قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 30. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: zariyat suresi, zariyat suresi 30. ayet, ilim, ilahi emir, zariyat 30, hikmet, rab, bilgi
-
"Rabb’in böyle buyurdu, dediler; kuşkusuz hikmeti sonsuz, ilmi sınırsız olan yalnız O'dur."
Rabb’in böyle buyurdu. Yani senin durumunu bilmesine rağmen sen onunla müjdelendin. Rabb’in, senin durumundan habersiz değildir. Kuşkusuz hikmeti sonsuz, ilmi sınırsız olan yalnız O’dur. Yani Onun hikmeti sonsuzdur, çocuğu olması gereken yere koymuştur, işlerin uygun olanlarını ve nihaî akıbetini de bilmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâlû (قَالُوا)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün temel olarak sesle ifade edilen her türlü anlamlı söz ve beyan olduğunu belirtir; burada meleklerin İbrahim'in eşine verdikleri kesin ve net cevabı ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" eyleminin bazen bir iddiayı bazen de bir gerçeği sabitlemeyi anlattığını, meleklerin bu fiili kullanarak şüpheyi ortadan kaldıran bir otoriteyle konuştuklarını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, fiilin mazi çoğul formunun meleklerin bir ağızdan veya ortak bir iradeyle bu ilahi hükmü tebliğ ettiklerini gösterdiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, "kâlû" gibi diyalog başlatıcı fiillerin Kur'an'ın kıssa anlatımlarında sahneler arası geçişi sağlayan ve muhatabın dikkatini bir sonraki hükme odaklayan temel bir yapı taşı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin burada bir itirazı sonlandıran ve ilahi iradenin tartışılmazlığını ilan eden sarsıcı bir "söz" olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çoğul yapının meleklerin elçilik görevindeki kolektif vakarını yansıttığını söyler.
Kezâliki (كَذٰلِكِۙ)
İbn Fâris, "k-v-n" köküyle bağlantılı olan "ke" (gibi) ve "zâlike" (şu) kelimelerinin birleşmesiyle oluşan bu yapının, bir durumun aynen göründüğü veya söylendiği gibi olduğunu sabitlediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kezâlike" ifadesinin burada "İş senin dediğin gibi değil, Allah'ın takdir ettiği gibidir" anlamında bir sınır çizme ve gerçeği işaret etme işlevi gördüğünü açıklar. Theodor Nöldeke, bu kalıbın Kur'an'ın diyaloglarında bir önceki şüphe veya hayret ifadesini geçersiz kılan, "İşte böyle, bu bir kesinliktir" manasını taşıyan karakteristik bir vurgu edatı olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin beşeri şaşkınlık ile ilahi takdir arasındaki kırılma noktasını temsil eden retorik bir mühür olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "Rabbinin hükmü senin biyolojik imkansızlık algından daha üstündür" mesajını veren bir karşılaştırma ve sabitleme aracı olduğunu belirtir.
Kâle (قَالَ)
İbn Fâris, "k-v-l" kökünün burada ilahi bir emir ve hüküm bildiren en üst makamın beyanı olarak kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" fiilinin Allah'a nispet edildiğinde "yaratma" ve "takdir etme" eylemiyle eş anlamlı bir kesinlik kazandığını vurgular. Celaleddin el-Suyuti, mazi tekil formun ilahi iradenin birliğini ve bu müjdenin bizzat Allah'tan sadır olan bir hüküm olduğunu gösterdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Allah'ın "kavl"inin ontolojik bir güç taşıdığını, yani söylenen şeyin varlık sahasına çıkmasının kaçınılmaz olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak "k-v-l" kökünün burada beşeri bir konuşmanın ötesinde, varlık nizamını değiştiren bir ontolojik müdahaleyi temsil ettiğini belirtir.
Rabbüki (رَبُّكِ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temel olarak sahip olma, yetiştirme ve bir şeyi kademeli olarak kemale erdirme anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kelimesinin burada özellikle müennes (dişil) muhatap zamiri olan "ki" ile kullanılmasının, Allah'ın Hz. Sâre üzerindeki şefkatini, onu terbiye edişini ve imkansız görüneni onun için mümkün kılacak olan yaratıcı otoritesini temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "Rab" kavramının kul ile kurulan o çok özel koruyucu bağını vurgulayarak, buradaki dişil kullanımın bireysel bir lütuf ve sahiplenme tonu taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "ıslah etme" manasının, Sâre'nin fiziksel durumunu (kısırlık ve yaşlılık) biyolojik olarak çocuğa hazır hale getirecek olan ilahi kudrete işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu hitabın melekler aracılığıyla doğrudan bir kadının şahsına yöneltilmesinin, onun ilahi huzurdaki değerini perçinleyen dilbilimsel bir incelik olduğunu söyler.
İnnehû (إِنَّهُ)
İbn Fâris, "e-n-n" köküne dayanan "inne"nin şüpheyi ortadan kaldıran mutlak bir tekit harfi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu yapının zihindeki imkansızlık duygusunu kökten kazımak için "hû" zamiriyle pekiştirildiğini ve bahsedilen her şeyin merkezinde ilahi özün (Allah) bulunduğunu ifade eder. Theodor Nöldeke, "inne" edatının yeminleri takip eden veya sarsıcı haberleri sabitleyen en güçlü Arapça vurgu unsuru olduğunu açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "hû" zamirinin burada Allah'a dönerek, tüm bu sürecin failini doğrudan belirginleştirdiğini söyler.
Hüve (هُوَ)
İbn Fâris, bu kelimenin üçüncü tekil şahıs zamiri olduğunu ve burada "kasr" (tahsis) ifade ederek "ancak O" veya "O'nun bizzat kendisi" vurgusu oluşturduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hüve" zamirinin burada "İnne"den sonra ikinci bir pekiştirme olarak gelmesinin, ilahi vasıfların (Hakîm ve Alîm) Allah'tan başka hiçbir varlıkta bu yetkinlikte bulunamayacağını gösterdiğini ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, zamirin cümlede "fasıl zamiri" işlevi görerek özneyi yükleme en güçlü şekilde bağladığını ve anlamı tekelinde topladığını açıklar.
El-Hakîmü (الْحَكِيمُ)
İbn Fâris, "h-k-m" kökünün temel olarak "engel olmak, bir şeyi sağlamlaştırmak ve hikmetle idare etmek" anlamına geldiğini belirtir. "Hakîm" isminin, yaptığı her işi bir amaca binaen, en sağlam ve en yerinde yapan varlık demek olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, bu kökten türeyen hikmetin, bilgisizlik ve hatanın zıddı olduğunu, burada yaşlı bir kadının doğurması gibi "hikmet dışı" görünen bir olayın aslında ilahi planın en mükemmel ve yerinde bir parçası olduğunu vurguladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, "Hakîm" sıfatının Kur'an'da Allah'ın evrendeki mutlak yasalarının ve iradesinin her zaman bir adalet ve dengeye dayandığını simgeleyen ontolojik bir vasıf olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "sağlamlık" vurgusunun, bu ilahi kararın hiçbir dış etkenle sarsılamayacağını ve ilahi nizamın bir gereği olduğunu gösterdiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "h-k-m" kökünün, her şeyi olması gereken yere koyma yetisini temsil ettiğini ve mucizenin de bu ilahi ölçünün bir tecellisi olduğunu belirtir.
El-Alîmü (الْعَلِيمُ)
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün bir şeyi diğerinden ayıran iz, belirti ve mutlak bilgi anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "Alîm" isminin mübalağa kalıbında olduğunu ve Allah'ın gizli-açık her şeyi, eşyanın hakikatini ve özellikle Hz. Sâre'nin içindeki hayret ve duaları en ince ayrıntısıyla bildiğini temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "Alîm" sıfatının Allah'ın kozmik bilgisini simgelediğini ve bu bilginin "Hakîm" ile birleşerek kör bir güç değil, bilinçli ve amaçlı bir yaratma eylemini oluşturduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "bilgiyle kuşatma" manasının, biyolojik yasaların da ötesindeki tüm ihtimalleri bilen ilahi zekayı muhatabın zihnine nakşettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak "a-l-m" kökünün bir "uyanış ve farkındalık" nuru olduğunu, Allah'ın her zerreyi bu nurla bildiğini ve takdir ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "Alîm" isminin "Hakîm" isminden sonra gelmesinin, ilahi eylemin önce derin bir hikmete, sonra ise sonsuz bir bilgiye dayandığını gösteren dilbilimsel ve anlamsal bir tertip olduğunu söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla