قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 31. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: haddi aşma, çamurdan taşlar, görev, zariyat suresi 31. ayet, suçlu kavim, zariyat 31, helak, zariyat suresi, lut kavmi, resul
-
31-32. "İbrahim, ‘Peki ey elçiler! Sizin asıl göreviniz nedir?'dedi. 'Biz, dediler, günaha batmış bir topluluğa gönderildik.”
Peki ey elçiler! Sizin asıl göreviniz nedir? Yani sizin işiniz nedir, hangi emirle gönderildiniz? Sadece çocuğu müjdelemek için mi, yoksa başka bir iş için mi gönderildiniz? Yoksa her ikisi için mi? Melekler cevaben şöyle dediler: Biz, günaha batmış bir topluluğa gönderildik. Başka bir âyette Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurdu: “Aslında biz, suçlu bir kavme (ceza vermek için) gönderildik. Yalnız Lût’un ailesine zarar gelmeyecek, onların hepsini kurtaracağız”. Sanki burada Lût ailesinin istisna edilmesi, meleklerin haberinde belirtilmemiş gibidir, Hz. İbrahim’in “Ama orada Lût da yaşıyor, demesi üzerine, ‘Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz; onu ve ailesini elbette kurtaracağız’ dediler” meâlindeki âyette verdiği haber üzerine Lût’un ve ailesinin istisna edildiği belirtilmiştir. Lût ve ailesinin, Hz. İbrahim’in orada Lût da yaşıyor demesi üzerine istisna edilmeleri, gerekli olan açıklamayı söylenen sözden sonra yapmanın caiz olduğunu gösterir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün temel olarak sesle ifade edilen her türlü anlamlı söz, beyan ve bir düşüncenin lisan vasıtasıyla dışa vurulması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" fiilinin burada Hz. İbrahim'in misafirlerinin aslında melek olduklarını ve özel bir görevle geldiklerini fark ettikten sonra başlattığı ciddi ve resmi bir hitabı ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin mazi tekil formda gelmesinin, İbrahim peygamberin bir ev sahibi ve muhatap olarak inisiyatifi ele aldığını ve doğrudan meseleye girdiğini gösterdiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, Kur'an'ın kıssa anlatımında "kâle" fiilinin, anlatının seyrini değiştiren ve yeni bir bilgi katmanına geçişi sağlayan karakteristik bir diyalog anahtarı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin burada nezaket dolu bir ev sahibi dilinden, meselenin mahiyetini anlamaya çalışan bir peygamber lisanına geçişi temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin mazi yapısının, sözün söylendiği o anın kesinliğini ve diyaloğun ciddiyet kazandığı o tarihsel anı dilbilimsel olarak dondurduğunu söyler.
Femâ (فَمَا)
İbn Fâris, kelimenin başındaki "fe" harfinin eylemler arasındaki bağı, takip ve gerekçeyi bildirdiğini; "mâ" edatının ise bir durumun mahiyetini sormak için kullanılan bir istifham (soru) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ" edatının burada bilinmeyen veya açıklanması gereken önemli bir işin (mesele) özünü sorgulamak amacıyla seçildiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, "fe" harfinin burada "fasîha" işlevi görerek, aradaki bazı diyalogların (ikramın yenmemesi ve korkunun giderilmesi gibi) hemen ardından asıl konuya gelindiğini bildiren bir edebi geçiş olduğunu açıklar. Theodor Nöldeke, bu yapının Kur'an'ın sarsıcı ve hızlı diyalog üslubunda muhatabı hemen cevap vermeye zorlayan dinamik bir soru kalıbı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki o "takip" (fe) ve "merak" (mâ) birleşiminin, İbrahim'in misafirlerinin gelişindeki asıl gayeyi öğrenme konusundaki kararlılığını yansıttığını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "fe" harfinin cümleye kattığı "o halde" veya "peki ya" anlamının, önceki sükunet halinden aksiyon aşamasına geçişi sağlayan dilbilimsel bir köprü olduğunu söyler.
Hatbukum (خَطْبُكُمْ)
İbn Fâris, "h-t-b" kökünün temel olarak büyük bir mesele, ağır bir iş, önemli bir hadise ve hakkında konuşulmaya değer devasa bir olay anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hatb" kelimesinin sıradan işler için değil, üzerinde durulması gereken, çaba ve kararlılık gerektiren, bazen de bir musibeti veya büyük bir görevi içeren durumlar için kullanıldığını ifade eder; kelimenin "hutbe" (hitap) ile aynı kökten gelmesinin nedeninin, bu tür büyük olayların insanlar arasında çokça konuşulmasından kaynaklandığını açıklar. Toshihiko Izutsu, "hatb" kavramının Kur'an'ın semantik yapısında "hayli önemli bir görev" veya "vuku bulması beklenen sarsıcı bir olay" manasında kullanıldığını, burada ise meleklerin gelişindeki "esas misyon"u imlediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "ciddiyet" vurgusuna dikkat çekerek, İbrahim'in bu ifadeyle meleklerin sadece müjde için değil, başka bir büyük olay için (Lut kavminin helakı gibi) geldiklerini sezdiğini gösteren derin bir semantik katman barındırdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "h-t-b" kökünün, statik bir durumu bozup yeni bir süreci başlatan o "zorlu iş"e işaret ettiğini ve bu kelimenin seçilmesinin meleklerin elindeki görevin ağırlığını temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin sonundaki "kum" (sizin) zamiriyle olan izafetinin, bu büyük işin doğrudan meleklerin sorumluluk alanında olduğunu dilbilimsel olarak perçinlediğini söyler.
Eyyuhel (أَيُّهَا)
İbn Fâris, bu yapının bir nida (seslenme) edatı olan "eyyu" ve dikkat çekme (tenbih) edatı olan "hâ"dan oluştuğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "eyyu" kelimesinin muhatabı belirginleştirmek için kullanıldığını, "hâ" harfinin ise muhatabın zihnini o anda söylenecek olan önemli söze hazırlayan bir uyarıcı olduğunu ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, bu kalıbın Arap dilinde en resmi, en vakar dolu ve muhatabı onurlandıran hitap şekillerinden biri olduğunu açıklar. Theodor Nöldeke, "eyyuhel" yapısının Kur'an'ın hatabî (hitabete dayalı) üslubunda dinleyiciyle konuşmacı arasındaki mesafeyi ciddiyetle belirleyen ve atmosferi resmileştiren bir araç olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu seslenişin İbrahim'in karşısındaki topluluğun (meleklerin) sıradan olmadığını artık kesin olarak kabul ettiğini gösteren saygılı ve vurgulu bir nida olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, tenbih edatının (hâ) buradaki işlevinin, sorulacak olan o büyük sorunun (hatb) cevabına melekleri odaklamak olduğunu dilbilimsel olarak açıklar.
Murselûn (الْمُرْسَلُونَ)
İbn Fâris, "r-s-l" kökünün temel olarak bir şeyi bir yere göndermek, peş peşe yollamak, serbest bırakmak ve bir bağdan kurtarmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "irsâl" eyleminin belirli bir görevle bir elçiyi yollamak olduğunu, ism-i mef'ul çoğul formundaki "murselûn" kelimesinin ise "Allah tarafından özel bir mesaj veya iş için gönderilmiş, ilahi iradenin taşıyıcısı olan elçiler" anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik kökenlerinde (Aramice ve Süryanice) ilahi bir otoritenin vekili ve sözcüsü olma manasının hakim olduğunu, Kur'an'ın bu kelimeyi peygamberler ve görevli melekler için teknik bir statü olarak kullandığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "mursel" kavramının Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde "gönderen" (Mürsil) ile "gönderilen" (Mürsel) arasındaki kopmaz bağı ve elçinin taşıdığı mutlak otoriteyi temsil eden kilit bir terim olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin başındaki belirlilik takısının (el), onların sıradan görevliler değil, o anda beklenen veya bilinen o büyük görevin bizzat muhatabı olan "tanımlı elçiler" olduğunu gösterdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "r-s-l" kökündeki "süreklilik ve akış" manasının, meleklerin ilahi emirleri yerine getirmedeki kesintisiz ve durdurulamaz hareket kabiliyetlerine işaret ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, düzenli eril çoğul (cem-i müzekker sâlim) yapısının, melekler grubunun tamamını kapsayan ve onların elçilik vasfındaki ortaklığını bildiren dilbilimsel bir kapsayıcılık sunduğunu söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla