فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 39. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: sihirbaz, zariyat 39, apaçık delil, firavun, hz musa, zariyat suresi, kibir, deli, zariyat suresi 39. ayet
-
"Firavun saltanatı sebebiyle ona karşı çıkmış ve 'O, ya bir sihirbaz veya bir mecnundur' demişti.”
Firavun saltanatı sebebiyle ona karşı çıktı. Bu cümle iki şekilde yorumlanır. Birincisi, o ve yandaşları, yani orduları ve kavmi, Mûsâ aleyhisselâma ve onun davetine uymaktan yüz çevirdiler. İkincisi, o, saltanatının, yani kavminin verdiği güçle Mûsâ’ya karşı çıktı. Yani Firavun, kavminin gücü ve desteğiyle hakka ve Mûsâ aleyhisselâma tâbi olmaya karşı çıktı. En doğrusunu Allah bilir.
O, ya bir sihirbaz veya bir mecnundur, demişti. Hz. Mûsâ bazı mûcizeler gösterdiği için ona sihirbaz dediler, insanlar sihiri ancak bu şekilde tanıdıkları için ona sihirbaz demişlerdi. Yoksa bu işlerin sihir olmadığını kesin olarak biliyorlardı. Firavun da kavminin fikrine ve diline uyarak sihirbaz dedi. Firavunun saltanatına ve inancına karşı gelenleri öldürdüğünü bilmesine rağmen ona karşı çıkarak kendi canını tehlikeye attığından dolayı Mûsa'ya deli dediler.
Yorumu Yorumla
-
Fe tevel-lâ (فَتَوَلَّىٰ)
İbn Fâris, "v-l-y" kökünün temel olarak yakınlık ve dostluk anlamı taşıdığını, ancak "tevel-lâ" formunda kullanıldığında bir şeyden yüz çevirmek, sırt dönmek ve uzaklaşmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tevellî" eyleminin fiziksel bir dönmeden ziyade, iradi bir yüz çevirme ve hakikati kabul etmeyi reddetme hali olduğunu, Firavun'un Musa'nın daveti karşısındaki inatçı tavrını ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın dinamik terminolojisinde "tevel-lâ" fiilinin, imandan küfre doğru bilinçli bir kopuşu ve ilahi otoriteyi tanımama kararlılığını temsil eden bir "sırt dönme" eylemi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "yönelme" anlamının burada olumsuz bir mecraya (inkara) kaydığını, Firavun'un kendisine sunulan kurtuluş imkanına karşı arkasını dönerek kendi felaketine yöneldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin başındaki "fe" harfinin takip ve sürat bildirdiğini, Firavun'un Musa'nın mucizelerini görür görmez, hiç düşünmeden ve kibirle derhal yüz çevirdiğini dilbilimsel olarak pekiştirdiğini söyler.
Bi ruknihî (بِرُكْنِهِ)
İbn Fâris, "r-k-n" kökünün temel olarak bir şeyin en güçlü tarafı, dayanılan temel direği ve binayı ayakta tutan rükün anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rükn" kelimesinin burada mecazen Firavun'un sahip olduğu askeri gücü, devlet otoritesini, ordusunu ve saray çevresini ifade ettiğini; insanın acziyetine rağmen dayandığı bu fani unsurları temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "direk/dayanak" manasının, Firavun'un Musa karşısında kendisini emniyette hissetmesini sağlayan siyasi ve askeri gücüne bir atıf olduğunu ve insanın kendi gücünü tanrılaştırmasını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "r-k-n" kökünün, sarsılmaz sanılan dünyevi güçleri anlattığını, Firavun'un ise bu rüknü (dayanağı) hakikate karşı bir kalkan olarak kullandığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "bi" harf-i cerinin burada beraberlik veya araç bildirdiğini, Firavun'un tüm imkanlarını yanına alarak veya onlara güvenerek bu inkar eylemini gerçekleştirdiğini dilbilimsel olarak açıklar.
Ve kâle (وَقَالَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün anlamlı seslerin lisan yoluyla beyan edilmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin burada sadece bir söz değil, Musa'nın getirdiği hakikati etkisiz hale getirmek için uydurulmuş bir yafta ve iftira başlangıcı olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Firavun'un bu sözünün, halk üzerindeki etkisini kaybetmemek için başvurduğu bir algı yönetimi ve Musa'yı itibarsızlaştırma girişimi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, mazi (geçmiş zaman) formundaki bu fiilin, Firavun'un inkarının sadece bir düşünce olarak kalmayıp, toplumsal bir eyleme ve açık bir meydan okumaya dönüştüğünü dilbilimsel olarak dondurduğunu söyler.
Sâhirun (سَاحِرٌ)
İbn Fâris, "s-h-r" kökünün temel olarak bir şeyi gerçeğinden saptırmak, göz boyamak, aldatmak ve bir nesneyi olduğundan farklı göstermek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sihir" eyleminin kökeninde "gerçeğin üzerini örtüp hayali ön plana çıkarmak" olduğunu, Firavun'un Musa'nın mucizelerini bu sınıfa sokarak halkın zihnini bulandırmaya çalıştığını açıklar. Toshihiko Izutsu, "sâhir" kavramının Kur'an öncesi Arap zihninde olağanüstü işler yapan ama şerle irtibatlı görülen aldatıcı bir tipoloji olduğunu, Musa'nın ilahi mucizelerinin bu yafta ile beşeri bir göz boyamaya indirgenmek istendiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "saptırma" manasının, Firavun'un Musa'yı bir "şarlatan" olarak niteleyerek onun getirdiği dini mesajın özünü karartma çabasını temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak sihrin "gizli ve ince şeye" de dendiğini, burada ise Firavun'un Musa'nın etkileyici gücünü kabul etmekle birlikte bunu ilahi değil mekanik bir hile olarak gördüğünü belirtir.
Ev (أَوْ)
Celaleddin el-Suyuti, bu edatın burada bir tereddüt bildirmekten ziyade, Firavun'un Musa'yı her halükarda suçlamak için kullandığı "ya öyle ya böyle" şeklindeki iki zıt iftirayı (akıllılık/sihirbazlık ile akılsızlık/mecnunluk) bir araya getiren bir çeşitlilik (taksim) ifade ettiğini belirtir. Theodor Nöldeke, "ev" edatının bu bağlamdaki kullanımının, inkarcıların hakikat karşısında bocalayarak birbiriyle çelişen yaftaları aynı anda Musa'ya yakıştırmalarındaki retorik tutarsızlığı yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, edatın cümleye kattığı anlamın, Firavun'un Musa'nın kimliğine dair ne diyeceğini şaşırdığını ama mutlaka bir suçlama üretme zorunluluğu hissettiğini dilbilimsel olarak gösterdiğini belirtir.
Mecnûn (مَجْنُونٌ)
İbn Fâris, "c-n-n" kökünün temel olarak bir şeyi örtmek, gizlemek ve duyulardan saklamak anlamına geldiğini, aklı örtüldüğü için delirene "mecnun" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mecnun" kelimesinin ism-i mef'ul yapısında olduğunu ve cinlerin etkisi altına girerek iradesini kaybetmiş, aklı perdelenmiş kişiyi ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "c-n-n" kökünün Kur'an öncesi inanç dünyasında cinlerle olan yoğun bağına dikkat çekerek, Musa'nın ilahi vecd halinin ve kararlı duruşunun inkarcılar tarafından bir "delilik" olarak yaftalandığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "örtünme" manasının, Firavun'un Musa'yı toplumdan tecrit etmek için onun akli dengesinin yerinde olmadığını iddia ederek mesajını "gayr-i ciddi" kılma girişimini yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak "mecnun" sıfatının, madde ötesiyle kurulan her bağı "delilik" olarak gören maddeci zihniyetin peygamberlere vurduğu klasik bir mühür olduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla