اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Zâriyât Sûresi, 16. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bağışlanma dileği, zariyat suresi 16. ayet, gece ibadeti, az uyku, seher vakti, dünya iyiliği, zariyat suresi, zariyat 16, rab, ihsan
-
"Rab’lerinin kendilerine verdiklerini alacaklar. Çünkü onlar daha önce güzel davranışlar içindeydiler.”
Rab’lerinin kendilerine verdiklerini alacaklar. Bu İlâhî beyan iki şekilde yorumlanır. Birincisi, Allah’ın onlara vermiş olduğu gücü, kudreti ve malı Allah hakkı olarak kabul ederler, şükrünü eda etmek, Allah’a kulluk yapmak ve bunları Allah’a itaat yolunda kullanmak üzere alırlar. Bundan dolayı Allah Teâlâ, Çünkü onlar daha önce güzel davranışlar içindeydiler buyurmuştur. Yani bunları en güzel şekilde aldılar, onları Allah Teâlâ’nın hakkı olarak kabul ettiler ve O’na itaat yolunda kullandılar. Bu yoruma göre âyette sanki takdim-tehir var gibidir: Allaha saygısızlıktan sakınanlar cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar, çünkü onlar daha önce güzel davranışlar içinde idiler. Rab’lerinin kendilerine verdiklerini aldılar. Yani onlar dünyada iken yaptıkları güzel davranışlar sayesinde cennete ulaştılar.
İkincisi, müfessirler, Rab’lerinin kendilerine verdiklerini alacaklar sözünün âhiretle ilgili olduğunu söylediler. Yani Allah’ın onlara cennette verdiği nimetlerden razıdırlar. Nitekim Cenâb-ı Hak, “Allah onlardan hoşnuttur, onlar da O’nun rızasını kazanmaktan ötürü mutludurlar” buyurmaktadır. Müfessirlerin bu yorumuna göre Çünkü onlar daha önce güzel davranışlar içinde idiler İlâhî buyruğu dünya ile ilgilidir.
Yorumu Yorumla
-
Âhizîne (آخِذِينَ)
İbn Fâris, "e-h-z" kökünün temel olarak bir şeyi elle tutmak, kavramak, almak veya bir şeye sahip olmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ahz" eyleminin bir şeyi zorla almak (istila) veya rıza ile kabul etmek (iktibas) şeklinde ikiye ayrıldığını, bu ayette ise müminlerin Rablerinin kendilerine sunduğu nimetleri büyük bir hoşnutluk, sevinç ve bilinçle kabul etmelerini ifade eden ism-i fâil (etken ortaç) çoğul formuyla kullanıldığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimeyi klasik dilbilim çerçevesinde, cennetliklerin kendilerine verilen ödülleri fiilen teslim almaları ve onlardan yararlanmaya başlamaları şeklinde izah eder. Angelika Neuwirth, "âhizîne" kelimesinin bir hal (durum) olarak kullanılmasının, cennetliklerin tasvirinde dinamik bir sahne oluşturduğunu ve nimetlerle olan doğrudan etkileşimi görselleştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "alma" eyleminin burada pasif bir kabulden ziyade, dünyadaki salih amellerin bir bedeli ve karşılığı olarak sunulan ilahi lütufları onurla üstlenme halini yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, etimolojik bağlamda "ahz" kökünün, müttakilerin dünyada ilahi emirleri "alma" (benimseme) konusundaki titizliklerinin ahiretteki simetrik karşılığı olarak ödülleri "alma" şeklinde tecelli ettiğini vurgular.
Mâ (مَا)
İbn Fâris ve Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin "ism-i mevsul" (ilgi zamiri) olduğunu ve "şey" anlamında kullanılarak kendisinden sonra gelen fiille birlikte (âtâhüm) verilen nimetlerin tamamını kapsayan genel bir ifade oluşturduğunu belirtirler. Theodor Nöldeke, "mâ" edatının bu tür cennet tasvirlerinde nekre (belirsiz) bir genişlik sağlayarak, verilen nimetlerin niteliğinin ve bolluğunun insan tasavvurunu aşan bir boyutta olduğunu hissettirdiğini ifade eder.
Âtâhüm (آتَاهُمْ)
İbn Fâris, "e-t-y" kökünün bir yere gelmek veya bir şeyi getirmek/vermek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itâ" (vermek) kelimesinin "i'tâ" kelimesinden farkına dikkat çekerek, bu kökün genellikle lütuf, ikram ve değerli şeylerin sunulması durumunda tercih edildiğini, burada ise Rabb'in kullarına yönelik mutlak cömertliğini ve doğrudan ihsanını anlattığını ifade eder. Celaleddin el-Suyuti, mazi (geçmiş zaman) fiil formundaki bu kelimenin, Allah'ın vaat ettiği nimetlerin gerçekleşmesinin kesinliğini ve o an yaşanıyormuş gibi sabit olduğunu bildirdiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki "getirme/sunma" anlamının, ilahi ödülün müminlere büyük bir ikram ve merasimle sunulduğu sahnesini pekiştirdiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "e-t-y" kökünün "ef'ale" babına aktarılarak "âtâ" şekline dönüşmesinin, vermenin sürekliliğini ve büyüklüğünü dilbilimsel olarak vurguladığını söyler.
Rabbühüm (رَبُّهُمْ)
İbn Fâris, "r-b-b" kökünün temel olarak sahip olma, ıslah etme, yetiştirme ve bir şeyi kemale erdirme anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kelimesinin bir şeyi halden hale geçirerek olgunlaştıran varlık demek olduğunu, burada ise kullarını dünyada takva ile terbiye eden Allah'ın, ahirette de onları nimetlerle ödüllendirerek bu süreci nihai mutluluğa erdirdiğine işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "Rabb" kavramının Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde "abd" (kul) ile olan kopmaz bağını vurgulayarak, bu ayetteki aitlik zamiriyle (hüm/onların) birleşmesinin, Allah ile müttaki kulları arasındaki o çok özel, şefkatli ve koruyucu ilişkiyi etimolojik olarak perçinlediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada özellikle seçilmesinin, verilen nimetlerin alelade birer nesne değil, bizzat mülkün sahibi ve terbiyeci olan Allah'ın birer lütfu olduğunu hatırlattığını belirtir.
İnnehüm (إِنَّهُمْ)
İbn Fâris ve Celaleddin el-Suyuti, bu ifadenin bir tekit (pekiştirme) harfi olan "inne" ile üçüncü çoğul şahıs zamirinin (hüm) birleşimi olduğunu belirtirler. Theodor Nöldeke, "inne" edatının cümleye kattığı kesinlik vurgusunun, cennetliklerin bu ödülleri hak etme gerekçelerini açıklayan bir sonraki cümleye (muhsinîn) zihni hazırladığını ifade eder.
Kânû (كَانُوا)
İbn Fâris, "k-v-n" kökünün oluş, varlık ve bir hal üzere bulunma anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâne" fiilinin burada bir durumun geçmişteki sürekliliğini ve yerleşik karakterini bildirdiğini ifade eder. Theodor Nöldeke, kelimenin mazi (geçmiş zaman) formunun, müminlerin cennetteki bu konumlarının tesadüfi olmadığını, dünya hayatındaki tutarlı yaşam tarzlarının bir sonucu olduğunu zamansal bir perspektifle ortaya koyduğunu belirtir.
Kable (قَبْلَ)
İbn Fâris, "k-b-l" kökünün öncelik, bir şeyin ön tarafı ve zaman açısından daha önce olanı ifade ettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin zaman zarfı olarak cennet hayatına nispetle dünya hayatını işaret ettiğini açıklar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kökenindeki öncelik anlamının, dünya ve ahiret arasındaki sebep-sonuç ilişkisini dilbilimsel olarak kurduğunu söyler.
Zâlike (ذَٰلِكَ)
Celaleddin el-Suyuti, bu işaret isminin "şu anki durum" yani cennetteki nimetlere kavuşma anı öncesindeki döneme (dünyaya) işaret ettiğini belirtir. Theodor Nöldeke, uzak işaret isminin (zâlike) kullanılmasının, dünya hayatının artık geride kalmış, uzaklaşmış bir aşama olduğunu hissettiren retorik bir işlev gördüğünü ifade eder.
Muhsinîn (مُحْسِنِينَ)
İbn Fâris, "h-s-n" kökünün temel olarak güzellik, iyilik ve mükemmellik anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihsan" kavramının iki boyutuna dikkat çeker: Birincisi, başkasına iyilik etmek; ikincisi ise yaptığı işi en güzel ve en doğru şekilde (itkan ile) yapmaktır. "Muhsinîn" kelimesinin, bu iki vasfı da üzerinde taşıyan, hem Allah'a kulluğu hem de insanlara muameleyi en yüksek kalitede gerçekleştiren kişileri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "muhsin" kavramının Kur'an'ın etik yapısındaki en üst derecelerden biri olduğunu, "iman" ve "islam"ın ötesinde, Allah'ı görüyormuşçasına bir bilinçle hareket etme halini (derin dindarlık) yansıttığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin kökenindeki güzellik vurgusunun, bu kişilerin karakterlerinin ve eylemlerinin ilahi ölçülere tam uyum sağlamasından kaynaklandığını, bu yüzden ödüllerinin de "güzellik" (cennet) olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ihsan"ın etimolojik olarak eylemi estetik ve ahlaki bir zirveye taşıma çabası olduğunu, müminlerin dünyadaki bu "kaliteli" duruşlarının onları cennette "muhsin" sıfatıyla taçlandırdığını vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, ism-i fâil çoğul yapısının, iyilik ve güzellik üretme eyleminin bu kişilerde geçici bir davranış değil, süreklilik arz eden bir kimlik haline geldiğini dilbilimsel olarak pekiştirdiğini söyler.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla