مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: görev, suçlu kavim, helak, zariyat 34, zariyat suresi, lut kavmi, çamurdan taşlar, haddi aşma, zariyat suresi 34. ayet, rab
-
"Haddi aşanlar için Rabbinin nezdinde işaretlenmiş taşlar.”
Öğretilmiş Taşlar
Âyetteki müsevveme (مُّسَوَّمَةً) kelimesi, işaretlenmiş, öğretilmiş anlamına gelir. Öğretilmesi de iki şekilde olur. Birincisi, üzerine düşeceği ve helâk edeceği kişinin ismi yazılarak öğretilmiştir. İkincisi, bizzat taşa öğretilmiş ve taşlardan her biri helak için gönderildiğini bilmektedir, diğer taşlardan farklı olarak bunun için gönderilmişlerdir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Musevvemeten (مُسَوَّمَةً)
İbn Fâris, "s-v-m" kökünün temel olarak bir şeyi işaretlemek, belirgin hale getirmek ve bir şeyi bir yere salıvermek anlamlarına geldiğini belirtir. Burada taşların üzerine bir işaret konulmuş olmasını veya onların belirli bir görev için "nişanlanmış" olduklarını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tesvîm" kelimesinin bir şeyi başkalarından ayırt etmek için üzerine konulan özel bir işaret (sîmâ) anlamına geldiğini, bu ayetteki taşların da sıradan doğa olayları sonucu değil, bizzat ilahi irade tarafından suçluları vurmak üzere "damgalanmış" ve "tescil edilmiş" olduğunu açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin "nişanlı" veya "etiketli" anlamına geldiğini, her bir taşın kimin üzerine düşeceği hususunda bir yazı veya işaret barındırdığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökenindeki işaretleme manasının, kadim Ortadoğu geleneklerinde mülkiyet veya aidiyet bildiren "damga" ile olan ilişkisine dikkat çekerek, taşların ilahi bir mülkiyet ve emir altında olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "işaretleme" manasının, bu azabın rastgele değil, her bir suçlunun cürmüne göre özel olarak hazırlanmış ve isme rezerve edilmiş bir infaz aracı olduğunu gösterdiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "s-v-m" kökünün bir şeye bir değer veya bir vasıf yüklemek olduğunu, burada ise taşlara "azap memuru" vasfının ilahi bir mühürle verildiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ism-i mef'ul (edilgen ortaç) yapısının, taşların bizzat Allah tarafından belirli bir amaç için dönüştürüldüğünü ve işaretlendiğini dilbilimsel olarak pekiştirdiğini söyler.
İnde (عِنْدَ)
İbn Fâris, "a-n-d" kökünün bir şeyin yanında, huzurunda ve ona yakın olma anlamına gelen bir zarf olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inde" kelimesinin sadece mekânsal bir yakınlık değil, aynı zamanda mülkiyet, hüküm ve bilgi açısından bir "yanındalık" ifade ettiğini; burada taşların Allah’ın katında, O'nun bilgi ve kudret dairesinde saklı tutulduğuna işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada taşların kaynağının beşeri bir müdahale alanı olmadığını, tamamen ilahi otoritenin tasarrufu altında bulunduğunu dilbilimsel olarak vurguladığını belirtir.
Rabbike (رَبِّكَ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temel olarak bir şeyin sahibi, efendisi ve onu ıslah edip kemale erdirme anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kelimesinin bir şeyi aşama aşama olgunlaştırarak hedefine ulaştıran demek olduğunu, burada ise Hz. İbrahim’e hitaben "Rabbin" denilerek, azap sürecinin bile ilahi adaletin ve terbiyenin bir parçası olduğu vurgusunu içerdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "Rab" isminin buradaki iyelik zamiriyle (ke) kullanımının, Allah ile peygamberi arasındaki o çok özel hâmilik ve koruyuculuk bağını etimolojik olarak perçinlediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada özellikle seçilmesinin, infaz emrinin alelade bir güçten değil, mülkün mutlak sahibi ve yöneticisinden geldiğini hatırlattığını belirtir.
Lil-müsrifîn (لِلْمُسْرِفِينَ)
İbn Fâris, "s-r-f" kökünün temel olarak bir şeyi yerli yerinden etmek, sınırı aşmak ve dengeyi bozmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "israf"ın hem harcamada hem de eylem ve inançta haddi aşmak olduğunu, "müsrifîn" kelimesinin ise yaratılış gayesinden sapan ve insani sınırları yıkarak fıtratı bozanları tanımladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, "müsrif" kavramının Kur'an'ın etik yapısında ontolojik bir haddini bilmeme hali olduğunu, kişinin kendi sınırlarını aşarak ilahi sınırlara tecavüz etmesini temsil eden bir terim olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "sınır ihlali" manasının, Lût kavminin işlediği cürmün sadece ahlaki bir hata değil, fıtratın ve yasaların dışına taşan bir taşkınlık olduğunu gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "s-r-f" kökünün, bir eylemin meşruiyet dairesinden kopup kontrolsüzce dağılmasını ifade ettiğini, buradaki nitelemenin ise bu kavmin tüm insani ve ilahi değerleri israf ederek yok ettiğine işaret ettiğini söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, düzenli eril çoğul yapısının, bu haddi aşma halinin o toplumda artık kolektif bir yaşam biçimi ve kalıcı bir vasıf haline geldiğini dilbilimsel olarak pekiştirdiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla