Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zâriyât Sûresi, 33. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zâriyât Sûresi, 33. Ayet

    لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Linursile ‘aleyhim hicâraten min tîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Balçıktan taşları üzerlerine yağdırmak üzere.”

      Allah burada balçıktan taşlar buyurmakta, başka bir âyette de “Pişirilmiş taşlar” demektedir. Buradaki “siccîl” kelimesi, müfessirlerin söylediği gibi mekân ismi değildir. “Siccîl” burada söylendiği gibi kerpice benzer bir tür çamurun ismidir; ancak toprağı “siccîl” denilen bir yerden getirilmiş olduğu için ona “tîn” (طِينٍ) , yani çamur denilmektedir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Li nursile (لِنُرْسِلَ)

        İbn Fâris, "r-s-l" kökünün temel olarak bir şeyi bir yere göndermek, peş peşe yollamak, serbest bırakmak ve bir bağı çözüp salıvermek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" eyleminin belirli bir amaç ve hedef gözetilerek bir şeyi yönlendirmek olduğunu, buradaki "li" edatıyla (lâm-ı ta'lîl) birleşerek meleklerin gelişindeki asıl gayenin suçlu kavme yönelik ilahi azabı "salıvermek" ve "ulaştırmak" olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, "r-s-l" kökünün Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde mutlak iradenin (Mürsil) yeryüzündeki fiziksel veya manevi bir olayı gerçekleştirip neticelendirmek için vasıtaları harekete geçirmesini temsil eden dinamik bir kavram olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin birinci çoğul şahıs (nursile) formunda gelmesinin, azabın bizzat ilahi bir otorite ve organizasyon dahilinde, tesadüfe yer bırakmayan bir kesinlikle icra edileceğini bildirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin sonundaki nasb (üstün) halinin, meleklerin önceki ayette zikredilen elçilik (mürselûn) vasıflarının pratik sonucunu ve eyleme dökülme amacını dilbilimsel olarak perçinlediğini söyler.

        Aleyhim (عَلَيْهِمْ)

        İbn Fâris, "a-l-v" kökünden türeyen "alâ" harf-i cerinin temel anlamının yükseklik, üstünlük ve bir şeyin üzerinde hakimiyet kurmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, buradaki "alâ" edatının azabın sadece fiziksel bir temas değil, suçlu kavmin üzerine çöken, onları kuşatan ve alt eden dikey bir baskıyı temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "hüm" (onlar) zamiriyle birleşen bu edatın, gönderilecek olan taşların doğrudan ve tam isabetle o günahkar topluluğu hedef aldığını dilbilimsel bir belirginlikle sunduğunu ifade eder.

        Hicâraten (حِجَارَةً)

        İbn Fâris, "h-c-r" kökünün temel olarak men etmek, engellemek, katılaşmak ve sınır koymak anlamına geldiğini, taşa "hacer" denmesinin nedeninin ise onun bu sertlik ve geçirimsizlik özelliği olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hicâre" kelimesinin "hacer"in çoğulu (veya nev'i) olarak, toprağın aksine dağılmayan, sert ve yıkıcı gücü olan katı cisimleri ifade ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada nekre (belirsiz) ve tenvinli gelmesinin, gönderilen taşların sıradan bir tabiat olayı olmadığını, aksine her biri özel bir görevle donatılmış, sarsıcı ve dehşet verici nesneler olduğuna dair edebi bir vurgu taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "h-c-r" kökündeki "engelleme" manasının, bu taşların suçluların kaçış yollarını kapatan ve onları ilahi adaletin sınırları içine hapseden birer infaz aracı olduğunu temsil ettiğini vurgular.

        Min (مِنْ)

        İbn Fâris, bu harf-i cerin başlangıç noktası bildirme veya bir şeyin cinsini açıklama işlevi gördüğünü belirtir. Celaleddin el-Suyuti, "min" edatının burada taşların maddesini ve mahiyetini açıkladığını, yani o taşların "pişmiş balçık" cinsinden olduğunu bildiren dilbilimsel bir açıklık sağladığını ifade eder.

        Tînin (طِينٍ)

        İbn Fâris, "t-y-n" kökünün temel olarak toprak ve suyun karışımıyla oluşan yumuşak, şekil alabilir madde anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tîn" kelimesinin insanın yaratılış maddesi olduğuna dikkat çekerek, burada o yumuşak maddenin ateşte pişerek veya ilahi bir müdahaleyle sertleşip birer "taş" hükmüne geçmesindeki zıtlığa işaret ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki yaygınlığına değinerek, "tîn"in özellikle Mezopotamya kültüründe inşaat malzemesi olarak kullanılan "kil" ile olan bağını ve Kur'an'da bu maddenin bir azap unsuru olarak dönüştürülmesini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "tîn" kelimesinin seçilmesinin, azabın bizzat yeryüzünün en temel maddesi olan topraktan üretildiğini, böylece en zayıf görünen maddenin bile ilahi emirle en yıkıcı silaha dönüşebileceğini gösteren etimolojik bir uyarı barındırdığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kökenindeki "yoğurulma ve şekil alma" manasının, bu taşların rastgele parçalar değil, suçluların fıtratına ve günahına göre özel olarak şekillendirilmiş tescilli birer madde niteliği taşıdığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X