noktası olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, "kablü" kelimesinin sonunun damme (ötre) ile bitmesinin, kendisinden sonra gelmesi gereken tamlananın (kablühüm/onlardan önce) hazfedilmiş (düşürülmüş) ancak anlam olarak kastedilmiş olmasından kaynaklanan dilbilimsel bir kural olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin bu şekilde mebni (harekesi değişmez) olarak kullanılmasının, Nuh tufanının tarihteki o mutlak "ilk" ve "önceki" konumunu dilbilimsel bir azametle sunduğunu söyler.
İnnehüm (إِنَّهُمْ)
İbn Fâris, "e-n-n" köküne dayanan "inne" edatının bir haberi pekiştirmek ve şüpheyi kökten kazımak için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının "hüm" (onlar) zamiriyle birleşerek, Nuh kavminin helak edilmesinin altındaki asıl gerekçeyi şüpheye yer bırakmayacak bir kesinlikle sabitlediğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, tekit edatının cümleye kattığı vurgunun, azabın ilahi bir haksızlık değil, tamamen kavmin kendi eylemlerinin kaçınılmaz ve hak edilmiş bir sonucu olduğunu dilbilimsel olarak perçinlediğini söyler.
Kânû (كَانُوا)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünün temel olarak var olmak, bir durumu sürdürmek ve sabit bir halde bulunmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâne" fiilinin burada kavmin işlediği suçların anlık bir heves değil, geçmişten beri devam eden, yerleşik ve köklü bir karakter haline geldiğini ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin geçmiş zaman çoğul formunda gelmesinin, isyanın o toplumun bütün fertlerine sirayet etmiş kollektif ve tarihsel bir yaşam biçimi olduğunu vurgular.
Kavmen (قَوْمًا)
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün ortak hareket eden bir topluluğu ifade ettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, ayetin başında zaten "kavm" kelimesi geçmişken burada tekrar edilmesinin (tekrar-ı lafzî), onların sapkınlıktaki sosyal dayanışmalarına ve kötülük etrafında nasıl kemikleşmiş bir "toplum" inşa ettiklerine dikkat çeken edebi bir vurgu olduğunu kaydeder. Theodor Nöldeke, bu tekrarın Kur'an'ın retorik yapısında günahın bireysellikten çıkıp kurumsal ve toplumsal bir kimliğe dönüştüğünü gösteren karakteristik bir niteleme olduğunu ifade eder.
Fâsikîn (فَاسِقِينَ)
İbn Fâris, "f-s-k" kökünün temel olarak taze hurmanın kabuğunu yırtıp dışarı çıkması anlamına geldiğini, mecazen ise hak yoldan, ilahi itaatten ve doğru sınırların içinden fırlayıp çıkan kişi için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fısk" kelimesinin dinin ve aklın koruyucu sınırlarını yırtarak günaha dalmak olduğunu, ism-i fâil çoğul yapısındaki "fâsikîn" kelimesinin bu sınırı aşmayı yerleşik bir karakter haline getirmiş kimseleri nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "fâsık" kavramının Kur'an'ın etik dünyasında iman ve itaatin tam zıddı olarak, Allah ile yapılan ontolojik sözleşmeyi (misak) bilinçli bir şekilde bozan ve yeryüzünde ilahi nizamı ifsat eden insan tipolojisini temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "kabuğu yırtma" manasının, Nuh kavminin fıtratın o koruyucu zırhını parçalayarak her türlü aşırılığa ve ahlaksızlığa savrulduğunu betimlediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "f-s-k" kökünün insanın kendi varlık gayesinden kopuşunu anlattığını, helakin de bu ontolojik yırtılmanın doğal bir neticesi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin düzenli eril çoğul (cem-i müzekker sâlim) ve nasb halinde gelmesinin, o toplumdaki yozlaşmanın sürekliliğini ve istisnasız tüm yapıyı kuşattığını dilbilimsel bir mühür gibi vurduğunu söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla