وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 22. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: zariyat suresi 22. ayet, rızık, gök, zariyat 22, kesinlik, ilahi vaad, zariyat suresi, sema
-
"Rızkınız ve size vâdedilenler göktedir.”
Rızkınız Göktedir
Ebû Bekir el-Esam şöyle dedi: Rızkınız ve size vâdedilenler göktedir mealindeki âyet, sizin rızkınız ve size vâdedilen hayır ve şer göktedir demektir. Hasan-ı Basrî ve diğerleri ise şöyle dediler: Rızkınız göktedir, yani hububat, meyveler ve çeşitli nimetlerden oluşan rızkınız gökten yere inen ve bitkileri bitiren yağmurdadır, bütün bunların var olmasına gökten inen yağmur vesile olmaktadır. Allah bundan dolayı rızkı göğe nispet etmiştir. En doğrusunu Allah bilir. Rızkımızın gökte olduğunun belirtilmesinden maksat, yağmur ve istifademize sunulan güneş, ay ve melekler de olabilir; çünkü yeryüzündeki bütün rızıkların ve gıdaların oluşması, gökte bulunan bu varlıklar aracılığıyla gerçekleşmektedir, gıdalar güneş ve ay sayesinde olgunlaşmakta, rızıklar ve yağmurlar da melekler tarafından korunmaktadır. Çünkü onlar, bu işle görevlendirildiler ve bununla imtihan edilmektedirler. Allah Teâlâ, “İşleri taksim edenlere andolsun” yani meleklere andolsun buyurmaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Size vâdedilenler göktedir, yani ceza ve mükâfat türünden size vâdedilenlerin hepsi göktedir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ve fî (وَفِي)
İbn Fâris, "f-y" kökünün temel işlevinin zarfiyet olduğunu, bir şeyin başka bir şeyin içinde bulunmasını veya bir kaynağa mensubiyetini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fî" edatının burada rızkın asıl kaynağının ve takdir edildiği merkezin gökyüzü olduğuna işaret eden bir konumlandırma sunduğuna dikkat çeker. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "vav" harfinin önceki ayetlerdeki delil zincirini sürdüren bir atıf olduğunu, "fî" edatının ise rızkın yeryüzündeki zahiri sebeplerinden öte, metafiziksel ve kozmik aslına yönlendiren dilbilimsel bir araç olduğunu söyler.
Es-semâi (السَّمَاءِ)
İbn Fâris, "s-m-v" kökünün temel olarak yükseklik, yücelik ve üstte olma anlamına geldiğini, yerin zıddı olarak yukarıda olan her şeye "sema" dendiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada hem yağmurun indiği fiziksel gökyüzünü hem de ilahi emirlerin ve takdirin çıktığı yüce makamı ifade ettiğini açıklar. Theodor Nöldeke, "sema" kelimesinin bu bağlamda kullanılmasının, rızkın yeryüzü şartlarına bağlı olmayan, daha aşkın ve ilahi bir iradeyle belirlenen boyutuna vurgu yaptığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki yükseklik anlamının, rızkın en temel sebebi olan yağmurun gökten inmesiyle kurulan somut bağın yanı sıra, bereketin manevi kaynağına da işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik olarak "sema"nın insanın ulaşamayacağı bir yüceliği temsil ettiğini, rızkın orada konumlandırılmasının ise insanın rızık konusundaki acziyetini ve ilahi lütfa muhtaçlığını temsil ettiğini vurgular.
Rizkukum (رِزْقُكُمْ)
İbn Fâris, "r-z-k" kökünün temel olarak nasip, pay, faydalanılan şey ve vaktinde verilen bağış anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rızık" kelimesinin hem canlılara verilen gıdayı hem de ruhun gıdası olan bilgi ve hikmeti kapsadığını, buradaki "küm" (sizin) zamiriyle birleşerek her ferdin kendine has ve takdir edilmiş payına işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "rızık" kavramının Kur'an'ın ontolojik dünyasında Allah'ın "Rezzâk" sıfatının bir tecellisi olduğunu ve insanın çabasının ötesinde ilahi bir cömertliği (kerem) temsil eden bir "hediye" mahiyetinde olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "pay" anlamının, rızkın rastgele değil, belli bir ölçü ve takdirle (kader) verildiğini dilbilimsel olarak hissettirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "r-z-k" kökünün bir şeyin sürekli olarak verilmesi manasına da geldiğini, bunun da ilahi ihsanın kesintisizliğini ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Hidayet Aydar, iyelik zamirinin eklenmesinin, rızık üzerindeki ilahi güvenceyi ve her canlının payının bizzat onun adına kaydedildiğini pekiştirdiğini ifade eder.
Ve mâ (وَمَا)
İbn Fâris ve Celaleddin el-Suyuti, "mâ" edatının burada ism-i mevsul (ilgi zamiri) olduğunu ve "şey" anlamına gelerek cümleyi "size vadedilen şeyler" şeklinde genişlettiğini belirtirler. Theodor Nöldeke, "mâ"nın nekre (belirsiz) ve kapsayıcı yapısının, vadedilenlerin (cennet, ceza, kıyamet vb.) insan hayalini aşan bir çeşitlilikte ve büyüklükte olduğuna dair edebi bir vurgu sağladığını ifade eder.
Tû'adûne (تُوعَدُونَ)
İbn Fâris, "v-a-d" kökünün temel olarak bir şeyi önceden haber vermek, birine söz vermek veya uyarmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "va'd" kelimesinin hem müjde hem de tehdit (vaîd) için ortak bir kök olduğunu, edilgen (meçhul) yapıda kullanılan bu fiilin, ilahi otorite tarafından insanlara taahhüt edilen her türlü sonucu kapsadığını açıklar. Toshihiko Izutsu, fiilin "tû'adûne" şeklindeki edilgen formunun, vaadin gerçekleşmesinin kesinliğini ve bu sürecin tamamen ilahi iradenin kontrolünde olduğunu vurgulayan ontolojik bir kesinlik taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada özellikle rızıkla birlikte zikredilmesinin, dünyadaki geçimin de ahiretteki hesabın da aynı ilahi takdirin bir parçası olduğunu gösteren retorik bir bütünlük sağladığını ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, geniş zaman edilgen (muzari meçhul) sîgasının, bu vaadin her an geçerli olduğunu ve sarsılmaz bir ilahi yasa niteliği taşıdığını dilbilimsel olarak ortaya koyduğunu söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla