Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Zâriyât Sûresi, 26. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Zâriyât Sûresi, 26. Ayet

    فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ferâġa ilâ ehlihi fecâe bi’iclin semîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      26-27. "Belli etmeden hemen ailesinin yanına gitti ve besili bir buzağı kebabı getirdi. Onu önlerine koydu ve 'Buyurmaz mısınız?’ dedi.”

      Belli etmeden hemen ailesinin yanına gitti. Yani Hz. İbrahim, konuklarına fark ettirmeden, gizlice ailesinin bulunduğu tarafa doğru yöneldi. Bundan dolayıdır ki gizli yola “râiğ” (رائغ) denilmiştir, bu kelime şaşırtmak, kurnazlık yapmak mânasına gelmektedir. Bu kelime “zâiğ” (زائغ) diye de okunmuştur. İmam Muhammed bazı kitaplarında bunu, uzun ve dolambaçlı yol diye açıkladı. En doğrusunu Allah bilir. Besili bir buzağı kebabı getirdi. Onu önlerine koydu ve ‘Buyurmaz mısınız?’ dedi. Allah başka bir âyette de şöyle buyurdu: “Çok geçmeden (konuklarına) kızartılmış bir buzağı getirdi”. Burada geçen “hanîz (حَنِيذٍ) kelimesi, kızartılmış buzağı demektir. Onun fırında değil toprakta kızartıldığı söylenmiştir. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları şöyle dedi: “Hanîz”, taşta kızartılan ettir. Şöyle de denilmiştir: “Hanîz”, sadece sütle beslenen küçük hayvandır. En doğrusunu Allah bilir.

      Hz. İbrahim kıssası hakkında müfessirlerin söylediklerine göre buzağıyı onlara yaklaştırınca, onlar, biz ancak ücretiyle yeriz dediler. Hz. İbrahim de “öyleyse yiyin ve ücretini de verin” dedi. Ücreti ne kadardır? diye sorduklarında şunu söyledi: Yemeğe başlarken şanı yüce olan Allah’ın adını anarsınız, yemeği bitirince de O’na hamdedersiniz. Bu söz üzerine melekler birbirlerine baktılar ve demek ki bundan dolayı Allah seni dost edindi, dediler ve buna benzer başka sözler söylediler. Ancak biz, Allah Teâlanın kitabında belirtmiş olduğuna herhangi bir ilave veya çıkarma yapmaktan korktuğumuz için Allah’ın söylediklerinden başka bir şey söylemek istemiyoruz. Müfessirlerin kitaplarında bulunan rivayetlerden ve ilhâd ehlinin sözlerinden kaçmıyoruz. Kur’ân’daki bu haberler de ancak Resûlullah’ın (s.a.) peygamberliğinin ispatına delil olsun diye belirtilmiştir. Bu konuda müfessirlerin kitaplarında bulunan fazla veya eksik bir yorum yapıp endişe verici bazı sözler söylemektense bunlardan uzak durmak ve susmak evlâdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ferâga (فَرَاغَ)

        İbn Fâris, "r-v-ğ" kökünün bir şeyden gizlice sapmak, bir yöne hissettirmeden yönelmek veya bir hile ile bir tarafa meyletmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ravgan" kelimesinin başkası tarafından fark edilmeyecek şekilde sessizce ve nazikçe hareket etmek olduğunu, burada İbrahim peygamberin misafirlerini rahatsız etmemek ve onlara haber vermeden ikram hazırlamak için yanlarından usulca ayrılmasını ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin başındaki "fe" harfinin eylemler arasındaki sürati bildirdiğini ve "râga" eyleminin misafirlere hissettirilmeden yapılan bir yöneliş olduğunu kaydeder. Theodor Nöldeke, bu kelimenin eski Arap misafirperverlik kültüründeki inceliği ve ev sahibinin ikramı bir sürpriz gibi hazırlama geleneğini yansıtan karakteristik bir fiil olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "gizlice süzülme" anlamının, İbrahim'in misafirperverlikteki yüksek ahlakını ve onları "borçlu hissettirmeme" konusundaki hassasiyetini dilbilimsel bir incelikle sunduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak bu kökün bir amaca sessiz ve hızlı bir şekilde odaklanmayı anlattığını, burada ise samimiyetin ve cömertliğin sessizce icra edilmesini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin mazi yapısının, bu nezaketli ayrılışın kararlılıkla ve bir plan dahilinde gerçekleştirildiğini dilbilimsel olarak pekiştirdiğini söyler.

        İlâ (إِلَىٰ)

        İbn Fâris, bu harf-i cerin bir eylemin varacağı son noktayı veya bir yöne doğru olan hareketi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilâ" edatının burada fiziksel bir mekan olan ev halkına doğru yönelmeyi ve eylemin hedefini belirlediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, edatın cümleye kattığı yönelme anlamının, İbrahim peygamberin odağının tamamen ikram hazırlığına ve bu hazırlığın yapılacağı merkez olan ailesine kaydığını dilbilimsel olarak sabitlediğini söyler.

        Ehlihî (أَهْلِهِ)

        İbn Fâris, "e-h-l" kökünün temel olarak bir mekana ait olanlar, bir kimseyle bir arada bulunanlar ve yakınlık bağı olanlar anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ehl" kelimesinin bir evi paylaşan kişileri, aileyi ve akrabaları ifade ettiğini, buradaki "hî" zamiriyle birleşerek İbrahim'in hane halkını ve özellikle eşini kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, "ehl" kavramının Kur'an'ın sosyal terminolojisinde sadece kan bağı değil, aynı zamanda ortak bir yaşam alanını ve sorumluluğu temsil eden güvenli bir liman anlamı taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada ikram hazırlığının mutfağı olan aile ortamına işaret ettiğini ve misafirperverliğin bir aile dayanışması içinde yürütüldüğünü etimolojik olarak hissettirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "e-h-l" kökünün samimiyet ve ünsiyet manasıyla birleşerek, en değerli ikramların en mahrem ve güvenli alanda hazırlandığını temsil ettiğini ifade eder.

        Fe-câe (فَجَاءَ)

        İbn Fâris, "c-y-e" kökünün bir yere gelmek, bir şeyi getirmek veya bir varış eylemini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "câe" fiilinin bir nesneyle birlikte kullanıldığında o şeyi getirmek anlamına geldiğini ve burada hazırlanan rızkın sunulmasını ifade ettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, fiilin başındaki "fe" harfinin hemen ardından gelme bildirdiğini, İbrahim'in gidişi ile ikramla dönüşü arasında hiçbir vakit kaybı olmadığını, bunun da cömertliğin bir göstergesi olan süratle yapıldığını kaydeder. Theodor Nöldeke, fiilin mazi yapısının, misafirperverlik eyleminin tamamlanmış ve ikramın hazır hale getirilmiş olduğunu bildiren net bir anlatı dili sunduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "câe" kelimesinin basit bir gelişten öte, beklenen ve sevindirici bir şeyin takdim edilmesi anlamındaki zenginliğini vurgular.

        Bi-ıclin (بِعِجْلٍ)

        İbn Fâris, "a-c-l" kökünün temel olarak acelecilik ve sürat anlamına geldiğini, sığırın yavrusuna "ıcl" denmesinin nedeninin ise onun hareketliliği ve çevikliği olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ıcl" kelimesinin inek yavrusu anlamına geldiğini, ancak kökenindeki acelecilik anlamıyla olan bağına dikkat çekerek, bunun ya hayvanın doğasından ya da ikramın hızlıca hazırlanmasından kaynaklandığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik kökenlerine işaret ederek İbranice "egel" ile doğrudan bağlantılı olduğunu ve kadim Ortadoğu kültüründe misafire sunulan en değerli ikramlardan biri olan genç sığırı temsil ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin seçilmesinin İbrahim'in cömertliğini betimleyen merkezi bir imge olduğunu ve misafirlere sıradan bir yemek değil, besili ve taze bir ziyafet sunulduğunu vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "acele" manasının, ikramın misafiri bekletmeden, taze ve heyecanla sunulduğu sahnesini fonetik olarak desteklediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak "ıcl"in gençliğin ve enerjinin sembolü olduğunu, sunulan ikramın en canlı ve verimli olanından seçildiğini vurgular.

        Semînin (سَمِينٍ)

        İbn Fâris, "s-m-n" kökünün temel olarak etli, yağlı, gürbüz ve zenginlik ifade eden bir hacim fazlalığı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "semîn" kelimesinin zayıflığın zıddı olduğunu, burada ise sunulan hayvanın ne kadar besili, semiz ve kaliteli olduğuna işaret ederek ev sahibinin cömertliğini nitelediğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin sıfat olarak "ıcl" kelimesini tamladığını ve sunulan yemeğin en iyi, en lezzetli ve en doyurucu kısımdan seçildiğini ifade ettiğini kaydeder. Theodor Nöldeke, bu nitelemenin Arap misafirperverlik şiirlerindeki bolluk ve kalite temasını yansıtan klasik bir edebi unsur olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki besililik anlamının, misafire verilen değerin bir ölçüsü olarak o dönemin en lüks ve en zahmetli ikramını temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "semîn" kelimesinin, ikramın sadece miktar olarak değil, nitelik ve lezzet olarak da zirveye ulaştığını dilbilimsel bir estetikle sunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin nekre ve tenvinli yapısının, o besili olma durumunun hayranlık uyandıracak derecede belirgin olduğunu pekiştirdiğini söyler.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X