Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zâriyât Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zâriyât Sûresi, 41. Ayet

    وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vefî ‘âdin iż erselnâ ‘aleyhimu-rrîha-l’akîm(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Âd kavminde de (ibretler var). Onlara silip süpüren rüzgârı göndermiştik.”

      Âd Kavminin Helâk Edilmesi

      Âd kavminde de (ibretler var). Yani Âd kavminin başına gelenlerde de inananlar için deliller, işaretler ve ibretler vardır. Nitekim Allah Teâlâ daha önce geçen bir âyette meâlen şöyle buyurdu: “Sağlam düşünce ve inanç sahipleri için yeryüzünde açık kanıtlar vardır”. Onlara silip süpüren rüzgârı göndermiştik. Yani onlar rüzgârla helâk edildiler. Çünkü onların taşkınlıkları, “Bizden daha güçlü kim var?” diyecek bir meydan okumaya varmıştı. Bu yüzden Allah Teâlâ onları perişan etti, zillete düşürdü, o kadar ki en zayıf bir varlığa bile boyun büktüler, korktular, tapındıkları ve hatta peygamberleri olan Hz. Hûd u kendileriyle korkuttukları putları da hâk ile yeksân oldu. Onlar Hûd u şu sözlerle korkutuyorlardı: “Tanrılarımızdan biri senin aklını almış, demekten başka söyleyeceğimiz söz yok!. Onların Bizden daha güçlü kim var?” diyecek kadar taşkınlık, kibir ve inat içinde iken en zayıf ve en aciz şeyden bile korkar hale gelerek böyle bir zillete ve hüsrana düştüler.

      Her Şeyi Silip Süpüren Rüzgâr

      Silip süpüren rüzgâr. Ebû Avsece şöyle dedi: Bu âyetin tefsiri, başka bir âyette meâlen şöyle belirtilmiştir: “Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, kül edip savuruyordu”. Başkaları da şöyle dedi: Âyette geçen “akîm” (الْعَقِيمَ) kelimesi, hayır ve bereketi bulunmayan demektir, yani her türlü fayda ve hayırdan uzak anlamına gelir. Bundan dolayıdır ki kısır olan kadın ve erkeğe de “akîm” denir, çünkü onlarda çocuğa ait herhangi bir fayda ve bereket yoktur. İşte “akîm rüzgâr” denince de insanlara hiçbir fayda ve bereket getirmeyen rüzgâr anlaşılır. Fakat müminlere gelince, onlar için faydalıdır, çünkü kendilerine zarar vermediği halde düşmanlarını helâk etmiştir. Bunda, yeryüzünü küfür pisliğinden temizlemek de vardır. Hz. Peygamberdin (s.a.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Bana sabâ rüzgârı ile yardım edildi, Âd kavmi ise batı rüzgârı ile helâk edildi”. Açıklamaya çalıştığımız âyette geçen akîm rüzgâr ifadesiyle “debûr” denilen ve batıdan esen rüzgâr olduğu da söylenmiştir; o, ağaçların aşılanmasına, bulutların ve bitkilerin oluşmasına yaramayan bir rüzgârdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve fî (وَفِي)

        İbn Fâris, "f-y" kökünün temel işlevinin bir şeyi bir sınır veya kap içine almak (zarfiyet) olduğunu belirterek, burada ibret ve işaretlerin Âd kavminin tarihinde ve başına gelenlerde saklı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "fî" edatının burada Musa ve Lût kıssalarında olduğu gibi, Âd kavminin helak ediliş sürecindeki olayların derinliğine ve o olayların barındırdığı hikmetlerin kapsayıcılığına işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "vav" harfinin önceki peygamber kıssaları ile bu kıssa arasında bir bağ kurduğunu, "fî" edatının ise ibretin odak noktasını "Âd" toplumu olarak belirlediğini söyleyerek dilbilimsel bir süreklilik sağlandığını belirtir.

        Âdin (عَادٍ)

        İbn Fâris, "a-v-d" kökünün temel olarak geri dönmek, alışkanlık ve bir şeyin üzerinden zaman geçmesi anlamlarına geldiğini belirterek; Âd isminin bu kavmin eskiliğine ve köklü geçmişine bir işaret olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sözlük anlamındaki "eskilik" vurgusuna dikkat çekerek, Âd kavminin tarihteki kadim ve güçlü konumunu temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Güney Arabistan kökenli kadim bir kabile ismi olduğunu, Kur'an'ın bu ismi tarihsel bir gerçeklik olarak devasa cüsseli ve güçlü bir halkı nitelemek için kullandığını belirtir. Theodor Nöldeke, "Âd" isminin Kur'an'ın erken dönem vahiylerinde kibir ve gücün sembolü olarak yer aldığını ve etimolojik olarak "eski zamanların devleri" gibi bir çağrışım taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ismin kökenindeki "geriye doğru gitme" anlamının, bu kavmin tarihin derinliklerindeki kudretine rağmen silinip gitmesini anlatan dramatik bir zıtlık oluşturduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "a-v-d" kökünün bir şeye sürekli rücu etmeyi de içerdiğini, ancak bu kavmin fıtrattan koparak kendi helakine rücu ettiğini belirtir.

        İz (إِذْ)

        İbn Fâris, bu kelimenin geçmiş zaman bildiren bir zarf olduğunu ve özellikle önemli olayların başlangıcına işaret etmek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iz" kelimesinin burada Âd kavminin üzerine azabın gönderildiği o dehşetli ve tarihi ana dikkat çektiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, bu edatın Kur'an'ın kıssa anlatımlarında dinleyiciyi doğrudan olayın içine çeken ve anlatının en kritik noktasını başlatan bir "zaman anahtarı" olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "iz"in cümleye kattığı zaman vurgusunun, azabın ansızın ve kararlılıkla gerçekleştiği o anı dilbilimsel olarak dondurduğunu söyler.

        Arselnâ (أَرْسَلْنَا)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünün bir şeyi serbest bırakmak, peş peşe yollamak ve bir yere yönlendirmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" eyleminin burada rüzgarın sıradan bir tabiat olayı olmadığını, aksine belirli bir görevle ve ilahi bir emirle hedefe sevk edilen bir azap memuru gibi gönderildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, fiilin "biz gönderdik" (nâ) şeklindeki birinci çoğul şahıs yapısının, rüzgarın kontrolsüz bir güç değil, ilahi otoritenin emrinde bir cezalandırma aracı olduğunu vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "bağını çözüp salıverme" manasının, rüzgarın tüm yıkıcı gücüyle kavmin üzerine bırakılmasını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "r-s-l" kökündeki süreklilik anlamının, rüzgarın azap süresince kesintisiz ve durdurulamaz bir şiddetle esmesine işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin mazi yapısının, ilahi takdirde bu hükmün kesinleştiğini ve geri dönülemez bir şekilde icra edildiğini dilbilimsel olarak perçinlediğini söyler.

        Aleyhim (عَلَيْهِمْ)

        İbn Fâris, "a-l-v" kökünden türeyen "alâ" harf-i cerinin temel anlamının yükseklik ve hakimiyet olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edatın azabın kuşatıcılığını, kavmin üzerine dikey bir baskı yaparak onları alt etmesini ve kurtuluş yolu bırakmamasını ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "hüm" (onlar) zamiriyle birleşen bu yapının, rüzgarın doğrudan Âd topluluğunu hedef alan sarsıcı bir "üzerine çökme" eylemi olduğunu dilbilimsel olarak vurgular.

        Er-rîha (الرِّيحَ)

        İbn Fâris, "r-v-h" kökünün temel olarak nefes, esinti, koku ve bir şeyin kuvveti anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rîh" kelimesinin Kur'an'da genellikle azap için tekil, rahmet rüzgarları için ise çoğul (riyâh) kullanıldığına dikkat çekerek; burada tekil gelmesinin rüzgarın birleştirici değil, parçalayıcı ve yıkıcı tek bir şiddetli kuvvet olduğunu ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "rîh" kelimesinin kökeninde "ruh" ile olan bağına işaret ederek, bu rüzgarın sanki canlı bir öfkeye sahipmiş gibi hareket eden metafiziksel bir güç haline dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin belirlilik takısıyla (el) gelmesinin, Âd kavmini yok eden o meşhur ve sarsıcı kasırgaya işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak rüzgarın görünmez ama hissedilir gücünün, ilahi azabın insanın fiziksel direncinin ötesindeki sarsıcılığını temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki "kuvvet" manasının, rüzgarın Âd kavminin güvendiği yapıları ve cüsseleri yerle bir edişini dilbilimsel olarak pekiştirdiğini söyler.

        El-akîm (الْعَقِيمَ)

        İbn Fâris, "a-k-m" kökünün temel olarak bir şeyi kesmek, daraltmak ve hayır/fayda getirmeyen kısırlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "akîm" kelimesinin doğurgan olmayan kadına dendiği gibi, burada da yağmur getirmeyen, bitkileri aşılamayan ve hiçbir bereketi olmayan, aksine sadece kurutup yok eden rüzgarı nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "akîm" sıfatının burada ontolojik bir kuruluk ve mutlak ölümcüllük ifade ettiğini, rüzgarın yaşam verici fonksiyonunun tamamen alındığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "kesilme" anlamının, bu rüzgarın Âd kavminin neslini, ekinlerini ve geleceğini kökten kesip atan sonlandırıcı mahiyetine işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "a-k-m" kökünün bir tıkanıklığı ve verimsizliği temsil ettiğini, bu rüzgarın ise arkasında hiçbir hayat emaresi bırakmayan "kısır bir afet" olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin sıfat olarak "rîh" kelimesini tamlamasının, azabın niteliğindeki o amansızlığı ve hiçbir hayra kapı aralamayan mutlak yıkıcılığı dilbilimsel bir mühür gibi vurduğunu söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X